Bölüm 1
İzmir sabahları başka olurdu.
Denizden gelen hafif tuz kokusu, martı sesleri ve sokak aralarına kadar giren rüzgâr… Zeynep her sabah aynı şeyi düşünürdü:
“Keşke okul yerine sahile gitsek.”
Ama bugün farklıydı.
Bugün voleybol seçmeleri vardı.
Annesinin sesi mutfaktan yükseldi.
— Zeynep! Servis kaçacak!
Zeynep yatağından hızla kalktı. Dağınık kumral saçlarını toplamaya çalışırken aynaya baktı.
Heyecanlandığında hep aynı şeyi yapardı:
Dudaklarını içeri çeker, kaşlarını hafif kaldırırdı.
Mutfakta tost kokusu vardı.
Babası gazeteye bakıyordu.
— Hazır mısın küçük kaptan? dedi gülümseyerek.
— Daha takımda bile değilim baba.
— Olacaksın.
Annesi çantasını uzattı.
— Heyecandan kahvaltıyı unutma sakın.
Zeynep cevap vermedi.
Çünkü gerçekten heyecanlıydı.
Hem de çok.
Servisten indiğinde okulun bahçesi her zamankinden kalabalıktı.
Öğrenciler yeni sezon seçmelerini konuşuyordu.
Bazıları:
“Kesin ben seçilirim.”
diye hava atıyordu.
Bazılarıysa hiç konuşmadan spor salonuna bakıyordu.
Zeynep derin nefes aldı.
Tam o sırada arkasından bir ses geldi.
— Zeyneeeeep!
Bu Ece’ydi.
Her zamanki gibi fazla enerjikti.
Koşarak gelip Zeynep’e sarıldı.
— Dün gece heyecandan uyuyamadım!
— Ben de…
— Ya seçilemezsek?
— Saçmalama. Sen kesin seçilirsin.
Ece dramatik şekilde göğsünü tuttu.
— Bunları duymaya ihtiyacım vardı.
İkisi birlikte spor salonuna yürüdü.
Salonun kapısında büyük bir afiş vardı:
“YENİ SEZON VOLEYBOL TAKIMI SEÇMELERİ”
Zeynep’in kalbi hızlandı.
İçeri girdiklerinde top sesleri yankılanıyordu.
Bazı öğrenciler ısınma hareketleri yapıyordu.
Bazıları servis çalışıyordu.
Ve tam o sırada…
Bir çocuk tek başına tribünlerde oturuyordu.
Sessizce.
Elinde bir defter vardı.
Kimseyle konuşmuyordu.
Ece eğilip fısıldadı:
— Yeni çocuk galiba.
Zeynep kısa süre ona baktı.
Çocuğun koyu renk saçları vardı.
Gözleri dikkatli görünüyordu.
Sanki herkesi inceliyordu.
Bir anda çocuk başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Zeynep hemen başka tarafa baktı.
Nedense garip hissetmişti.
“HERKES ORTAYA!”
Sert ses spor salonunda yankılandı.
Bu Deniz Hoca’ydı.
Uzun boylu, ciddi yüzlü ve disiplinliydi.
Öğrenciler hemen sıraya geçti.
— Bu takımda olmak istiyorsanız sadece yetenek yetmez, dedi.
— Disiplin, cesaret ve güven gerekir.
Kimse konuşmuyordu.
Deniz Hoca elindeki listeye baktı.
— Önce koşu testiyle başlayacağız.
Ece fısıldadı:
— Ben öldüm.
Zeynep gülmemeye çalıştı.
Test başladı.
Koşular…
Pas çalışmaları…
Servis denemeleri…
Zeynep yorulmuştu ama bırakmak istemiyordu.
Son servis sırasında top havaya yükseldi.
Derin nefes aldı.
Vurdu.
TOP ÇİZGİNİN TAM İÇİNE DÜŞTÜ.
Salon kısa süre sessiz kaldı.
Sonra birkaç kişi alkışladı.
Deniz Hoca ilk kez hafifçe gülümsedi.
— Güzel vuruş.
Zeynep’in yüzü kızardı.
Tam o sırada tribünlerden biri onu izliyordu.
Az önceki çocuk.
Defterine bir şey yazdı.
Seçmeler bitince hava kararmaya başlamıştı.
Zeynep çantasını alıp okuldan çıktı.
Deniz kenarına uğramadan eve gitmek istemiyordu.
Kordon boyunca yürüdü.
Rüzgâr saçlarını savuruyordu.
Tam banklardan birine oturacakken yerde eski bir anahtar gördü.
Paslıydı.
Üzerinde küçük bir etiket vardı.
“SPOR SALONU — DEPO B”
Zeynep kaşlarını çattı.
— Bu da ne şimdi…?
Arkasından bir ses geldi.
— Onu nerede buldun?
Zeynep irkilip arkasını döndü.
Bu, tribündeki çocuktu.
Elindeki defteri kapatmıştı.
Çocuk anahtara dikkatlice baktı.
Sonra yavaşça konuştu:
— O depo yıllardır kilitli.