Chapter 1
Ben Leyla Deniz AK… 
Annemin çocuğu olmuyormuş ama sağlıksal bi problem de bulamamışlar hep kızı olsun istermiş annem. Sonra bi gün bi mucize gerçekleşmiş, ben olmuşum… Her şeyi özenle planlamış, tabi durumları pek yokmuş o zamanlar, cinsiyetimi öğrendikleri gün; annem o günü hayatının en güzel günü ilan etmiş. Benimle bir sürü hayaller kurmuş , adını deniz koyalım demiş bir ömrünü o denizin özgürlüğünde, güzelliğinde geçirsin demiş adımı deniz koymuşlar.. Sonra bi gece annem bi rüya görmüş benim adımın ‘’ Leyla’’ konulmasıyla ilgili annemin de içine doğmuş zaten, babama kızımızın adını ‘’Leyla Deniz’’ koyalım demiş ,babam kabul etmiş adım leyla deniz koymuşlar belkide her şey ; kaderim, alın yazım o günden belirlenmiş hep derler ya ‘’Koyduğunuz isimlere dikkat edin kaderi adında saklıdır’’ diye ben inanmazdım ama belki de doğrudur…
Adımı leyla koyduktan bikaç hafta sonra doktor annemleri çağırmış bu doğumun riskli olabileceğini , çocuğu aldırmanın her yönden daha uygun olacağını söylemiş ama anne bunu asla kabul etmemiş bu hayttaki tek isteğini ,hayatını ,umutlarını elinden alacaklarmış benim inatçı annem de buna he diyecek immkanı yokk…
Annem beni asla aldırmamış ve o kara gün gelmiş çatmış; doğum günüm yani 12 Mayıs…
Ben annemi hiç görmedim ,onun kokusunu hiç içime çekemedim, hiç gözlerine bakamadım.. mesela annemle hiç oyun oynayamadık, hiç kavga bile edemedik, ben bi kere anne diyemedim, ona sarılamadım ve bi ömür annemin ölümünden kendimi sorumlu tutarak büyüdüm ben…
Babam annemin ölüm haberini aldığında ben çoktan kucağındaymışım…
Her doğum günümü annemin mezarında annemin en sevdiği şey olan çikolatalı pastayla kutlarız… annem o hayallerin hiçbirini gerçekleştiremedi… her yıl olduğu gibi o gün de evde babamı bekliyordum. takvimler 12 mayısı gösteriyordu ,babam her zaman pastayı sabhatan alır eve bırakır , akşam gelince de birlikte annemin mezarına giderdik. O gün babam geç kaldı ,evde bekledim bekledim gelmiyordu sonra telefon çaldı o telefon belki de hayatımın kararmasına bikaç saniye kaldığının zil sesiydi… Telefonu açtığımda ses bana şu acı dolu ve boğazımı kitleyen cümleleri söyledi. ‘’İyi akşamlar! Ben Erdem bey için aramıştım’’ şuan evde değil demeye kalmadan o cümle kulaklarım da yankılandı ‘’ Erdem bey ,erdem bey maalesef çatışmada şehit düştü, başınız sağ olsun.’’
Ben inanmadım ,inanamadım bu hayattaki tek varlığımı her şeyimi babamı kaybetmiş olamazdım. İnanmadım bu bi şakaydı. Babam beni güldrmeye çalışıyordu. Dolaptan pastayı aldım koşarak mezarlığa gittim. Koşarken o soğuk mayıs rüzgarı yüzüme vuruyo göz yaşlarımı siliyordu.. Bi andan ağlıyordum çünkü bu ihtimalin gerçek olma ihtimali beni en derinden yaralıyor korkutuyordu…
Mezarlığa girdim annemin mezarına doğru koştum koşarken dizlerim sanki benden bi parça değilmiş gibi havada savrılıyolardı… Annemin mezarına yaklaştım , babam orda yoktu. Saklanmıştır dedim, mezarın sağını solunu her yerini aradım, babam yoktu… Pasta elimden düştü…
Sağı solu mezar dolu mezarlığın o yoluna çıktım , avazım çıktığı kadar bağırdım. O uzun yolu hayatımda hiç ağlamadığım kadar ağlayarak avazım çıktığı kadar baba diye bağırarak koştum ama babam yine yoktu…
Mezarlıktan aşağı doğru çaresizce annemin mezarına doğru yürüdüm. Ama biliyordum babam yaşıyordu, en azından hala öyle inanıyordum…
Annemin mezarına uzandım vucüdum kaskatı kesildi o mayıs beni öldürmüş, dondurmuştu sanki. Annemin kokusu bellediğim o toprak kokusunu içime çektim. Denizin kokusuyla birleşirdi…
Sabah uyandığımda yağmur yağıyordu kalktım önce anneme bissürü dua okudum. Sonra babam yaşıyo olsun diye dualar ettim. Mezarlığın girişinden sesler geldi bi cenaze getirmişlerdi. Cenaze annemin mezarına doğru yaklaşıyordu kalktım annemi öptüm ilerdeki bi ağacın arkasına saklandım.
Mayısın o yağmuru beni öldürürcesine yağıyordu… Ağlıyor muydum yoksa bulutların gözyaşıyla mı ıslanıyordum, bilmiyorum.. Belki de bulutlarla birlikte ağlıyorduk… Bir sürü üniformalı polis birlikte annemin mezarıın etrafına toplandılar. Annemin mezarının yanına mezar kazmaya başladılar. O an tüm gerçekler yavaş yavaş yüzüme vurmaya başladı. Hayat tüm acımasızlığını kullanarak bana karşı saldırıyor, dünya bütün silahlarını bana doğrultuyordu , beni öldürüyolardı..
Ne manası vardı şimdi yaşamın. Yaşamak neydi 10 yaşına daha yeni girmiş küçücük bi kızın koskoca, zalim bi dünya da tek başına kalması mıydı? Hayattaki tek varlığını kaybedince geriye ne kalır insana? Kalbinin yarısı yerinden sökülüp yedi kat toprağın altına gömülünce atar mıydı bir daha, atar mı o kalp..? Aldığın nefes içini yaktıkça her seferinde ciğerlerin soğuk ,keskin, acı kokuyla dolunca ne anlamı var o nefesin. Bütün kelimelerin boğazında düğümlenince konuşabilir misin bi daha…
Hepsinin gözü yaş dolu olsa da, yüzlerindeki o şehitlik gururu eksik olmuyordu. Babamın üstüne toprak attılar.. O dağ gibi adam şimdi yatıyor muydu öylece , hem de canından çok sevdiği kızını bu dünyada bi başına bırakıp gidiyor muydu? Yağmur beni öldürürcesine yağıyordu sanki…
Herkes dağıldı, en son babamın en yakın arkadaşı olan serdar amca kaldı sonra da mezarlık boşaldı… Babamın mezarına doğru yaklaştım, dizlerimin üstüne düştüm daha önce çok defa böyle düştüm yerlere ama bu benim canımı en ok yakanıydı, dizlerimi çürütmüştü adeta.. Bağırmaya başlamıştım en tükenmiş en çaresiz sesle ‘’ Nası yaparsın bunu bana baba Küçücük bi çocuğu bu hain dünyada nasıl bir başına bırakırsın Annemi çok mu özledin baba , ben özlemedim mi ,şimdi seni özlemedim mi. Baba geri dön bak daha mum üflemedik baba dön beni bırakma dön.. Baba leylanı yalnız bırakma leylan kendi karanlığında kaybolur , sen olmazsan boğulur leylan kendi denizinde hem sen bana daha yüzme öğretmedin ki hani birlikte yüzcektik. Baba kim kıydı sana , kim kıydı bana, kim kıydı bize baba kim ayırdı seni benden , yalvarırım dön baba ben sensiz naparım dön babaa’’ kendimden geçtim annemle babamın mezarının ortasına öylece bayılmışım…