KÜL VE AY IŞIĞI

All Rights Reserved ©

Summary

Kayıp Krallığın Gecesi Gökyüzü o gece normal görünmüyordu. Ay, her zamanki gibi beyaz değil; gümüşle kan arasında gidip gelen tuhaf bir renkteydi. Sanki biri göğün tam ortasına çatlamış bir inci bırakmıştı. Dağların arasından yükselen sis, vadileri boğuyor; rüzgâr taş kulelerin arasında dolaşırken eski şarkılar fısıldıyordu. Kuzey kıtasının en eski şehri olan Elarion, uçurumların üzerine kurulmuştu. Şehir geceleri yaşayan bir yere benzerdi. Dar taş sokakların iki yanındaki lambalar mavi alevlerle yanar, çatılardan sarkan kristaller rüzgâr estikçe çan gibi ses çıkarırdı. Ama o gece şehir sessizdi. Çünkü herkes korkuyordu. Krallığın en güçlü savaşçısı geri dönmüştü. Jason Vale. Onun adı bile insanları susturmaya yeterdi. Savaş meydanlarında büyümüş, on altı yaşında ilk kez bir orduyu tek başına durdurmuştu. Yirmi sekiz yaşına geldiğinde ise kuzeydeki tüm krallıklar ondan korkuyordu. Sertti. Soğuktu. Ve hakkında anlatılan söylentilerin çoğu gerçekti. Bazıları onun insan olmadığını söylerdi. Bazıları ise kalbinin yıllar önce öldüğünü. Şehrin ana kapıları ağır bir gürültüyle açıldığında insanlar pencerelerden geri çekildi. Siyah atının üzerinde ilerleyen adam gece kadar karanlıktı. Omuzlarına kadar inen dağınık siyah saçları rüzgârda savruluyor, yüzündeki ince yara izi sert bakışlarını daha da ürkütücü hale getiriyordu.

Genre
Romance
Author
Ayşe
Status
Complete
Chapters
25
Rating
n/a
Age Rating
16+

BÖLÜM 1 Sis Şehrinin Kızı

Elarion gündüzleri bile gizemli görünürdü.

Şehir, uçurumların üzerine kurulmuş dev taş halkalardan oluşuyordu. En yukarıda saray vardı; beyaz kuleleri bulutların içine kadar uzanırdı. Alt katmanlarda tüccarlar, demirciler, simyacılar ve denizciler yaşardı. En aşağıdaysa sis mahalleleri bulunurdu.

Aria orada büyümüştü.

Yoksulluk içinde değil… ama huzur içinde de değil.

Küçük taş evinin penceresinden dışarı baktığında her sabah aynı şeyi görürdü: sisin içinde kaybolan köprüler, uçan yük gemileri ve sürekli hareket eden insanlar.

Ama o hiçbir zaman kendini bu şehre ait hissedememişti.

Çünkü Aria farklıydı.

Bunu çocukluğundan beri biliyordu.

Bazen insanların söylemediği şeyleri hissedebiliyordu. Bazen dokunduğu nesneler ona geçmişten görüntüler gösteriyordu. Ve bazen geceleri aynı rüyayı görüyordu:

Karanlık bir orman.

Yanmış ağaçlar.

Ve gri gözlü bir adam.

Her seferinde adam ona doğru yürüyordu.

Ama yüzünü tam göreceği anda Aria uyanıyordu.

“Yine dalıp gittin.”

Masaya bırakılan fincan sesiyle irkildi.

Karşısında duran kişi en yakın arkadaşı Lyra’ydı.

Lyra, Aria’nın tam tersiydi. Altın sarısı kıvırcık saçları, sürekli gülen gözleri ve bitmeyen enerjisiyle girdiği her yeri aydınlatırdı.

“Kötü görünüyorsun,” dedi Lyra otururken. “Yine mi aynı rüya?”

Aria sessizce başını salladı.

Kafenin penceresinden dışarı baktı. Sokak bugün normalden daha kalabalıktı. İnsanlar fısıldaşıyor, askerler şehrin merkezine doğru ilerliyordu.

Lyra eğildi.

“Duydun mu?”

“Neyi?”

“Jason Vale geri dönmüş.”

Masadaki sessizlik bir anda ağırlaştı.

Aria bu ismi daha önce duymuştu elbette. Herkes duymuştu.

Çocukları korkutmak için bile onun adı kullanılırdı.

Lyra heyecanla konuşmaya devam etti.

“Diyorlar ki kuzey savaşında tek başına yüz kişiyi öldürmüş.”

“Abartıyorlardır.”

“Hayır gerçekten! Ayrıca kral onu özel olarak çağırmış.”

Aria fincanını kaldırdı ama nedense eli hafif titriyordu.

İçinde açıklayamadığı kötü bir his vardı.

Sanki yaklaşan bir fırtına gibi.

Ve o fırtınanın tam merkezinde…

Jason vardı.

O sırada sarayın en üst kulelerinden birinde Jason sessizce ayakta duruyordu.

Şehrin tamamı ayaklarının altındaydı.

Ama umurunda değildi.

Kral konuşuyordu. Danışmanlar konuşuyordu. Generaller korkudan titreyerek yeni tehditlerden bahsediyordu.

Jason ise yalnızca bir şeyi düşünüyordu.

Aria.

O kızın elindeki kristal gerçekse…

Bu bütün dengeleri değiştirirdi.

Jason yumruğunu sıktı.

Geçmiş geri dönüyordu.

Ve geçmiş geri döndüğünde…

Kan dökülürdü.