Kırmızı Toka

All Rights Reserved ©

Summary

Bazı insanlar unutulur. Bazılarıysa yıllar geçse bile insanın içinde yaşamaya devam eder. Mira, üniversitenin ilk gününde tanıştığı Karan'ın neden ona öyle baktığını anlamıyordu. Sanki onu ilk kez görmüyormuş gibi... Sanki yıllardır kaybettiği bir şeyi yeniden bulmuş gibi. Karan ise Mira'yı gördüğü ilk andan itibaren geçmişinden kaçmaya başlamıştı. Çünkü Mira'nın gülüşü, bakışları ve saçındaki kırmızı toka, ona yıllardır unutamadığı çocukluk arkadaşını hatırlatıyordu. Yıllar önce aynı lojmanda büyüyen iki çocuk, beklenmedik bir şekilde yeniden karşılaşır. Fakat yalnızca biri geçmişi hatırlamaktadır. Karan, Mira'nın gerçekten o kız olup olmadığını öğrenmekten korkarken; Mira ise açıklayamadığı bir şekilde Karan'ın yokluğunu hissetmeye başlar. Bazen kader insanları tekrar bir araya getirir. Ama bazı hikâyelerde asıl soru kavuşup kavuşamayacakları değildir. Asıl soru, birbirlerini yeniden hatırlayıp hatırlayamayacaklarıdır. Ve bazen yıllarca saklanan bir kırmızı toka, unutulduğu sanılan bütün anıları geri getirebilir...

Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
16+

Birine Benzettim

BÖLÜM 1

Birine Benzettim

Bazı insanları unutmazsınız

Yüzlerini hatırlamasanız bile sesleri zihninizde kalır. Gülüşleri, çocukken söyledikleri anlamsız cümleler, bir yaz akşamı saçlarına sinen sabun kokusu…

Ve yıllar geçse bile biri size onları hatırlattığında kalbiniz sebepsiz yere hızlanır.



Üniversitenin ilk haftası her zamanki gibi kaotikti.

Kampüsün içi insan kaynıyordu. Kulüp standları, bağıra bağıra konuşan öğrenciler, kahkahalar, telefon sesleri… Karan bütün o kalabalığın ortasında yürüyordu ama sanki hiçbirine ait değilmiş gibiydi. Siyah kapüşonlusunun cebine ellerini sokmuştu. Kulaklığının teki kulağındaydı. İnsanlara bakmıyordu bile. Zaten insanların da ona yaklaşmaya niyeti yok gibiydi. Böyle birinin soğuk bakışlarla kampüste dolaşması yeterince ürkütücüydü. Özellikle o mavi gözlerle. Yanından geçen iki kız sessizce konuştu.

“Bu çocuk hukukta olan çocuk değil mi?”

“Aşırı korkutucu…”

Karan duymuştu. Umursamadı.

Merdivenlerden aşağı inerken telefonu titreşti. Annesi. Ekrana birkaç saniye baktı ama açmadı. Bugün kimseyle konuşmak istemiyordu. Tam telefonu cebine geri koyduğu anda biri hızla köşeyi döndü.

Ve ona çarptı.

Kahve kapağı açıldı.

Buzlu kahvenin yarısı Karan’ın siyah sweatshirtüne döküldü.

“AH!”

Kızın sesi panik doluydu.

“Özür dilerim, özür dilerim ben—”

Karan başını kaldırdı. Ve dünya bir saniyeliğine sustu.

Sarı saçlar.

Yeşil gözler.

Kahkül.

Nefes alış şekli bile…

Karan’ın eli istemsizce gevşedi. Kalbi göğsüne sertçe vurdu. Yok artık. Olamazdı.

Karşısındaki kız kaşlarını çatmış ona bakıyordu. Elindeki peçetelerle telaşla sweatshirtünü silmeye çalışıyordu.

“Mahvettim ya… Daha okulun ilk haftasında adamın üstüne kahve döktüm. Harika başlangıç Mira. Gerçekten harika.”

Karan donmuştu. Kız başını kaldırıp ona baktığında göz göze geldiler.

Ve o anda Karan’ın zihninde küçük bir kız çocuğunun sesi yankılandı.

“Karan baksana! Yağmur başladı!”

Bir yaz akşamı.

Lojmanın bahçesi.

Küçük sarışın bir kız.

Kırmızı toka.

Küçük eller.

“Maşa…”

Kelime dudaklarından istemsizce döküldü. Kızın hareketleri durdu.

“Efendim?”

Karan hemen kendine geldi. Bakışlarını kaçırdı.

“Birine benzettim.”

Kız birkaç saniye ona baktı. Sonra hafifçe gülümsedi.

“Umarım sevdiğiniz biridir. Çünkü şu an çok utanç verici görünüyorum.”

Karan ilk kez dikkatlice yüzüne baktı. Gülünce gözleri küçülüyordu. Aynı onun gibi. Kalbi yine hızlandı. Bu mümkün değildi. O kız artık başka bir şehirdeydi. Belki başka bir ülkede. Belki onu tamamen unutmuştu. Ama karşısındaki kız… Sanki çocukluğundan çıkıp gelmiş gibiydi.

“Şey…” dedi Mira, kahvesini kaldırırken. “Barışmak için sana yeni kahve alabilirim.”

Karan normalde olsa direkt giderdi. İnsanlarla uğraşmazdı. Ama ayakları hareket etmedi. Sadece kıza baktı.

Mira garip şekilde gergin hissediyordu. Bu çocuk fazla sessizdi. Hem korkutucu derecede sessiz. Ama nedense yanında huzursuz hissetmiyordu. Aksine… Tanıdık geliyordu. Saçma şekilde tanıdık.

Karan sonunda konuştu.

“Adın ne?”

“Kahveyi üstüne döken kız mı, yoksa gerçek ismim mi?”

Karan’ın dudak kenarı ilk kez belli belirsiz kıpırdadı. Mira bunu görünce kısa süreliğine afalladı. Çünkü çocuk gülünce… Bir anda korkutucu olmaktan çıkıyordu.

“Gerçek ismin.”

“Mira.”

Karan’ın kalbi duracak gibi oldu.

Mira.

Küçükken ona hep:

“Mira değil, Maşa.”

derdi.

Çünkü çizgi filmdeki Maşa’ya benziyordu.

Mira başını hafif yana eğdi.

“Senin?”

Karan birkaç saniye sustu. Sonra alçak sesle cevap verdi.

“Ben Karan.”

Mira bu ismi duyduğu anda içinde garip bir şey kıpırdadı. Sanki zihninin en uzak köşesinde unutulmuş bir anı hareket etmişti ama yakalayamadan kaybolmuştu. Kaşlarını hafifçe çattı. Karan… Bu ismi daha önce duymuş gibiydi. Ama imkânsızdı. Sonuçta bu çocukla hayatında ilk kez karşılaşıyordu.

“Şey…” dedi Mira, garip sessizliği bozmak için. “Hâlâ kahve borçluyum sana.”

Karan birkaç saniye ona baktı. Normalde reddederdi. Hatta büyük ihtimalle çoktan gitmiş olurdu. Ama Mira’nın yanında düşünceleri birbirine giriyordu. Bu kızın yeşil gözleri neden bu kadar tanıdık geliyordu? Neden kalbi her baktığında garip şekilde sıkışıyordu?

“Olur,” dedi sonunda.

Mira şaşırdı. Bu kadar kolay kabul etmesini beklemiyordu.

“Gerçekten mi?”

Karan hafifçe omuz silkti.

“Zaten üstüm mahvoldu.”

Mira istemsizce güldü.

“Tamam kabul ediyorum, biraz suçluyum.”

“Biraz mı?”

“Tamam bayağı suçluyum.”

Karan’ın dudak kenarı yine belli belirsiz kıvrıldı. Ve Mira ikinci kez afalladı. Çünkü bu çocuk gülümseyince… insanın içindeki bütün korku dağılıyordu.

Kampüsün içindeki küçük kafeye geçtiklerinde Mira konuşmaya devam ediyordu. Hem de durmadan.

“Bu arada ilk haftam ve şimdiden üç kere kayboldum. Bu okulun mimarisi niye labirent gibi?”

Karan kahvesini alırken:

“Çünkü mimarlık öğrencileri yaptı.”

dedi.

Mira gözlerini kıstı.

“Dalga mı geçiyorsun?”

“Biraz.”

Mira dramatik şekilde iç çekti.

“Harika. İlk günden zorbalanıyorum.”

Karan başını hafifçe eğip ona baktı. Kız gerçekten çok konuşuyordu. Ama nedense rahatsız etmiyordu. Aksine… İçindeki yıllardır sessiz kalan bir yer ilk kez sakinleşiyor gibiydi. Mira kahvesinden bir yudum aldıktan sonra etrafa bakındı. Kafedeki bazı kızlar gizlice Karan’a bakıyordu. Bazıları fısıldaşıyordu.

Mira dayanamadı.

“Herkes senden korkuyor mu?”

Karan ifadesizce:

“kısmen.” dedi.

Mira kahkaha attı.

“Bunu bu kadar rahat söylemen normal değil.”

“korkuyor demeyelim ama biraz çekiniyorlar.”

“Ben çekinmiyorum ama.”

Karan’ın bakışları bir anda ona döndü. Mira bunu söyler söylemez neden söylediğini kendi de anlamamıştı. Ama doğruydu. Bu çocuk ürkütücü görünüyordu.

Hem de fazlasıyla. Fakat Mira yanında garip şekilde güvende hissediyordu. Karan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra gözlerini kahvesine indirdi.

“Sen farklısın.”

Mira’nın kalbi anlamsız şekilde hızlandı.

“Bu iltifat mıydı?”

“Bilmem.”

“Bence öyleydi.”

“Sen nasıl anlamak istersen öyle olsun.”

Mira cevap vermedi ama Karan onun ufak bir şekilde gülümsediğini gördü Ve nedense o an dünyanın geri kalanı bulanıklaşmış gibiydi.

Akşamüstü olduğunda kampüs yavaş yavaş sakinleşmeye başlamıştı.

Mira telefonuna baktı. Oda arkadaşı üst üste mesaj atıyordu.

-NEREDESİN

-KAYBOLDUN SANDIM

-YAŞIYOR MUSUN

Mira güldü.

“Gitmem lazım.”

Karan sadece başını salladı. Ama Mira nedense gitmek istemediğini fark etti. Bu saçmaydı. Bir saattir tanıdığı bir çocuktu sonuçta. Tam ayağa kalkarken saçının yanından küçük bir şey düştü.

Kırmızı toka.

Tokayı gören Karan’ın nefesi durdu. Dünya bir anda yıllar öncesine kaydı.

Küçük bir kız çocuğu yağmur altında ona gülümsüyordu.

Saçında aynı kırmızı toka vardı.

“Kaybolursam beni bununla hatırla olur mu?”

Karan yumruğunu istemsizce sıktı .

Mira eğilip tokayı almak üzereyken Karan daha hızlı davranıp tokayı yerden aldı. Parmakları tokaya değdiği anda kalbi düzensiz atmaya başladı.

Aynısı.

Aynı toka.

Mira gülümseyerek elini uzattı.

“Teşekkürler.”

Ama Karan tokayı vermedi. Sadece ona baktı. Uzun uzun. Sanki yıllardır aradığı bir şeyi sonunda bulmuş gibi.

Mira’nın gülümsemesi yavaşça kayboldu.

“Karan?”

Karan sonunda tokayı avucunun içine kapattı. Ve neredeyse fısıltıyla konuştu.

“Bu tokayı nereden aldın?”

Karan’ın sesi ilk kez gerçekten değişmişti. Az önceki sakin ve mesafeli ton gitmiş, yerini garip bir gerginliğe bırakmıştı. Mira bunu hemen fark etti. Elini yavaşça geri çekip ona baktı. “Ne demek nereden aldın?” diye sordu hafif şaşkın bir gülümsemeyle. “Normal bir toka işte.” Karan gözlerini tokadan ayırmıyordu. Parmaklarının arasında duran küçük kırmızı toka, yıllardır zihninin en karanlık köşesinde sakladığı bir anıyı paramparça etmişti. Aynısıydı. Üzerindeki küçücük çizik bile aynı yerdeydi. Bu mümkün değildi.

Mira onun dalıp gittiğini görünce kaşlarını hafifçe çattı. “İyi misin?” diye sordu bu kez daha yumuşak bir sesle. Karan birkaç saniye cevap vermedi. Sonra tokayı dikkatlice avucunun içine kapatıp derin bir nefes aldı. “Çocukken tanıdığım birinde vardı,” dedi sonunda. Mira’nın içindeki o tuhaf his yeniden kıpırdadı. Sanki bir kapı aralanıyor ama tam açılmadan tekrar kapanıyordu. “Ciddi misin?” diye güldü. “Demek moda anlayışımız aynı.” Karan gülmedi. Mira bunu fark edince yüzündeki ifade hafifçe değişti.

Kafedeki sesler devam ediyordu ama ikisinin arasında garip bir sessizlik oluşmuştu. Mira ilk kez Karan’ın gözlerine dikkatlice baktı. O gözlerde alıştığı soğukluk yoktu artık. Daha çok… kaybolmuşluk vardı. Sanki karşısındaki kişi onu değil de yıllar öncesinden bir anıyı görüyordu. Mira’nın kalbi sebepsiz yere sıkıştı. Bu çocukta açıklayamadığı bir şey vardı. Onu rahatsız eden değil, aksine içine çeken bir şey.

Karan sonunda tokayı ona uzattı ama parmakları tokayı bırakırken bir an duraksadı. Mira tokayı alırken istemsizce elleri birbirine değdi. Küçücük bir temas olmasına rağmen Mira’nın içinden ince bir ürperti geçti. Karan da anında elini geri çekti. Çenesini hafifçe sıkmıştı. Kendine kızıyor gibiydi. Çünkü mantığı bunun imkânsız olduğunu söylüyordu. Çocukluğundaki o kızın burada olma ihtimali yoktu. Ama kalbi başka bir şey söylüyordu. Mira’ya her baktığında yıllardır unutmaya çalıştığı bütün anılar geri dönüyordu.

Mira tokayı saçına takarken gülümsedi. “Sanırım bugün senin üstüne kahve döküp travmalarını tetikledim.” Karan istemsizce kısa bir nefes verdi. Bu, gülmeye en yakın hareketiydi. Mira bunu görünce rahatladı. Çünkü az önce gerçekten korkmuştu. Karan’ın yüzü bir anda o kadar değişmişti ki sanki başka biri olmuştu.

Dışarı çıktıklarında hava kararmaya başlamıştı. Kampüsün sarı ışıkları yanıyor, akşam serinliği yavaş yavaş hissediliyordu. Mira kollarını ovuştururken hafifçe titredi. Karan bunu fark ettiği anda düşünmeden kapüşonlusunu çıkarıp ona uzattı. Mira şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Sen üşümeyecek misin?” diye sordu. Karan omuz silkti. “Ben alışığım.” Mira birkaç saniye ona baktıktan sonra sweatshirtü aldı. Üzerine geçirdiği anda burnuna hafif bir koku geldi. Yağmur, kahve ve Karan’ın kendine özgü o temiz kokusu. Nedense içini garip şekilde huzurlu hissettirdi.

Birlikte kampüs yolunda yürümeye başladılar. Mira yine konuşuyordu; kaybolduğu sınıflardan, oda arkadaşının takıntılarından, yanlışlıkla girdiği üst sınıf dersinden bahsediyordu. Karan ise çoğunlukla onu dinliyordu. Ama uzun zamandır ilk kez birini gerçekten dinlemek hoşuna gidiyordu. Mira’nın sesi zihnindeki uğultuyu susturuyordu.

Tam yurda yaklaşmışlardı ki Mira aniden durdu. “Bir şey soracağım,” dedi merakla. Karan bakışlarını ona çevirdi. Mira birkaç saniye ne söyleyeceğini düşündü. “Bana neden öyle baktın?” diye sordu sonunda. “İlk çarptığımız anda.” Karan’ın yüzündeki ifade anında sertleşti. Mira bunu görünce devam etti. “Sanki beni tanıyormuşsun gibiydi.”

Karan’ın kalbi yavaşça sıkıştı. Çünkü doğruydu.

Belki gerçekten tanıyordu.

Karan cevap vermedi. Birkaç saniye boyunca sadece Mira’ya baktı. Kampüsün sarı ışıkları kızın saçlarına vuruyor, kahküllerinin arasından görünen yeşil gözlerini daha da parlak gösteriyordu. Bu görüntü zihninde öyle tanıdık bir yere dokunuyordu ki nefes almak bile zorlaşıyordu. Ama bunu söyleyemezdi. Saçma görünürdü. “Çocukken kaybettiğim birine benziyorsun,” dedi sonunda, sesi her zamanki gibi sakin çıksa da içinde kopan karmaşayı gizleyemiyordu.

Mira’nın yüzündeki ifade yumuşadı. “Kaybettiğin derken…” diye sordu dikkatlice. Karan bakışlarını kısa süreliğine yere indirdi. “Taşındık,” dedi kısa bir şekilde. “Bir daha hiç görmedim.” Mira nedense bu cümleyi duyunca içinde garip bir hüzün hissetti. Çocukken biriyle vedalaşamadan ayrılmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyordu ama Karan’ın sesi bunu hissettirmeye yetmişti. İlk kez onun soğuk tavrının altında başka bir şey olduğunu fark etti. Yalnızlık.

“Belki tekrar karşılaşmışsınızdır,” dedi Mira düşünmeden. “Dünya bazen saçma tesadüflerle dolu oluyor.” Karan hafifçe başını kaldırıp ona baktı. Eğer Mira onun kalbinin o an nasıl çarptığını duyabilseydi muhtemelen söylediklerinden pişman olurdu. Çünkü Karan tam da bundan korkuyordu. Ya gerçekten oysa? Ya yıllardır aradığı kişi bütün bu zaman boyunca karşısına çıkmayı bekliyorsa?

Mira ortamın ağırlaştığını hissedince hemen konuyu değiştirdi. “Bu arada hukuk gerçekten zor mu? Herkes gözümü korkutuyor.” Karan onun bunu bilerek yaptığını anlamıştı. Konuyu değiştirmeye çalışıyordu. Nedense bu hoşuna gitti. Mira insanları rahatlatmayı bilen biriydi. “Zor,” dedi kısa bir cevapla. Mira suratını buruşturdu. “Harika. Mimarlık da zor. Demek ki ikimiz de hayatımızı mahvetmeye karar vermişiz.” Karan istemsizce hafifçe gülümsedi. Mira bunu görünce zafer kazanmış gibi sırıtıp parmağını ona doğrulttu. “Bak işte! Gülüyorsun aslında. Seni robot sanmıştım.”

Karan başını iki yana salladı ama içindeki ağırlık ilk kez biraz hafiflemişti. Mira’nın yanında düşünmeden gülümsüyordu. Bu ona yabancıydı. Çünkü yıllardır kimse onun bu tarafını görememişti.

Yurdun önüne geldiklerinde Mira durdu. Kapüşonlu hâlâ üzerindeydi ve kolları ellerini tamamen kapatıyordu. “Sanırım bunu yarın vermem gerekecek,” dedi sweatshirtün kollarına bakarak. Karan başını salladı. “Acele değil.” Mira birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra gülümsedi. “Bugün için teşekkür ederim.” Karan kaşlarını hafifçe çattı. “Kahveyi üstüme döken sendin.” Mira güldü. “Evet ama normalde biri bana bağırırdı. Sen sadece psikolojik kriz geçirdin.”

Karan istemsizce kısa bir nefes verdi. Mira onun buna güldüğünü anlayınca yüzündeki gülümseme büyüdü. Sonra yavaşça geri geri yürümeye başladı. “Görüşürüz Karan.”

Karan cevap vermedi ama gözleri Mira’nın üzerinden ayrılmadı. Kız yurdun kapısından içeri girene kadar olduğu yerde kaldı. Mira son anda dönüp ona el salladı. Karan da çok hafif şekilde başını eğdi.

Kapı kapandığında kampüs yeniden sessizleşti. Ama Karan’ın içi sessiz değildi. Aksine yıllardır bastırdığı bütün anılar tek tek geri dönüyordu. Yağmurlu lojman yolları, küçük bir kızın kahkahası, saçındaki kırmızı toka…

Ve o son gün.

Karan gözlerini kapattı. O günü hâlâ dün gibi hatırlıyordu. Küçük Mira ağlamamak için dudaklarını sıkarken saçındaki kırmızı tokayı çıkarıp onun avucuna bırakmıştı.

“Kaybolursam beni unutma olur mu?”

Karan o zaman hiçbir şey söyleyememişti. Çünkü küçüktü. Vedalaşmanın ne demek olduğunu bilmiyordu. Sadece ertesi gün geri döneceklerini sanmıştı.

Ama dönememişlerdi.

Yıllarca o tokayı saklamıştı.

Ve bugün… yıllar sonra aynı tokayı yeniden görmüştü.

Karan yavaşça başını kaldırıp Mira’nın girdiği yurda baktı. Kalbi ilk kez bu kadar düzensiz atıyordu.

Çünkü içinde büyüyen ihtimal artık görmezden gelemeyeceği kadar gerçekti.

Ya Mira gerçekten oyduysa?

Karan o gece eve döndüğünde normalde yaptığı ilk şeyi yaptı; ışıkları açmadan salonun ortasında birkaç saniye durdu. Sessizlik ona iyi gelirdi. Gün boyunca insanların sesini taşıyan zihni ancak böyle sakinleşirdi. Ama bu gece olmuyordu. Mira’nın sesi hâlâ kulaklarının içindeydi. Gülerken gözlerinin küçülmesi, konuşurken ellerini sürekli hareket ettirmesi, düşünmeden saçının kahkülüyle oynaması… Hepsi rahatsız edici derecede tanıdıktı.

Kapıyı kapatıp derin bir nefes aldıktan sonra odasına geçti. Siyah çantasını masanın yanına bıraktı ama oturmadı. Gözleri istemsizce çalışma masasının alt çekmecesine kaydı. Yıllardır açmadığı çekmeceye.

Birkaç saniye boyunca sadece baktı. Sonra yavaşça çekmeceyi açtı. Eski bir kutu duruyordu içeride.

Karan kutuyu eline aldığında parmakları hafifçe gerildi. Kutunun kapağını açmasıyla birlikte yıllardır dokunmadığı anılar tekrar nefes almaya başladı. Küçük oyuncak ayı. Solmuş çocuk fotoğrafı. Ve en üstte duran kırmızı toka. Karan tokayı eline aldığında boğazı düğümlendi. Bugün gördüğü toka gerçekten aynı mıydı? Yoksa zihni ona oyun mu oynuyordu?

Yatağın kenarına oturup başını geriye yasladı. Mantığı bunun imkânsız olduğunu söylüyordu. Türkiye’de binlerce kırmızı toka vardı. Binlerce sarışın kız vardı. Binlerce yeşil göz…

Ama Mira’nın ona bakışı…

O huzur hissi…

Onun yanında yıllardır ilk kez kendini yalnız hissetmemesi…

Hiçbiri tesadüf gibi gelmiyordu.

Telefonu aniden titreşince düşünceleri bölündü. Ekranda annesinin adı vardı.

Bu kez açtı.

“Efendim?”

Annesinin sesi yorgun geliyordu. “Bugün aradım açmadın.”

“Kampüsteydim.”

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra annesi dikkatlice konuştu. “İyi misin oğlum?”

Karan normalde bu soruya düşünmeden “iyiyim” derdi. Ama bu gece cevap veremedi.

Annesi bunu fark etmiş olacak ki sesi biraz daha yumuşadı. “Ne oldu?”

Karan gözlerini elindeki kırmızı tokaya dikti.

“Bugün…” dedi yavaşça. “Onu gördüğümü sandım.”

Telefonun diğer ucundaki sessizlik bir anda ağırlaştı. Annesi kimi kastettiğini anlamıştı. Yıllardır anlamaya devam ettiği gibi.

“Karancığım…” diye başladı dikkatlice. “Aradan çok zaman geçti.”

“Biliyorum.”

“Aynı kişi olamaz.”

Karan çenesini sıktı. Çünkü kendine gün boyu söylediği şey tam olarak buydu. Ama ne kadar tekrar ederse etsin inanamıyordu.

“Anne,” dedi kısık bir sesle. “Aynı tokayı takıyordu.”

Bu kez annesi cevap vermedi.

Karan gözlerini kapattı. Çocukluğundan beri ilk kez içinde bu kadar güçlü bir umut oluşuyordu. Ve bu onu korkutuyordu. Çünkü umut, kaybetmesi en zor şeydi.

Aynı saatlerde Mira yurttaki yatağına yüzüstü uzanmıştı. Oda arkadaşı Selin karşı yatakta cips yiyerek onu izliyordu.

“Tamam,” dedi Selin ağzındaki cipsi çiğnerken. “Şimdi bana o aşırı uzun çocuğu tekrar anlat.”

Mira yastığa yüzünü gömüp inledi. “Anlatılacak bir şey yok.”

Selin kaşını kaldırdı. “Mira. Sen bir çocukla kahve içtin. Bu tarihî bir olay.”

“Abartma.”

“Çocuk yakışıklı mıydı?”

Mira cevap vermedi.

Selin yatağından doğruldu. “OHA. Sessiz kaldığına göre aşırı yakışıklı.”

Mira istemsizce gözlerini tavana çevirdi. Karan’ın yüzü gözünün önüne geldi. Siyah gözleri, sakin sesi, insanın içine işleyen bakışları…

Kalbi anlamsız şekilde hızlandı.

“Garipti,” dedi sonunda.

“Nasıl garip?”

Mira birkaç saniye düşündü çünkü tam olarak açıklayamıyordu. “Sanki…” dedi yavaşça. “Sanki onu daha önce tanıyormuşum gibi.”

Selin dramatik şekilde ağzını açtı. “Tamam. Geçmiş yaşam aşkı falan olabilir misiniz?”

Mira gülüp yastığı ona fırlattı. “Salak.”

Ama Selin uyumak için ışığı kapattıktan sonra bile Mira’nın aklı hâlâ Karan’daydı. Özellikle ona baktığı o ilk an. O bakış normal değildi. Sanki Karan onu ilk kez görmüyordu. Mira gözlerini kapattığında zihninde aniden bulanık bir görüntü oluştu.

Yağmur yağıyordu.

Küçük bir erkek çocuğu ona kızgın şekilde bakıyordu.

Ve bir ses:

“Maşa, düşeceksin!”

Mira gözlerini aniden açtı.

Kalbi hızlanmıştı.

Tavana bakarken nefesini düzenlemeye çalıştı.

Bu anı da neydi şimdi?

Mira bir süre tavana bakarak öylece kaldı. Kalbi yavaş yavaş normale dönse de az önce zihninde beliren görüntü gitmiyordu. Çok kısa sürmüştü ama hissettirdiği şey fazlasıyla gerçekti. Yağmur kokusunu bile hissetmiş gibiydi. Küçük bir erkek çocuğunun sesi hâlâ kulağının içindeydi. “Maşa, düşeceksin.” Bu kelimeyi bugün ikinci kez duyuyordu. Önce Karan söylemişti, şimdi ise zihninin içinden gelen eski bir yankı gibi tekrar ortaya çıkmıştı. Mira gözlerini sıkıca kapatıp kendi kendine saçmaladığını düşündü. Büyük ihtimalle gün boyu yaşadığı garip olaylar beynini karıştırmıştı. Başka açıklaması olamazdı.

Ama yine de içindeki huzursuzluk geçmedi.

Ertesi sabah kampüs her zamanki gibi kalabalıktı. Mira elinde kahvesiyle dersliğini bulmaya çalışırken telefonundan haritaya bakıyor, bir yandan da yanlış binaya girmemeye çalışıyordu. Tam merdivenlerden çıkacağı sırada arkasından bir ses duydu.

“Yine kayboldun galiba.”

Mira irkilip arkasını döndü. Karan birkaç basamak aşağıda durmuş ona bakıyordu. Siyah kapüşonlusu, omzundaki çantası ve uykusuz görünen gözleriyle yine aşırı ciddi görünüyordu. Ama Mira onu görünce istemsizce gülümsedi. Bu durum sinir bozucu derecede hızlı gelişiyordu.

“Bu okulun bana kişisel nefreti var,” dedi dramatik bir sesle. “Yemin ederim dün başka yerde olan bina bugün yok olmuş.”

Karan merdivenleri çıkıp yanına geldi. “Mimarlık binasını mı arıyorsun?”

“Evet.”

“Yan tarafta.”

Mira gözlerini kapatıp başını duvara yasladı. “Ben neden sürekli ters yöne gidiyorum?”

Karan’ın dudak kenarı hafifçe kıvrıldı. Mira bunu görünce parmağını ona doğrulttu. “Bak yine yaptın.”

“Neyi?”

“Gülümsedin.”

“Gülümsemedim.”

“Ettin.”

Karan başını iki yana sallasa da bu kez inkâr ederken bile sesi daha yumuşaktı. Mira onun yanındayken rahat davranmaya başladığını hissediyordu. İlk karşılaştıkları andaki o ağır gerginlik hâlâ vardı ama artık korkutucu değil, daha çok merak uyandırıcıydı.

Birlikte koridorda yürümeye başladılar. Mira konuşuyor, Karan ise çoğunlukla onu dinliyordu. Ama Mira’nın fark ettiği bir şey vardı; Karan gerçekten dinliyordu. İnsanların çoğu konuşurken sadece cevap vermek için beklerdi. Karan ise sanki söylediği her şeyi aklında tutuyordu. Bu tuhaf şekilde hoşuna gitmişti.

Koridorun sonuna geldiklerinde birkaç kız Karan’a bakıp kendi aralarında fısıldaştı. Mira bunu fark edince gözlerini kıstı. “Bence insanlar senden korkmuyor,” dedi düşünceli şekilde. “Bence senden hoşlanıyorlar ama sen çok ulaşılmaz duruyorsun.”

Karan kısa bir nefes verdi. “Aynı şey.”

“Hayır değil. Ulaşılmaz insanlar daha çekici olur.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

Mira omuz silkti. “Ben çekiciyim sonuçta.”

Karan ilk kez gerçekten güldü. Çok kısa sürdü ama Mira bunu görünce olduğu yerde kaldı. Çünkü Karan gülünce yüzündeki bütün sertlik kayboluyordu. Bir anda yıllardır taşıdığı yük hafifliyormuş gibi görünüyordu.

Karan onun baktığını fark edince gülümsemesi yavaşça silindi. Mira ise hâlâ aynı şaşkınlıkla ona bakıyordu. “Tamam,” dedi sonunda. “Şimdi emin oldum.”

“Neyden?”

“Aslında korkutucu biri olmadığından.”

Karan birkaç saniye sustu. Sonra gözlerini Mira’ya çevirdi. “Bundan çok emin olma.”

Sesi sakin olsa da cümlenin altında başka bir anlam vardı. Mira bunu hissetti ama nedenini anlayamadı. Karan’ın içinde sakladığı bir şeyler vardı. Büyük, ağır ve karanlık şeyler. Buna rağmen Mira ondan uzaklaşmak istemiyordu.

Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir çocuk Mira’ya seslendi. Sarı saçlı, fazla özgüvenli görünen biri yanlarına gelip doğrudan Mira’ya gülümsedi. “Dünkü tanışma etkinliğinde seni görmüştüm,” dedi rahat bir tavırla. “Mert ben.”

Mira kibarca gülümsedi. “Mira.”

Mert tam devam edecekken bakışları Karan’a kaydı. Bir anda duraksadı. Çünkü Karan ona ifadesizce bakıyordu. Ortamın sıcaklığı birkaç saniyede değişmişti.

Mira bunu fark edip kaşlarını kaldırdı. “Şey…”

Mert boğazını temizledi. “Neyse, sonra görüşürüz.”

Çocuk resmen kaçtı.

Mira birkaç saniye arkasından baktıktan sonra yavaşça Karan’a döndü. “Sen çocukları niye travmatize ediyorsun?”

Karan omuz silkti. “Ben bir şey yapmadım.”

“Bakışların yaptı.”

Karan cevap vermedi ama Mira onun bunu bilerek yaptığını anlamıştı. Ve bunu fark ettiği anda kalbi sebepsiz yere hızlandı.

Karan o gün dersten sonra kampüsün en arka tarafındaki boş basketbol sahasının yanında durmuştu. Hava kararmaya başlamış, gökyüzü bordoya çalan koyu bir renge dönmüştü. İnsan sesleri uzaktan geliyordu ama onun bulunduğu yerde garip bir sessizlik vardı. Elleri cebindeydi, bakışları yere sabitlenmişti ama zihni tamamen Mira’yla doluydu. Onu gördüğü ilk an sürekli tekrar edip duruyordu. Sarışın saçları, yeşil gözleri, saçındaki kırmızı toka… Ve en çok da hissettirdiği o tanıdıklık. Sanki yıllardır kayıp olan bir şey aniden geri dönmüştü. Karan derin bir nefes verdi. Kendine kızıyordu çünkü umutlanmak istemiyordu. Çocukken kaybettiği birini yıllar sonra üniversite kampüsünde bulmak mantıklı değildi. Ama Mira’nın yanında durduğunda içindeki bütün duvarlar çatlıyordu.

Telefonu titrediğinde düşünceleri bölündü. Ekranda Mira’nın adı vardı. Mesajda yalnızca “yanlış sınıfa girdim yardım et” yazıyordu. Karan istemsizce hafifçe gülümsedi. Parmakları ekranın üzerinde kısa süre durduktan sonra sadece “hangi bina” diye yazdı. Mira’dan cevap hemen geldi. “bilmiyorum” Karan başını hafifçe geriye yaslayıp kısa bir nefes verdi. Bu kız gerçekten felaketti.

Yaklaşık on dakika sonra Mira’yı üçüncü kat koridorunda, yanlışlıkla yüksek lisans dersine girmiş halde buldu. Kapının önünde durmuş, yüzünü ellerinin arasına saklamıştı. Karan yaklaşınca Mira dramatik bir ifadeyle ona döndü. Bu okulun onu kişisel olarak istemediğine artık emin olduğunu söylüyordu. Karan kapının camından içeri baktığında yaşlı hocanın hâlâ sinirli şekilde konuştuğunu gördü. Mira ise utanmış görünüyordu. Karan ne yaptığını sorduğunda Mira yanlışlıkla derse girdiğini ama çıkmaya utanınca oturmaya devam ettiğini anlattı. Ne kadar kaldığını sorduğunda ise gözlerini kaçırarak “otuz dakika kadar” dedi.

Karan bu kez gerçekten güldü. Sessizdi ama gerçekti. Mira birkaç saniye boyunca ona bakakaldı çünkü Karan güldüğünde sanki yüzündeki bütün karanlık dağılıyordu. Sert görünen bütün çizgiler yumuşuyor, başka biri gibi görünüyordu. Mira’nın içinde o an garip bir sıcaklık oluştu. Bu görüntüyü daha önce de görmüş gibi hissetti.

“Karan gülünce kızmıyorum artık.”

“Niye?”

“Çünkü gözleri küçülüyor.”

Bu cümle Mira’nın zihninde öyle ani belirdi ki yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. Bir anda dalıp gitmişti. Karan bunu hemen fark etti ve ne olduğunu sordu. Mira birkaç saniye boyunca ne söyleyeceğini bilemedi. Sonunda, bazen böyle garip şeyler olduğunu söyledi. Sanki bazı anları daha önce yaşamış gibi hissediyordu. Bu cümle Karan’ın içine oturdu çünkü günlerdir aynı şeyi o da hissediyordu.

Koridordaki beyaz floresan ışıkları üzerlerine düşerken birkaç saniye boyunca sadece birbirlerine baktılar. Mira ilk kez Karan’ın gözlerinin ne kadar yorgun göründüğünü fark etti. Sanki uzun zamandır düzgün uyumuyordu. Ama bu yalnızca yorgunluk değildi. O bakışların içinde yıllardır taşınan bir özlem vardı. Derin ve sessiz bir özlem.

Karan sonunda bakışlarını kaçırıp yurda dönüp dönmediğini sordu. Mira başını sallayınca birlikte merdivenlerden inmeye başladılar. Mira yine konuşuyordu ama bu kez sesi daha sakindi. Karan’ın yanında garip şekilde huzurlu hissediyordu. Normalde sessizlikten hoşlanmazdı ama onunla yürürken sessizlik bile güven veriyordu.

Dışarı çıktıklarında hava tamamen kararmıştı. Hafif yağmur başlamıştı. Mira başını kaldırıp yağmurun kokusunu içine çekti ve gülümsedi. Yağmur kokusunu çok sevdiğini söylediği anda Karan’ın adımları bir saniyeliğine durdu.

“Yağmur yağınca dünya daha güzel oluyor.”

“Saçmalama Maşa.”

“Gerçek ama.”

Karan gözlerini kapattı. Aynı cümleydi. Aynı ses tonu. Aynı his… Ve ilk kez gerçekten korkmaya başladı.

Yağmur hafifçe hızlanırken kampüsün taş yolları parlak bir görünüm almaya başlamıştı. Mira yürürken ellerini kapüşonlusunun ceplerine soktu. Üzerindeki sweatshirt hâlâ Karan’ındı ve nedense geri vermek istemiyordu. Kumaşa sinmiş hafif yağmur ve kahve kokusu ona garip şekilde huzurlu geliyordu. Karan birkaç adım yanında sessizce yürüyordu. Onun sessizliği rahatsız edici değildi. Aksine, Mira uzun zamandır ilk kez birinin yanında kendini bu kadar sakin hissediyordu.

“Bir şey sorabilir miyim?” dedi Mira sonunda.

Karan bakışlarını ona çevirdi. “Sor.”

“Çocukken kaybettiğin kişi…” Mira kısa bir an duraksadı. “Onu hâlâ arıyor musun?”

Bu soru Karan’ın içinde sert bir yere dokundu. Adımları yavaşladı ama durmadı. Birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Mira tam fazla ileri gittiğini düşünüp konuyu değiştirecekken Karan düşük bir sesle konuştu.

“Bazı insanları aramayı bırakmazsın.”

Mira’nın kalbi sebepsiz yere sıkıştı. Karan bunu söylerken gözlerinde öyle yoğun bir şey vardı ki şaka yapmadığı belliydi. Bu sadece eski bir çocukluk arkadaşı değildi. Sanki yıllardır içinde taşıdığı eksik bir parçaydı.

“Belki o da seni arıyordur,” dedi Mira farkında olmadan.

Karan o anda ona baktı. Gerçekten baktı. Mira’nın nefesi bir saniyeliğine kesildi çünkü o bakışın içinde açıklayamadığı kadar yoğun bir duygu vardı. Özlem, kırgınlık, umut… Hepsi birbirine karışmış gibiydi. Mira nedenini bilmiyordu ama Karan’a sarılmak istemişti o an. Bu düşünce aklına gelir gelmez yüzünü başka tarafa çevirdi.

Yurdun önüne geldiklerinde yağmur biraz daha hızlanmıştı. Mira kapıya yaklaşırken istemsizce yavaşladı. İçeri girmek istemiyordu. Karan’la geçirdiği birkaç saat bile garip şekilde bağımlılık yapmıştı.

“Karan.”

“Hm?”

“Bugün benimle uğraştığın için teşekkür ederim.”

Karan başını hafifçe yana eğdi. “Seninle uğraşmıyorum.”

“Uğraşıyorsun.”

“Hayır.”

Mira hafifçe gülümsedi. “Tamam o zaman. Sürekli beni kurtarıyorsun diyelim.”

Karan cevap vermedi ama bakışları yumuşamıştı. Mira bunu gördüğünde kalbi yine hızlandı. Çünkü Karan’ın insanlara göstermediği taraflarını yalnızca ona gösterdiğini hissediyordu.

Tam içeri girecekken Karan aniden konuştu.

“Kırmızı toka.”

Mira arkasını döndü. “Ne?”

“Küçüklüğünden beri mi takıyorsun?”

Mira kaşlarını hafifçe çattı. Bu soruyu neden sorduğunu anlamamıştı. Eli istemsizce saçındaki tokaya gitti. “Sanırım evet,” dedi düşünceli şekilde. “Çocukken annem sürekli saçımı bununla toplardı. Sonra alışkanlık oldu galiba.”

Karan’ın boğazı düğümlendi.

Çünkü o tokayı ilk gördüğü günü hatırlıyordu.

Küçük Mira yağmurun altında koşarken toka saçından düşmüştü. Karan sessizce yerden alıp ona uzatmıştı. Mira ise gülümseyip tokayı tekrar takmıştı.

“Kaybolursam beni bununla hatırla olur mu?”

Karan o gün bu cümlenin hayatı boyunca peşini bırakmayacağını bilmiyordu.

Şimdi ise yıllar sonra aynı tokaya yeniden bakıyordu.

Mira onun sustuğunu görünce hafifçe başını eğdi. “Neden sordun?”

Karan birkaç saniye boyunca cevap veremedi. Çünkü gerçek cevabı söylemek istiyordu.

Çünkü o toka yüzünden geceleri uyuyamadığını…

Çünkü Mira’ya her baktığında çocukluğunu gördüğünü…

Çünkü kalbinin onu çoktan tanıdığını…

Ama sadece başını iki yana salladı.

“Öylesine.”

Mira tam inanmadığını söyleyecekken yurttan Selin çıktı. Mira’yı görünce rahat bir nefes aldı ama sonra gözleri Karan’a kaydı. Birkaç saniye boyunca şaşkınca ona baktıktan sonra hızla Mira’nın yanına geldi.

“Sen telefonlara neden bakmıyorsun?” dedi ama gözleri hâlâ Karan’daydı. “Bir de bu kim?”

Mira istemsizce gülümsedi. “Bu Karan.”

Selin birkaç saniye boyunca hiçbir şey diyemedi. Sonra Mira’nın kulağına eğilip fısıldadı:

“Bu çocuk gerçek mi?”

Mira Selin’in koluna hafifçe vurup “Abartma,” dedi ama yüzündeki gülümsemeyi gizleyemiyordu. Selin ise hâlâ Karan’a bakıyordu. Karan’ın ifadesi her zamanki gibi sakindi ama yabancı insanlara karşı koyduğu mesafe çok net hissediliyordu. Selin bunu fark etmiş olacak ki daha düzgün durmaya çalıştı.

“Ben Selin,” dedi hızlıca. “Mira’nın oda arkadaşı.”

Karan kısa bir baş hareketiyle onu selamladı. “Karan.”

Ortamda birkaç saniyelik garip bir sessizlik oluştu. Mira bu sessizliklerin çoğunu normalde rahatsız edici bulurdu ama Karan’ın yanında sessizlik bile başka hissettiriyordu. Sanki onun çevresindeki dünya biraz daha yavaş akıyordu.

Selin sonunda dayanamadı. “Tamam ben gidiyorum çünkü burada üçüncü kişi gibi hissediyorum,” dedi dramatik şekilde. Mira utanmış bir ifadeyle ona bakarken Selin sinsice sırıtıp yurda doğru yürüdü. Daha kapıya varmadan dönüp tekrar Mira’ya baktı.

“Detayları anlatacaksın.”

Mira yüzünü elleriyle kapatıp kısa bir inleme çıkardı. Karan ise olanları sessizce izliyordu. Mira utanınca yanaklarının hafif pembeleştiğini fark etmişti. Nedense bu görüntü gözlerini ondan çekmesini zorlaştırıyordu.

“Arkadaşın ilginç biri,” dedi sonunda.

Mira güldü. “Senin yanında herkes çok konuşuyormuş gibi görünüyor.”

Karan hafifçe kaşını kaldırdı. “Ben o kadar sessiz değilim.”

Mira ona birkaç saniye boş boş baktı. “Karan, bazen senin iç sesin bile sessiz konuşuyordur.”

Karan istemsizce hafifçe gülümsedi. Mira bunu görünce yine aynı hissi yaşadı. Sanki onu güldürmek dünyanın en zor ama en güzel şeyiymiş gibi geliyordu.

Yağmur artık daha ince yağıyordu. Kampüs ışıkları ıslak zemine vuruyor, etraf bulanık bir film sahnesi gibi görünüyordu. Mira içeri girmesi gerektiğini biliyordu ama ayakları hâlâ olduğu yerdeydi. Karan’ın da gitmediğini fark edince kalbi anlamsız şekilde hızlandı.

“Karan.”

“Hm?”

“Sen neden ilk gün bana o kadar garip baktın?”

Soru aniden çıkmıştı. Mira bunu söyledikten sonra pişman oldu ama artık geri alamazdı. Karan’ın bakışları bir anda değişti. Gözlerinde kısa süreliğine yakalanmış birinin ifadesi oluştu.

“Garip bakmadım.”

“Mmm. Baktın.”

Karan cevap vermedi.

Mira birkaç adım ona yaklaşıp başını hafifçe yana eğdi. “Sanki beni tanıyormuşsun gibiydi.”

Bu cümle Karan’ın içinde yankılandı. Çünkü sorun tam olarak buydu. Mira’ya baktığında onu ilk kez görüyormuş gibi hissedemiyordu. İçinde bir yer çoktan onu tanıyordu.

Karan sonunda yavaşça konuştu. “Belki tanıyorumdur.”

Mira’nın nefesi hafifçe kesildi. Karan bunu şaka yapmadan söylemişti. Sesi sakin olsa da altında ağır bir gerçeklik vardı.

“Ne demek o?”

Karan birkaç saniye boyunca sustu. Sonra başını hafifçe iki yana salladı. “Boş ver.”

Ama Mira artık bırakabilecek durumda değildi. Çünkü o anda ilk kez şunu fark etmişti:

Karan ona baktığında yalnızca hoşlanan bir erkek gibi bakmıyordu.

Sanki yıllardır kaybettiği bir şeyi yeniden bulmuş gibiydi.

Bu düşünce Mira’nın kalbini garip şekilde sıkıştırdı. Çünkü o an içinde açıklayamadığı başka bir his daha oluşmuştu.

Sanki Karan’ı gerçekten unutmuştu.

Ve bu ihtimal nedense canını yakmıştı.

Selin yurda girer girmez Mira’nın koluna yapıştı. Daha Mira ayakkabılarını bile çıkaramadan onu odalarına sürükledi. Mira sürekli güldüğü için düzgün yürüyemiyordu. Selin kapıyı kapattığı anda dramatik şekilde yatağın üzerine oturdu.

“Şimdi anlat.”

Mira montunu çıkarıp sandalyeye bıraktı. “Anlatılacak bir şey yok.”

Selin birkaç saniye boyunca ona boş boş baktı. “Mira, çocuk seni yurda kadar bırakmış.”

“Ee?”

“Ee’si mi var? Bir de sana öyle bakıyordu ki ben bile gerildim.”

Mira istemsizce duraksadı. Çünkü bunu sadece Selin fark etmemişti. Karan’ın bakışları gerçekten farklıydı. Sanki Mira’ya bakarken başka bir şeyi de görüyordu. Ya da başka bir zamanı.

Mira yatağına oturup saçındaki kırmızı tokayı çıkardı. Saçları omuzlarına dağılırken düşünceli şekilde tokaya baktı. Karan’ın o soruyu sorması hâlâ aklındaydı.

“Küçüklüğünden beri mi takıyorsun?”

Normal bir soru gibi değildi. Sanki cevabı onun için çok önemliymiş gibiydi.

Selin yatağından doğrulup Mira’ya dikkatlice baktı. “Sen niye dalıp gidiyorsun sürekli?”

“Bilmiyorum,” dedi Mira yavaşça. “Karan’ın yanında garip hissediyorum.”

Selin hemen sırıtacaktı ama Mira’nın yüzündeki ciddiyeti görünce vazgeçti. “Kötü garip mi?”

Mira birkaç saniye düşündü.

“Hayır… Tanıdık gibi.”

Bu cümleyi söyler söylemez kendi de şaşırdı. Çünkü bu hissi açıklayamıyordu. Karan’ı daha birkaç gündür tanıyordu ama yanında sanki yıllardır hayatındaymış gibi rahat hissediyordu. Üstelik bu rahatlık korkutucuydu.

Selin kaşlarını kaldırdı. “Belki hoşlanıyorsundur.”

Mira hemen başını kaldırdı. “Hayır.”

Cevabı fazla hızlı vermişti.

Selin bunu fark edip sinsice gülümsedi. “Tamam.”

Mira yastığını ona fırlattı ama yüzündeki düşünceli ifade kaybolmadı.

O gece Mira uzun süre uyuyamadı. Yağmur sesi cama vururken yatağında dönüp durdu. Ne zaman gözlerini kapatsa Karan’ın bakışları aklına geliyordu. Özellikle de ona “belki tanıyorumdur” dediği an.

Bu cümle normal değildi.

Karan normal biri gibi davranmıyordu.

Ve Mira bunun nedenini öğrenmek istediğini fark ediyordu.

Telefonunun ekranı karanlık odada aniden parladı. Mira hemen telefona uzandı. Mesaj Karan’dandı.

-uyudun mu

Mira istemsizce doğruldu. Kalbi anlamsız şekilde hızlanmıştı. Ekrana birkaç saniye baktıktan sonra cevap yazdı.

-hayır

Mesaj neredeyse anında görüldü.

-iyi

Mira kaşlarını hafifçe çattı.

-niye iyi 😭

Bu kez cevap biraz geç geldi.

-bilmiyorum

Mira dudaklarını birbirine bastırıp gülümsedi. Karan mesajlarda bile garipti. Ama onun bu hâli nedense hoşuna gidiyordu.

Birkaç dakika boyunca hiçbir şey yazmadılar. Ama konuşma bitmiş gibi de hissettirmiyordu. Mira ekranı kapatıp yatağa geri yaslandı. Tam telefonu bırakacaktı ki yeni mesaj geldi.

-yarın dersin kaçta

Mira saate baktı.

Gece 02.13’tü.

Ve Karan şu an onunla konuşmak için bahane arıyordu.

Bu düşünce yüzündeki gülümsemeyi büyüttü.

-10’da senin

Karan’dan cevap geldi.

-benim de

Mira telefonunu göğsünün üzerine bırakıp tavana baktı. İçindeki his çok yeniydi. Daha önce hiç kimseyle konuşurken böyle sakin hissetmemişti.

Sanki acele etmelerine gerek yoktu.

Sanki birbirlerine bir şekilde zaten ulaşacaklardı.

O sırada kampüsün diğer tarafındaki erkek yurdunda Karan yatağında oturuyordu. Oda karanlıktı. Tek ışık telefonu ekranından geliyordu. Mira’yla olan mesajlaşmaya uzun süre baktıktan sonra gözlerini kapattı.

Çünkü Mira’nın yazış şekli bile tanıdık geliyordu.

Bu durum artık tesadüf gibi hissettirmemeye başlamıştı.

Ama Karan hâlâ korkuyordu.

Ya Mira gerçekten o kızsa…

Ve ya yıllardır onu hatırlayan tek kişi sadece kendisiyse…