Efsaneler Çağı

All Rights Reserved ©

Summary

Sanal oyun dünyası ne kadar gerçektir. Bunun cevabını bulacaksınız.

Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
13+

Chapter 1

MU Kıtası, efsanevi dişi kurt Asena'nın, uluma sesleri ile inliyordu. Asena vadisinin her tarafından duyulan bu güçlü ses, vadiye kimin hükmettiğini de her kese haykırıyordu. Mu kıtasında asla görülmeyen ama varlığını her daim hissettiren Asena, vadinin istisnasız tek hakimiydi.

Şu anda Asena vadisinde ezeli düşmanlar, birbirleriyle kıyasıya mücadele ediyorlardı. Bu mücadelede, her türlü silah kullanılıyordu. İrili ufaklı kılıçlar, palalar, büyülü eşyalar, iri çekiçler, ateşli silahlar ve barut kokan bombalar...

Bunlar sadece, efsanevi karakterlerin kullandığı silahlardan bazılarıydılar.

Ayda bir kez yapılan bu meydan savaşında, rakipler asla denk değillerdi. Oyuna ilk kez dahil olan da bu meydandaydı, seksen level olan da buradaydı.

Hatta turnuva, Efsaneler Çağını oluşturan tüm kıtalar arası yapılan bir savaştı. Mu Kıtası, Midgart kıtası ve İnizami kıtası. Bu üç kıta, üç oyun kurucunun yarattığı ve kontrolünde olan kıtalardı. Bu yüzden, oyuncu çeşitliliği çok fazlaydı.

Elinde taşıdığı ve her tarafı dikenlerle kaplı olan demir gürzü başının üzerinden sallayarak, düşmanının üzerine doğru savuran şovalye, ortaya çıkan işten memnun bir şekilde gülümsedi. Rakibi olan ve narin vücut hatları bulunan genç kızının, neredeyse tüm can puanlarını bitirmişti. Oyuna daha yeni başlayan okçu karakteri, can puanlarının dibe vurması sebebiyle, ikinci bir darbeye daha dayanamamış ve oyun dışı kalmıştı. Şimdi dinlenme alanına gidip, tekrardan canlanmayı beklemek zorundaydı.

Efsaneler Çağı oyununun küçük savaşçıları olan Elifanlar, oldukça zorlu rakiplerdi. Kendisinden güçlü olan rakiplerini, dağlardaki madenlerden topladıkları kristaller ile güçlendirdikleri mızraklarını rakiplerine savurarak, onların can puanlarını silip süpürüyorlardı.

Bütün bu kargaşa içerisinde büyücüler, hatırı sayılır rakiplerdi. Savaş güçlerini en son raddeye kadar getirip, bir de onları peri ile desteklediklerinde, önlerinde hiç kimse duramazdı.

Asena vadisinde, ulu ağaçlardan oluşmuş kadim bir orman, görkemli hazineler saklıyordu. Bu hazineler, bazen yıkık bir harabede, bazen de artık taşlaşmış olan yaşlı ağaçların köklerinde bulunurdu.

Fakat bunları almak hiç de kolay değildi. Bu uğurda pek çok oyuncu telef olmuştu. Fakat, her türlü zorluğun üstesinden gelerek bu hazinelere kavuşanlar, çok değerli olan ve savaş gücünü arttıran silahlar kazanıyorlardı.

Her şeye rağmen, bin bir güçlükle kazanılan hazineleri korumak da ayrı bir önem taşıyordu. Çünkü savaşçılar arasında hırsızlık çok fazla yaşanıyordu. Hazineye sahip olmak için sadece kazanmak yetmiyordu, savaşçılar aynı zamanda, hazineyi de korumak zorundaydılar.

Bu yüzden savaşçılar, grup halinde dolaşırlardı. Bu sayede kendilerini, kolay yoldan hazine kazanmak isteyen hırsızlara karşı koruyabiliyorlardı.

Bütün bunlara rağmen, tek başına savaşan oyuncular da vardı. Fakat bunlar, vadinin en güçlüleri arasındaydılar. Onlara, gurup halinde bile saldırmak, intihardan farksızdı.

Vadiyi çevreleyen dağın doruklarında duran Beyaz Turna, aşağıda yaşanan savaşı büyük bir dikkatle takip ediyordu. Her an saldıracakmış gibi tuttuğu samuray kılıcı katana, ona tehditkar bir hava veriyordu. Uzun, düz siyah saçları, esen rüzgarla birlikte savruluyordu. Çekik kahverengi gözleri ile vadinin aşağısına doğru bakmaya devam etti. Birbirleri ile savaşan küçük oyuncu guruplarını rahatlıkla görebiliyordu.

Kendisinin de dahil olduğu Mu Kıtasında güçlü savaşçılar vardı. Bunun yanı sıra büyücüler her zaman dikkat edilmesi gereken kişilerdi. Okçular ise önemli rakiplerdi. Her zaman gizli bir kozları olurdu. Yayını iyi kullanan bir okçu, daima savaşçıların korkulu rüyası olurdu.

Bütün bunlara rağmen Yok Edici Turna'nın korktuğu ve asla bulaşmak istemeyeceği karakterler de vardı. Bunların başında, Midgart Kıtasında bulunan ve Hayalet denilen karakterler geliyordu. Hayaletler, güçlü bir büyücü ile baş edemezken, bir kılıç ustasını rahatlıkla yene biliyorlardı. Yok Edici Turna, onlara karşı savunmasını güçlendirmek için elinden geleni yapmıştı ama ne yapsa bir türlü başarılı olamamıştı. Hala hayaletlere karşı fazla bir şansı yoktu.

Bu yüzden kılıç ustaları, guruplarına daima büyücü alırlardı. Çünkü büyücülerin, onları yenmek için bir kaç numarası oluyordu. Yok Edici Turna ise, asla gurup kurmamış ve asla bir guruba dahil olmamıştı. Daima Mu kıtasında yalnız dolaşmıştı.

Yok Edici Turna, aşağıya inmenin vaktinin geldiğine karar verdi ve dağın doruklarından aşağıya uçarak, vadiye doğru alçalmaya başladı. Onun geniş kanatlarını açarak aşağıya doğru süzülmesi, görülmeye değer bir manzaraydı.

Ayakları yere basınca, diğer savaşan guruplardan ayrı olan bir büyücü, onu gözüne kestirdi ve büyülü asası ile Yok Edici Turna'ya ateş büyüsü yolladı. Bu teknik, Turnanın hafifçe sendelemesine sebebiyet vermişti. Hemen kendisini toparlayan Yok Edici Turna, adına yaraşır bir hareket yaptı ve üstün kılıç tekniğini kullandı. Savaş gücü zaten yüksek olan Yok Edici Turna, büyücüyü rahatlıkla yenmeyi başarmıştı. Onun kıpırdamasına fırsat vermeden kılıcını havada bir tur döndürdü ve kılıcında oluşan ışınları, rakip oyuncunun üzerine doğru yolladı. Bu hareket, Yok Edici Turna'nın, yani Hakan'ın yazmış olduğu yazılımın, büyücü oyuncunun yazılımını etkilemesine ve Hakan'ın bilgisayarında rakip oyuncunun sayfasının belirmesine sebebiyet verdi. Hakan ekranında beliren görüntüyü görünce hafifçe gülümsedi. Yazmış olduğu kod, başarılı olmuştu. Hobby olarak uğraştığı kod yazma işinde bir hayli iyi olduğunu kendisine ispatlamıştı. On yedi yaşının verdiği heyecanla gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Suratındaki gülümsemesini değiştirmeden rakip oyuncunun sayfasından eşya çantasına girdi ve orada bulduğu bütün eşyaları küçük bir bedel karşılığında satışa çıkardı.

-Çocuk fark edince fena bozulacak!

Odasındaki bilgisayarının başında otururken, gülmeye başladı. Amacına ulaşmıştı. Yaptığı şey ahlaken yanlıştı ama şimdi buna kim önem veriyordu ki! Sonunda yazmış olduğu yazılımın işe yaradığını artık biliyordu. Asıl önemli olan da buydu.


Hakan, Anadolu lisesi son sınıfa gidiyordu. Kendi sınıfı olan 12-B de, sevmediği hatta gıcık olduğu bir çocuk bulunuyordu; Kaan İleri.

Okula başladıklarından beri yani dört yıldır, bu çocukla yıldızları bir türlü barışmamıştı. Şimdi yazılımı, onun büyücü karakteri üzerinde uygulamak eğlenceli olacaktı.


Saatine baktı. 17.13'ü gösteriyordu. Kaan'ın internet Kafeye gitmesi için daha bir saatlik zaman vardı. Kaan'ın evinde bilgisayarı olmadığından, çoğunlukla akşam 18.00 gibi her zaman gittiği internet Kafeye giderdi. Şimdi, onun oyuna girmesini beklemesi gerekiyordu.

"Ne yapsam acaba?" diye düşündü. Asena vadisinde savaşan guruplara baktı. Guruplardan biri dikkatini çekmişti. Beş oyuncu, iki tane oyuncuyu kıstırmışlar, ha bire üzerlerine hücum ediyorlardı:

-Bu da ne böyle? Sizi ergen veletler! Beş kişi bir olmuşsunuz, iki çömezi mi eziyorsunuz?

Hakan, Yok Edici Turna'yı, savaş yapılan alana doğru yönlendirdi. Üzerlerine hızlı bir şekilde gelen Yok Edici Turna'yı gören oyuncular, hemen sohbet balonlarını aktif hale getirip, Turnayı uyardılar:

- Hooop!! Ne oluyor ağabey? Bu av bizim, sen karışma!

Kendisine, kinayeli bir üslupla konuşan savaşçı karakter, Turnadan ilk darbeyi alan kişi olmuştu. Güçlü bir kılıç darbesi ile can puanları ciddi bir şekilde düşen oyuncu, var kuvvetiyle klavyeden laf yetiştirmeye çalışıyordu:

-Çhar'ım, çhar'ıma sen nasıl vurabilirsin. Kurallardan haberin yok mu senin? Gurupta değilsen, haber vermeden saldıramazsın.

Yok Edici Turna, fazla konuşan olan bu ergen tipten sıkılmıştı:

-Gevezeliği bırak da elinde ne varsa onunla bana saldır. Az laf, çok iş oğlum...

Büyücü karakteri olan bir başka oyuncu da, yaşanan bu ağız dalaşına dahil oldu:

-Sen deli misin kardeşim? Başka işin gücün yok mu? Görmüyor musun, burada beş kişiyiz! Senin kim olduğuna bakmaz, kanatlarını yolarız ha! Ona göre...

Klavyenin başında, sert bir şekilde tuşlara vuran Hakan, artık iyiden iyiye sinirlenmeye başlamıştı. Neredeyse, klavyenin tuşları parçalanacaktı.

-Asıl siz görmüyor musunuz? Kendinizden savaş gücü çok düşük olan iki oyuncuya, beş kişi bir olmuşsunuz, saldırıyorsunuz. Asıl sizin yaptığınız ayıp.

Karşı taraf iyice öfkelenmişti.

-Sana ne be kardeşim, sana neeee?

Can puanları iyice düşen ve köşeye sıkıştırılan ikiliden okçu olanı, konuşmaya dahil oldu. Kendilerini savunan bu beyaz şovalyeyi görünce. "harika bir insan olmalı" diye düşündü.

-Yardıma mı geldin kardeş, sağ ol. İnan ki yardıma çok ihtiyacımız vardı.

Aralarında geçen bu muhabbetten iyice sıkılan Hakan, artık sonuca gitmek istiyordu:

-Gardınızı alın bakalım. Şimdi size yapacağım saldırıya bakalım nasıl dayanacaksınız. Gücü olmayana değil, asıl çok güçlü olana karşı birleşilir. Bu da size ders olsun.

Yok Edici Turna, son sözünü bitirmişti. Japon kılıcı olan Katanayı, kendi çevresinde bir tur döndürdü ve çok az savaşçının sahip olduğu Bin Kılıç Tekniğini kullandı. Bu teknik sayesinde, birden çok karaktere aynı anda saldıra biliyordu.

Ekranda görülen Turnanın hamlesi sonrasında Bin Kılıç Tekniği yazısı çıktı ve beş oyuncunun can puanları anında sıfırlandı. Savaşı Yok Edici Turna kazanmıştı.

Köşeye sıkıştırılan oyuncular ise Turnaya teşekkür üzerine teşekkür yazıyorlardı. Onun sayesinde, çok değerli olan Kader kristallerini nihayet toplaya bilmişlerdi.

Yaptığı son oyunla sinirleri iyice zıplayan Hakan, biraz sakinleşmek için masadan kalktı ve odasının camının önüne doğru ilerledi. Pencereden dışarıya baktı. Batmak üzere olan güneşi seyretmek ona iyi gelmişti. Saatine baktı. 17.35'i gösteriyordu. "Hala vakit var." diye düşündü. Gözleri, bilgisayarının ekranına kaydı ve gördüklerine inanamadı. Midgart kıtasından hayalet karakter, kendisine saldırıyordu.

Yok Edici Turnayı, açık alanda savunmasız bir şekilde bıraktığı için kendisine küfür etti. Hemen savunma pozisyonunu almıştı. "Oyun sahipleri henüz oyundaki yazılım açığı olan Bug'ları fark etmemişlerse belki ona da virüs yollayabilirim." diye düşündü. Çünkü hayaleti yenebileceği hiç bir şeyi yoktu. Şimdi oyundan da çıkmak istemiyordu.

Hayalet oyuncunun hamlesi, Yok Edici Turnanın üzerine geldiği zaman, bir an için ekrandan kayboldu ve tekrar geri geldi. Hakan, hemen can puanlarına baktı. Canlarının dörtte biri gitmişti.

Karşı saldırı sırası ona gelmişti. Kanatlarını güçlü bir şekilde savurarak hava akımı meydana getirdi ve ortaya çıkan rüzgarı, Hayalete doğru savurdu. Yapılan bu saldırıyla, bir süre sendeleyen Hayalet çabuk toparlanmıştı. Rakip oyuncu ikinci darbeyi direk, Turna'nın kanatlarına doğru yaptı. Bir anda göğe doğru kanat çırpan Turna, yerden havalanmış ve kendisine yapılan saldırıyı bertaraf etmişti. Hamlesi boşa giden Hayalet oyuncu, iyice saldırganlaştı. Turnayı yenerek, onun tüm kader kristallerini ele geçirmek istiyordu. Bu hali ise onu daha dikkatsiz yapıyordu. Oyunun içerisindeki Bugları kullanan Hakan, bir anda hayaletin arkasına geçerek ona, yazmış olduğu virislü yazılımı, kılıcını savurarak yükledi. Bir anda arkasında belirerek kendisine ışın kılıcı tekniği ile saldıran Turnayı gören Hayalet, bünyesine virüs girdiği için hareket edemez hale gelmişti. Çünkü hayalet karakterin yeni sahibi, artık Hakan'dı. Midgartlı oyuncu bu durum karşısında, hiç bir şey yapamamıştı. Hem oyunu hem de karakterini kaybetmişti.

Hiç ummadığı bir anda, hayalet karaktere sahip olan Hakan, onu sadece envanterine atmakla yetindi. Şimdi yapması gereken daha önemli bir işi vardı. "Kaan şimdi internet Kafeye gitmiştir. Birazdan oyuna girer" diye düşündü.

Aslında sadece yazılımını denemek için Kaan'a saldıracaktı. Fakat oyun oynarken bunu iki kere tecrübe etmişti. Yazılımı başarılıydı. Fakat yine de Kaan'a saldırmak istiyordu. O çocuğun kendisine aşağılar bir biçimde bakmasına artık tahammülü kalmamıştı. Ona büyük bir ders vermek istiyordu. İşte şimdi tam sırasıydı.

-------------------


Kaan, internet Kafeye her akşam gittiği saatte ve yine her zaman oturduğu bilgisayarın başına geçti. Oyuna girme vakti gelmişti.

Efsaneler Çağı'na girdiği anda o artık büyücü "Hallon" du. Hiç kimsenin önünde duramadığı, girdiği tüm oyunları ezici bir üstünlükle kazandığı karakterdi.


Hakan, bilgisayarına baktığında Kaan'ın oyuna girdiğini gördü ve ona hemen meydan okudu. Kaan, ekranda Yok Edici Turna'nın kendisine meydan okuduğunu görünce güldü. "Bu ne hız böyle." diye düşündü. "Daha oyuna yeni girdik. Madem çhar'ının kanatlarını yoldurmak istiyorsun, gel bakalım."

Kaan, Hakan'ın meydan okumasını kabul etti. Hakan, durumdan memnundu:

-Hayatının hatasını yaptın Kaan efendi. Şimdi o çok övündüğün çarını soyup soğana çevireceğim.

Artık iki rakip karşı karşıyaydılar.

Asena'da kurulan arenada yerlerini alan oyuncular, savaşmaya hazırlardı. Yok Edici Turna, kılıcını elinde sıkı bir şekilde tutuyordu. Rakibi olan Hallon ise iki eli ile asasını kavramış, yapacağı hamleyi hesaplıyordu. Kurallar gereği ilk hamleyi kendisine meydan okunan yapardı. Hallon yapacağı bu ilk darbe ile rakibini iyice terletmek istiyordu. Fakat tüm nefret haklarını da kullanmak istemiyordu. Aklındaki hamleyi yapmaya başladı:

-Elementlerin yıkıcı unsuru ateş. Beni duy ve emrine itaat et. Rakibini yakıp kül etmeni emrediyorum.

Daha sözünü bitirir bitirmez asasını yere vurdu ve yok edici turnanın etrafında bir ateş çemberi oluştu.

Yok Edici Turna, kılıç ustalarına özgü bir teknik olan kalkan tekniğini kullanarak kendisine yapılan saldırıyı hafifletmeyi başarmıştı.

Saldırı sırası şimdi Yok Edici Turna'ya gelmişti. Hakan bu işi fazla uzatmak istemiyordu. Arenaya her an Kaan'ın ortağı olan Kara melek gelebilirdi. Kendisi tek olarak savaşmayı sevmesine rağmen, bazı oyuncular gurup halinde saldırırdı. Bu sayede savaş güçleri az olan karakterler gurup oldukları zaman, yıkıcı bir unsur olabiliyorlardı. Fakat Kaan savaş gücü fazla olmasına rağmen yine de ortağından ayrılmıyor ve onunla birlikte savaşlara girmeye devam ediyordu.

Yok Edici Turna, geniş kanatlarını açtı ve göğe doğru yavaşça yükselmeye başladı. Elindeki kılıcı savurmadan önce tekniğinin adını bağırarak söyledi:

-Bin kılıcın ruhu, emrine itaat et ve rakibini yok et.

Kılıçtan çıkan beyaz işin, Büyücü Hallon'a doğru ilerliyordu. Hallon işinin bittiğini anlamıştı. Çünkü Turna en güçlü tekniğini kullanıyordu. Bu teknikten kurtulan karakterler, bir elin parmaklarının sayısını geçmezdi.

Işın, Hallon'a çarpmadan önce farklı bir teknik tarafından önü kesilmişti. Bu, Büyücü Hallon'un ortağı yaylı savaşçı Kara Melek'ti.

Kara Meleğin oyuna dahil olduğunu anlayan Yok Edici Turna, hemen kalkan tekniğini güçlendirmiş ve kendisini korumaya almıştı. Çünkü ikinci ok atışı kendisine doğru yapılmıştı. Kara Melek, çoklu atış tekniğini kullanmıştı. Bu teknikte biriken tüm nefret puanları bitiyordu. Kara Meleğin tekrar nefret puanları toplaması gerekiyordu. Bu ise vakit istiyordu.