Chapter 1
Spor salonlarını hayatım boyunca hiç sevemedim.
Hiçbir yere gitmeyen koşu bantları, aynı mekanik hareketleri tekrarlatan saçma makineler ve elbette en kötüsü: O lüks kulübün üyelerinin, sırf paraları ve statüleri var diye etrafa saçtığı o kibirli, boğucu ego. Oysa benim orada bulunma sebebim ne sağlıklı yaşam trendleri ne de formda kalma arzusuydu. Benimki tamamen hayatta kalma mücadelesiydi.
İki saatlik ağır antrenmanımı bitirip kenarda duran havlumu aldım, alnımdaki teri sildim. Tam o sırada Demir de çalışmasını bitirmişti. Yanıma yaklaşıp o sarsılmaz özgüveniyle omzuma elini attı.
"İyi işti," dedi. Ardından göz ucuyla koluma baktı, kaşları hafifçe çatılmıştı. "Bence biraz daha kol çalışmalısın Deniz. Kolların fazla ince diyerek yaı alaycınbşr.bakışla koluu tuttu. Neredeyse bir kadınınki kadar..."
Yüzünü buruşturmuştu. Kendini ait gördüğü o "üst sınıf, güçlü ve kusursuz" erkek profilinin dışındaki her şeyden, her zayıflıktan nefret ediyordu. Kadın yöneticilerden, sokaktaki sıradan kadınlardan, kadın doktorlardan ,kadın öğretmenlerden hata kadın garsonlardan bile anlamsız bir şekilde neret ediyordu. Nedenini hiç anlatmamıştı ama belli ki içten içe kendi standartlarının altındaki herkese karşı büyük bir öfke besliyordu.
Onun holdingine başvurduğum gün, işe alım şartlarının en başında o katı, yazısız kural duruyordu: Yalnızca erkek adaylar. Demir Kozcuoğlu, kadınların duygusal olduğunu ve bu acımasız tempoya dayanamayacağını düşünen muhafazakar bir kibir abidesiydi.
O gün çaresizdim. İşe ihtiyacım vardı; ödemem gereken kiram, birikmiş faturalarım vardı. O yüzden saçlarımı kısacık kestim, göğüslerimi -ki anten yok gibiydiler -gizleyen o sıkı bandajları kuşandım ve "erkeğim" dedim. Uzun boyum, geniş omuzlarım ve aldığım diksiyon eğitimi sayesinde kimse şüphelenmedi. Adımın Deniz olması en büyük avantajımdı; maskemi tamamlayan kusursuz bir kamuflajdı. Masum bir yalandı başta. Ama her geçen gün biraz daha ağırlaşan hayatımda, gitgide beni boğan bir kafese dönüşen bir yalan.
Demir Kozcuoğlu... Ülkenin en genç, en vizyoner CEO'su.
Zekasıyla, disipliniyle ve başarılarıyla iş dünyasının altın çocuğuydu. Kusursuz fiziği, yaydığı o baskın aura ve servetiyle erişilmez bir güçtü. Benim içinse... Hem beni bu bataklıktan çıkaran patronum hem de her an gerçek kimliğimi ortaya çıkarabilecek en büyük tehlikeydi.
Başta sadece borçlarımı ödeyene kadar kısa süreliğine çalışmayı planlamıştım. Ama hayatın benimle ilgili başka planları vardı. Demir kısa sürede bana güvenmiş, beni özel asistanı olarak yanına almış, üstelik bir müdür maaşı bağlamıştı. Ben de bu güvenceye dayanarak en büyük hayalimi gerçekleştirmek istemiştim: Başımı sokacak bir ev satın almak, bir daha sokakta kalma korkusu yaşamamak. Bunun için büyük bir kredi çekmiş ve hayatımın sonraki iki senesini bankaya ipotek etmiştim. Artık tek bir amacım vardı: Bu gerçeği gizlemek.
Benim aslında o zengin dünyaya ait olmayan, borç içinde çırpınan bir kadın olduğumu kimse öğrenmemeliydi. Aksi halde anında kovulurdum ve o banka taksitlerinin altında ezilirdim.
"Hey, daldın yine."
Sesini duyduğumda irkildim.
"Hadi duş alalım, sonra da masaj. Bu gece uzun olacak," dedi göz kırparak.
Midemde o tanıdık, acı sıkışmayı hissettim. "Uzun gece" demek, mutlaka şehrin en karanlık, en yozlaşmış lüks gece kulüplerinden biri demekti. Ve o kulüpler… Demir’in parayla satın aldığı, sırf eğlenmek için yanında tuttuğu insanlarla dolup taşardı. Her defasında aynıydı.
"Ben gelmesem? Yorgunum biraz," dedim sesimi kalınlaştırmaya çalışarak.
Demir önden yürürken terli tişörtünü çıkarıyordu. Sırtındaki kaslar, omuzlarının sert çizgisi... Gözlerimi başka yöne çevirdim. İçimdeki o kadınsı içgüdüler, onun bu erkeksi gücüne karşı tamamen savunmasız kalıyordu; bedenim irademe ihanet ediyordu. Ama ben bunu istemiyordum. İstememeliydim.
"İtiraz istemiyorum," dedi sert, emir kipi içeren bir tonla. "Kulübe yeni yüzler gelmiş, özel locayı bizim için ayırttım."
"Ben... bugün pek havamda değilim," dedim geri adım atmayarak. "Ayrıca, para karşılığı insanları bir eğlence aracı olarak kullanmak bana pek doğru gelmiyor."
Demir durdu ve bana doğru döndü. Doğrudan gözlerimin içine baktı. Gözleri buz gibiydi.
"Paranın satın alamayacağı hiçbir şey yok, Deniz. O insanlar orada bizim gibi adamları eğlendirmek için varlar. Başka bir vasıfları da yok."Sesindeki o kibir içimi ürpertti.
"Bence hayatta kalmaya çalışmaları, her şeye rağmen onurlu bir şekilde yaşamaya çalışmaları onları değerli kılıyor," dedim istemsizce. İçimdeki gerçek Deniz, saniyeliğine de olsa maskenin arkasından konuşmuştu.
Kaşları çatıldı. "Duygusallığı bir kenara bırak lütfen, Deniz. Bizim dünyamızda zayıflara yer yok. Hayattan zevk almayı öğren kadınlar bunun için var."
Cevap vermedim.
Bir süre sonra kendimi şehrin en lüks barında, VIP locada onun hemen yanında buldum. Işıklar çılgınca dans ediyor, bas bariton müzik kalbimin ritmini bastırıyordu. Birazdan yanımıza, kulübün o lüks ve yapay dünyasına ait iki genç kadın geldi. Yanıma oturan sarışın olan, elini yavaşça dizime koydu.
"Merhaba, yakışıklı," dedi alçak, davetkar bir sesle. "Bu gece senin için ne yapabilirim?"
Demir'in ne yaptığına bakmak için başımı çevirdim ona aya uydurmako ne yapıyıra aynısını taklit etmek niyetindeydim ama ; çoktan yanındaki kadını kucağına çekmiş, paranın verdiği o mutlak güçle aldığı hazzın keyfini çıkarmaya başlamıştı bile. Gözlerini kapatmış, dünyayı unutmuştu.
"Şimdi değil," dedim sessizce, kadının elini dizimden nazikçe indirerek. "Şimdilik sadece içelim." Masadaki kadehi ona uzattım.
Karşımdaki kadın şaşırdı. Belleikş erkeklerşn ikramda bulunmasına alışkın değildi "Sizin gibi adamlar genelde pek kibar davranmaz," dedi, bakışları yumuşamıştı. "Onların aklı sadece... güç gösterisindedir." Sonra gözlerime daha dikkatli baktı. "Ama sen farklısın."
Gülümsedim, içim burkularak.kulağına eğildim "Farklı olduğumu kimse bilmemeli," diye fısıldadım.
O, ne demek istediğimi anlamadı. Benim içinse o cümle, bu sahte erkekler dünyasında hayatta kalmak için her gün tekrarladığım bir dua gibiydi.
Zaman geçti. İçkiler bitti, müzik yavaşladı. Demir hâlâ oradaydı, tamamen kontrolü kaybetmiş bir halde yanındaki kadınla ilgileniyordu. Sonra aniden bana döndü, gözleri alkolün etkisiyle kararmıştı. Bir elini kadının omuzlarına dolamıştı.
"Bu gece sınırlarımızı zorlayalım mı Deniz? Hep beraber benim eve geçiyoruz, dörtlü," dedi.
Bütün kanım çekildi. Böyle yozlaşmış bir şeyi nasıl bu kadar rahat, pervasızca söyleyebiliyordu? Hiç mi sınırı, hiç mi utanması yoktu?
"Olmaz. Ben böyle şeylerden hoşlanmam," deyip hızla ayağa kalktım.
Ama bileğimden pençe gibi sıkıca tuttu.
"Bir sorun mu var?" diye fısıldadı, sesinde tehlikeli, tehditkar ve biraz da alaycı bir ton vardı. "Bir sorun mu var İstersen biraz rahatlaman için bir şeyler verebilirim küçğkmbşr ilaç ..."
"Hayır!" dedim keskin bir sesle.
Gülümsemesi genişledi, sanki benimle oynuyordu. "O halde kanıtla. Bir sorun olmadığını gerçek , bir erkek olduğunu kanıtla. Ya şimdi burada o kadını öprsin yada bizşle eve gelirsin."
Donup kaldım. Bütün vücudum buz kesmişti. Onlarla eve falan gidemezdim Yanımdaki kadına doğru eğildim. Sadece küçük bir yakınlaşma yaşayacak ve bu lanet olasıca geceyi bitirecektim. Dudaklarımı dudaklarına bastırdım ama kadın durumu fazla ciddiye aldı; beni kendine doğru çekip öpücüğü derinleştirdiğinde içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Bir kadının, erkek rolündeyken bir başka kadını bu şekilde öpmek zorunda kalması... Kimliğimin yalanı, mideme korkunç bir kramp olarak geri döndü. Onu hızla itip yerimden fırladım, koşarak tuvalete gittim.
Kusarken gözlerimden yaşlar akıyordu. Sadece içtiğim içki değil, içimde biriken bütün o sahte aristokrat yalanlar lavaboya dökülüyordu. Aynaya baktım. Aynadaki kısa saçlı yabancının gözlerinde korku, utanç ve derin bir tiksinti vardı. Kendimi satmış gibi hissediyordum. Kendi varlığımdan nefret ettim.
Başımı çevirdiğimde mermer tezgâha yaslanmış halde Demir'i gördüm. Bakışları garipti; kızgın değil, daha çok meraklıydı. Beni bir bilmeceyi çözer gibi tartıyordu.
"Üzgünüm," dedim, sesimi kalın tutmaya çalışarak, titrek bir fısıltıyla. "Geceni mahvettim."
Omzuma elini koydu, o sert ifadesi garip bir şekilde yumuşamıştı. "Utanmana gerek yok," dedi sakince. "Benim yüzümden oldu fazla üzerine eldim . Rahat ol. Eve git ve dinlen."
"Olmaz," dedim hemen, asistanlık görevime ve maskeme sıkıca sığınarak. "Sizi burada bırakamam. Sizi eve sağ salim bırakmak benim sorumluluğum."
Demir kısa bir sessizlikten sonra başını salladı. "Peki. Birlikte gidelim. Benim de havam kaçtı zaten. Bu gece burada bitmeli."
Ve o an, dışarıda şehrin lüks ışıkları parlıyordu; uzaktan müziğin sesi geliyor, yapay gülüşmeler duyuluyordu. Hayat devam ediyordu. Bu bataklıkta bazı insanlar hayatta kalmak için zenginleri eğlendiriyordu, bense hayatta kalmak için o zengin erkeklerden biriymiş gibi rol yapıyordum. Onlardan ne farkım vardı ki? Hayat devam ediyordu ve benim içimde sakladığım o gerçek kimliğim, o kırılgan kadınlığım birer birer soluyordu.