Bölüm 1 — Yağmurun Altındaki Gerçek
Gece, Manhattan’ın üzerine ağır bir sis gibi çökmüştü.
Sokak lambalarının sarı ışıkları, yağmurun altında kırılıyor; asfaltın üzerinde uzun, titreşen gölgeler oluşturuyordu. Polis sirenleri uzaktan yankılanıyor, şehir nefes alıyormuş gibi uğulduyordu.Gece, Manhattan’ın üzerine ağır bir sis gibi çökmüştü.
Sokak lambalarının sarı ışıkları, yağmurun altında kırılıyor; asfaltın üzerinde uzun, titreşen gölgeler oluşturuyordu. Polis sirenleri uzaktan yankılanıyor, şehir nefes alıyormuş gibi uğulduyordu.
Jack siyah montunun yakasını kaldırıp dar sokağın girişinde durdu. Gözleri karşı apartmanın üçüncü katındaki karanlık pencereye kilitlenmişti.
“Burada bir şey var…” diye mırıldandı.
Yanına gelen Sarah nefesini toparlamaya çalışıyordu. Koşarken saçları yağmurdan tamamen ıslanmıştı.
“Bana hâlâ neden aceleyle buraya geldiğimizi söylemedin.”
Jack cevap vermedi.
Cebinden buruşturulmuş fotoğrafı çıkarıp Sarah’ya uzattı.
Fotoğrafta genç bir kadın vardı.
Korkmuş görünüyordu.
Arkasındaki aynadaysa başka biri seçiliyordu.
Bir adam.
Yüzü görünmüyordu ama elinde küçük metal bir anahtar vardı. Anahtarın üzerinde tek bir sayı yazıyordu:
23.
Sarah’nın yüzü gerildi.
“Bu… mümkün değil.”
Jack başını çevirdi.
“Neyi kastediyorsun?”
Sarah birkaç saniye sustu.
Sonra fısıldadı:
“Bu kadın üç yıl önce öldü.”
Rüzgâr sokağın içinden uğuldayarak geçti.
Jack’in gözleri sertleşti.
“Elena Ward mı?”
Sarah yavaşça başını salladı.
“Elena Ward davası kapatılmıştı. Resmî rapora göre intihar.”
Jack acı bir kahkaha attı.
“Manhattan’da hiçbir şey gerçekten kapanmaz.”
Tam o sırada üçüncü kattaki pencerenin perdesi hafifçe hareket etti.
İkisi de aynı anda yukarı baktı.
Orada biri vardı.
Bir siluet.
Uzun boylu bir adam.
Ve elindeki metal nesne kısa bir anlığına ışığı yansıttı.
Silah.
“Yere yat!” diye bağırdı Jack.
PAT!
Kurşun camı delip aşağıdaki metal çöp konteynerine saplandı. Sarah refleksle yere kapanırken Jack silahını çekip apartmana doğru koştu.
Yağmur artık sağanak hâline gelmişti.
Apartmanın kapısı açıktı.
İçerisi karanlıktı.
Eski bina rutubet ve sigara kokuyordu. Yukarıdan ağır ayak sesleri geldi.
Jack merdivenlere yöneldi.
Sarah arkasından bağırdı:
“Jack, dur! Bu tuzak olabilir!”
Ama Jack çoktan üçüncü kata ulaşmıştı.
Koridorun sonunda tek bir kapı aralıktı.
İçeriden loş sarı bir ışık sızıyordu.
Jack yavaşça kapıyı itti.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
Oda boştu.
Ama duvarların tamamı fotoğraflarla kaplıydı.
Cinayet kurbanları.
Gazete kupürleri.
Polis raporları.
Ve hepsinin ortasında büyük kırmızı harflerle aynı sayı yazıyordu:
23.
Sarah odaya girince donup kaldı.
Çünkü duvardaki fotoğraflardan biri ona aitti.
Fotoğrafın altına siyah kalemle tek cümle yazılmıştı:
“SIRADAKİ.”
Jack’in yüzündeki öfke bir anda değişti.
Korumacı, sert bakışlarının altında ilk kez gerçek korku belirdi.
O anda odanın içindeki eski televizyon kendi kendine açıldı.
Ekran cızırdadı.
Sonra boğuk bir erkek sesi duyuldu:
“Gerçeği arıyorsunuz…
Ama gerçek sizi çoktan buldu.”
Ekranda aniden canlı görüntü belirdi.
Sarah’nın evi görünüyordu.
Ve evin kapısı yavaşça açılıyordu…