Giriş
Carcosa halkı mutlu ve cıvıl cıvıl bir güne uyanmıştı ama bugün onların en kötü kabusu olacaktı.
İskender yine marketten bir şey almak için kasabaya inmeliydi. Çok az kasabaya inerdi İskender çünkü kimse onu sevmiyordu. Yine indiği patika yolda bu sefer parlak bir mavi ışık gördü. Bunun neden olduğunu çok merak etti ve yere eğilip o mavi ışığın kaynağını bulmak için elini çimenlerin arasında gezdirmeye başladı. Eline parlayan mavi bir taş çarptı. Taşın üzerinde “Dile, iste, yapayım” yazıyordu. Yazıyı sesli bir şekilde okudu.
Mavi taş bu sözleri duymasının ardından havaya kalkarak İskender’e, “Dile, iste, yapayım,” dedi. İskender aklındaki kötücül planı devreye soktu ve taşa şöyle dedi: “O zaman herkes bir döngüde yaşasın, ben ise her günü farklı bir şekilde yaşayabileyim.”
Taş, “Bu dileğinden sen ve küçük bir çocuk etkilenmeyecek,” dedi.
İskender sırıtarak, “Bir çocuk mu? Beni durduracak? Kabul,” dedi.
Taş ise, “Dileğin artık gerçek oldu,” dedi.
İskender bunun sevinciyle taşı cebine atıp markete doğru koştu ve alışverişini yaptı. Ardından hızla evine koştu. Çok mutluydu; adeta piyango vurmuştu.
O sırada kahramanımız Teoman bir ormanın içinde oyun oynuyordu. Bu döngüden etkilenmeyen kişi Teoman’dı. Ağaçların sık olduğu bir ormanda koşarken yaşlı bir çınarın önünden geçerken garip bir şey yaşadı. Kelimelerle izah edilemezdi. Bir anda kendini yaşlı çınarın içinde buldu.
Çınar ona, “Altı ana taşı ve turuncu taşı bul. Altı taşı birleştir ve döngüyü kır,” dedi.
Ardından Teoman bir anda kendini tekrar dışarıda buldu. Ne yaşadığına anlam veremiyordu. Taşlar ne işe yarıyordu? Döngü neydi? Neden o? Aklında birçok soru vardı ama hiçbirinin yanıtı yoktu. Korkudan hızlıca eve doğru koşmaya başladı. Allah’tan evden çok uzak değildi. Yol boyunca olan biten her şeyi düşündü.
Eve vardığında olanları annesine anlatmadan odasına geçti. Zaten anlatamazdı. Annesinin hiçbir şeyden haberi yoktu.
Bu sırada İskender şatosunda oturmuş küçük Carcosa’yı izliyordu. Carcosa uzun bir dönem sessizliğe boğulacaktı.
Teoman sabah uyandığında akşam olanlar aklından çıkmıyordu. Altı taş, döngü… Ne oluyordu? Annesinin yanına gitti ve kahvaltı istedi ama annesi onu görmezden geliyordu. Teoman adeta dün sabahı tekrar yaşıyor gibiydi ama kendisi bir hayalet gibiydi.
Ağacın bahsettiği döngü bu muydu?
Birden odasından cam kırılma sesi geldi. Çok garipti. Neler oluyordu? Neden cam kırılmıştı? Hemen odasına doğru koştu. İçinde bir ürperti vardı, nabzı hızla artıyordu. Annesi hâlâ tepki vermemişti.
Odasına geldi, kapıyı araladı. Cam kırık değildi. Masanın üstünde mührü parlayan bir parşömen vardı. Hemen parşömeni kaptı ve mührü açtı. Üzerinde ilk başta anlamadığı şeyler vardı ama sonradan bunun bir koordinat olduğunu anladı.
Bu neydi?
Annesine durumu anlattı ama annesi yine tepki vermedi. Artık ağacın ne dediğini anlıyordu. Dünya bir döngüde takılı kalmıştı. Ama neden? Bu ancak bir bilim kurgu filminde olabilecek bir şeydi. Bu olaya kim ya da ne neden olmuştu?
Aklı karmakarışıktı. Cevapsız sorular zihninden çıkmıyordu. Bu koordinatta ne vardı? Koordinatı kim göndermişti? O cam kırılma sesi neydi?
Bu sırada köyü kontrol eden İskender şatosunda durmuş sigarasını içiyordu ama aklında eski zamanlardaki arkadaşları vardı. Okulda her gününü ona zehir ediyorlardı. O zamanlar karşılık veremediği için şimdi kendini yiyordu. Herkesin onun yaşadığı şeyi yaşamasını istiyordu.
Arkadaşları onunla dalga geçiyor ve dövüyordu. İskender ise her şeyi içine atıyordu çünkü çok yalnız ve anlaşılmamış bir çocuktu. Bazı hocaları onda ışık olduğunu söylese de anne ve babası hiçbir zaman ona inanmamıştı.
Şimdi ise tüm Carcosa bu kasvetli havayı belki de ömür boyu çekecekti.
Sigarasından son kez çekti ve kül tablasında söndürdü. Önündeki büyük camdan çaresiz Carcosa halkını izliyordu.
Teoman ise annesinin dün hazırladığı aynı masaya oturdu ve yemek yemeye başladı. Annesi hiçbir şey söylemeden kendi kendine konuşuyordu. Bu döngü nasıl bir şeydi? Şaka mı yapıyorlardı? Ama bu şaka olamazdı; çok gerçekçiydi.
Cevap alamadıkça sinirlenip bardağını yere attı ve masadan kalktı. Sandalyeyi de devirdi. Ama kimse tepki vermedi. Ne annesi ne babası… Hepsi aynı şekilde kahvaltı yapmaya devam ediyordu.
Teoman daha da sinirlendi, odasına gidip kapıyı hızla kapattı. Yine tepki yoktu. Yatağına uzandı ve uyudu.
İskender kasabaya inip bir adamın her gün geçtiği yere bir taş koydu. Sabah olduğunda adam yine oradan geçecek ve düşecekti. Hem de her gün, aynı saatte. İskender artık eğlenmeye başlamıştı. Carcosa, Teoman hariç, onun avuçlarındaydı.
Teoman uyandı ve kendine bir çanta hazırladı. İçine su, yemek, koordinat kâğıdı ve bir ip koydu. Koordinata gidecekti ama koordinat hesaplamayı bilmiyordu. Bu yüzden kütüphaneye gitti. Ansiklopedi bölümünü buldu. İstediği kadar ses çıkarabiliyordu çünkü insanlar döngüdeydi ve kimse ona tepki vermiyordu.
Yirmi dakika sonunda koordinat okumayı öğrendi ve Carcosa haritası üzerinde yerini buldu. Daha önce hiç gitmediği bir yerdi. Çantasına bir fener, defter ve kalem de koydu. Fermuarı kapattı ve hazır olduğunu hissetti.
Çantayı sırtına astı. Annesine seslendi ama her zamanki gibi cevap alamadı. Kendini bir hayalet gibi hissediyordu.
Kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Koordinatta ne olduğunu çok merak ediyordu. Dışarı çıktığında garip bir sessizlik vardı. İnsanların döngü başlamadan önce ne söyledilerse aynısını söylediklerini duymak onu ürkütüyordu.
Carcosa artık onun gözünde değişmişti. Kendini rahat hissetmiyordu.
Gözüne bir şey çarptı. Bir adam evinin önünde bir taşa takılıp düşüyordu. Ama bu daha önce hiç olmamıştı. Bu, onun gibi başka birinin daha olabileceği anlamına geliyordu. Bu düşünce hem sevindirmiş hem de korkutmuştu.
Bir an bunun bir tuzak olabileceğini düşündü.
Ya koordinatlar onu daha büyük bir tehlikeye götürüyorsa?
Ama Carcosa her sabah aynı kabusa uyanıyordu.
Eğer bir şey yapmazsa hiçbir şey değişmeyecekti.
Teoman çantasını omzuna astı.
Ve bilinmeyene doğru yürümeye başladı.