BİRİNCİ BÖLÜM
ÖTEKİ SOYLARDAN HİKAYELER
LANETLİ BAĞ
BİRİNCİ BÖLÜM - İPEK
“Abla”
“Lütfen Ölme”
Uyanmak istesem de uyanamıyordum. Çok ağır bir hastalığınyada ağır bir yemeğin sonrasında hissettiğim o rahatsızlık tüm vücudumu sarmıştı.Tuhaf bir sinir de vurmuştu üstelik. Yine bir şeyden korktuğu belliydi. Eskidenolsa küfür edip odasına yollardım kardeşimi ama şuan bunu yapamam. Kendimlesavaşmalı bu uykudan uyanmalıyım. Gözlerimi açmaya çalıştıkça sanki uykubenimle savaşıyor gibiydi. Gözlerimi açamamıştım ama nihayet elimi ona uzatacakkadar güç bulmuştum kendimde. Ölmediğimi anladığında Ozan üzerime kapanıpağlamaya başladı. Ve nihayet güç bulduğumda gözlerimi aralayıp üzerine kapanmışçocuğun saçlarını okşadım.
“Ölmedim ablacım”
“Ablaaağ”
“Canım” boğazım ta en geriye kadar kurumuştu.
“Seni öldürdü sandım ablaağ”
“Kim” kafamı biraz doğrulttum.
“Canavar abla canavar”
Dört yıl önce o gece...Bir arkadaşımın evine yatılı gitmiştim.O gece ne kadar mutlu bir gece geçirdiğimi ve ne kadar rahat bir uykuyayattığımı bugün bile çok net hatırlıyorum.
Sabaha karşı arkadaşım beni sessizce uyandırdığında kötü birşey olduğunu anlamıştım.
“Sizin evde bişey olmuş”
O sabah polis merkezinde karşıma oturan memuru hiçunutamıyorum.
“Anne babanız sizin geldiğinizi düşünmüş ama hırsızıkarşılarında görünce...”
Böyle anlatınca annem yada babamın hayatta olduğunudüşünmüştüm çünkü biri ona bunu anlatmış olmalıydı. Hatta aklıma gelen en kötüsenaryo bıçaklanma yada yaralanmaydı.
“Zanlının anlattığına göre”... diye devam etti polis memuru.
Benim güzel annem ve babam arkadaşımın evinde rahatedemediğimi düşünüp eve geldiğimi düşünmüştü. Yüzlerinde o tanıdık gülümsemeile belki biraz neden geldiğime olan endişe ile aşağıya adım atmışlardı. Ve bir daha yukarıçıkamamışlardı.
“Geçti Ozan...Geçti Ablacım”
Ozan o zamanlar üç yaşındaydı. Hikâyeye şahit olmadı amaanlatılanlar onu çok etkilemişti. Ara sıra böyle ataklara giriyordu. Bense onsekiz yaşımdayken beş yaşında çocuk sahibi olmuştum. Babaannem ilk iki yılbizimleydi ama sonra hastalığını bahane edip bizi baş başa bıraktı. Babamın işindenkaynaklı başımızı sokacak bir evimiz ve kenarda paramız vardı. Ama hazıra dağdayanmazdı tabii. Bir de işçilerin alacakları ve tazminatları derken eldeavuçta ne varsa akıp gidivermişti. Bir yıl kadar sonra evi ipotek ettirdik.
Kardeşimin okulunu ve kendi okulumu ayarladıktan sonra kalanvakitlerimi part-time çalışabileceğim şekilde ayarlamıştım. Okuldan çıkınca onukomşuya bırakıp işe gidiyor saat on buçuk civarı onu alıp eve geliyordum.
O sabah kahvaltıda yine aynı canavar hikayesini sürdürmüştü.
“Ozan yeter ama ablacım”
“Seni yiyordu abla”
“Hani bak bakayım neremi yemiş bak bana”
“Ama abla canavar vardı”
Yastığıma baktım. Belirsiz bir leke gördüm ama yastıktakiçiçeğin desenine benziyordu.
“Yok ablacım morluk bile yok bak, olur öyle bazenrüyalarımızda korkarız”
“Neden abla?” dedi burnunu çekip
“Tanrı bu korkularla yüzleşip daha cesur olmamızı ister”
“Nasıl yani?”
“Yani bir canavar görürsen ablanı savunabilmek için”
Elimi yüzümü yıkarken aynaya baktım. Yüzümü sağa sola döndürdüm.Ellerime baktım vücuduma dokundum sonra kendi kendi kendime güldüm.
Fakülteye çıkarken çoğunlukla bizim çocuklarla aynı aracadenk geliyorduk.
“Sabahın sekizine ders koymak da nedir ilkokul çocuğu gibi”dedi Gökhan.
“Aynen öteki derste on ikide. Resmen dalga geçer gibi” dedim.
Okula geldiğim ilk günden beri en yakın arkadaşım olan Gamzebindi sonra.
“Kamber’de geldi” dedi Gökhan. Erkekler neden hoşlandıklarıkızları sinirlendirmekten hoşlanıyor hala bilmiyorum.
“Soytarılar önden binmiş ne güzel!” dedi Gamze’de cevaben.
İkisinden birinin sevgisi olursa düşman, olmazsa böyle tuhafatışmalarla geçen bir iletişimleri vardı.
Teyzelerden biri bu halimize bakarken sanki Sodom’unlanetinin üzerimize yağması için duaediyordu.
Okul ve araştırma hastanesini aynı yerleşke içindeydi. Böyleolunca özellikle sabah seferleri çekilmez oluyordu. Servis her keskin virajdasavulurken bir yandan kitaplarımı düşürmemeye bir yandan kendimi tutmayaçalışırdım.
Nihayet açılan bir koltuğa Gamze kendini bıraktı ve elimizdekitüm kitapları aldı. Önden bir ses anında yükseldi.
“Abla bak orada öğrenci var oraya otur”
Boşalan yere hemen bir alıcı çıkmıştı. Gamze bir şey demedentekrar kalkmak için kitapları bize geri verirken Gökhan dayanamadı,
“Öğrenci insan mı zaten!”
O arada Gamze ve ben atıldık. İkimizde gözlerimizi ona susder gibi diktik. Bu kalabalıkla savaşmak yerine sessizce işkencemizi çekmeyerazıydık.
“Puu Terbiyesiz”
“Seni yetiştiren anne babaya...”
Gökhan da benim gibi yetimdi. Bunu duyunca iyice dellendi.
“Geçen haberlere çıktınız biriniz yılın 364 günühastanedeymiş” dedi.
“İndirin bunu!”
“Bu okuyacakta ne olacak?”
“Şunların kıyafetlerine bak!”
Bu kez taş bize geliyordu. Gamze sessizliğini bozdu.
“Doktor olacağız biz” dedi Gamze.
Ben sadece bu yolculuğun bitmesi için dua ediyordum.
“Bunların eline kalacaksak” dedi bir amca.
“Merak etme sen o zamana ölmüş olacaksın!” dedi Gökhan.
Bu tartışmalar farklı insanlarla her gün yapılıyordu.İnsanları bu kadar tahammülsüz hale getiren hastalık mıydı yoksa hayat mıydıbilinmez ama artık katlanamıyorum. Haklı bile olsam sadece susuyordum.
“Sen niye savunmuyorsun?” dedi Gamze inince.
“Cuma gününü unutuyorsun galiba” dedim.
“Ama çok gülmüştük”
“Evet”
“Cuma ne oldu ki?” dedi Gökhan uzak kaldığı sohbetiyakalamak ister gibi.
“Biri uyuyup kalmıştı uyandırmadı diye servisçiye saldırdı.İpek arada kaldı”
“Valla ben Cuma Patoloji çalışmaktan ruh gibiydim. Haftasonu kendime gelebildim. Hem tamam bırakın artık servis muhabbetini asıl senşunu söyle İpek; Mert’le neden ayrıldınız?”
“O ayrıldı ona sor” dedim omuzlarımı kaldırıp.
“Bu kadar acı çekmesen mi?” dedi Gamze gülerek.
Mert erkek arkadaşımdı. Babalarımız arkadaştı. Bizimkilerölünce bana karşı fazla korumacı oldular. Buraya kadar her şey tamamdı ama Mertçok değişti. Kardeşimin okul taksitlerini yatırmışlardı. Mert sürekli “ Şöylemi yapsan? Böyle mi yapsan? Acaba artık...Artık...Artık...” Sanki sevgilimdeğil sahibime dönmüştü. Bende sevmediği ne varsa değiştirmeye çalışıyordu.Ayrılmak istediğinde blöfünü yemediğim için benden ayrıldı. Şuan statüsünükorumak için benim ona dönmemi belki de yalvarmamı bekliyor ama yapmayacağım. Çünkübu kez kaçamayacağımı biliyorum. Ailesinin gündeminde nişan olduğunu biliyorum.
İlk dersten sonra çocuklarla otururken telefonum çaldı, arayan bankacımızdı.
“İpek Hanım, sizi gecikmiş krediniz için arıyorum”
Okulda uzak bir köşeye sığındım. Yaptığım konuşmayı kimseninduymasını istemiyordum. Vücut dilimi de kontrol altına almaya çalışarak güçlügörünmeye çalıştım.
“Farkındayım, yakın zamanda çözmeye çalışacağım”
“İpek Hanım, altı aydır gecikmeli gidiyormuş ve son üçtaksit ödenmemiş”
“Yakın zamanda bulacağım, lütfen maaşımı ayın yirmi beşindealıyorum.”
“Peki o zaman ben sizi yirmi beşinden sonra tekrar ararımbirlikte bir ödeme planı oluşturabiliriz”
“Peki, anlayışınız için teşekkür ederim”
Taksitleri zaten babaannem ödüyordu. Hatta bu taksitlerinparasını da göndermişti ama okul ve market derken para erimiş taksiti ödeyememiştim.İş yerinden aldığım para elektrik suyu bile ödemeye yetmiyordu. Söylesem evisatıp ülkenin en dar görüşlü, en sıcak yerinde yaşamam için bizizorlayacaklardı. Babamın oradan koşarak uzaklaşmasının bir sebebi vardı.
“Evet kanlar verildi mi gençler?” diye geldi o sabah Gökhan.
“Sana da Günaydın?” dedi Gamze hala ayılmaya çalışıyordu.
“Aç mı verdiniz tok mu?” dedi Gökhan kahveleri bizeuzatırken
“Fark eder mi?” dedim.
“Bilmem hoca ne dedi?”
“Hemogram içinmiş ya kolumu deşti zaten eli çok ağır buhemşirenin” dedi Gökhan esneyerek.
“Sonuçlar yarın ki ders için” dedim.
“Bugün ne var ?”
“Periferik kan yayma” dedi Gamze.
“Hadi Canım! Kan vermek tamamda delmek çok acıtıyor”
Ders başlamıştı. Hoca içeri girip “Herkes kendi periferik yayma preparatınıhazırlasın. Eritrosit, lökosit ve trombosit morfolojisine bakacağız.”
“Hocam ben Gamze’nin kanına baksam” dedi Gökhan.
“Neden oğlum”
“Anormallik olduğunu düşünüyorum da”
“Herkes kendi kanına baksın, esprileri kendinize saklayın!”
Parmağıma küçük bir delik açıp lama damlattım. Gözümümerceğe dayayıp netliğini ayarladım. Normalde simit gibi temiz bir yuvarlakgörmek istiyordum ama sanki küçük kristalleri vardı.
“Bu normal mi?” diye kendi kendime mırıldandım.
“Gökhan baksana!” dedim sonra Gamzeye döndüm. Benonlarınkine onlar benimkine bakıyordu. Hoca durumu fark edip bize doğrugelirken Gamze,
“Hocam bakar mısın? Biz mi yanlış görüyoruz?” dedi.
Hoca gözlüğünü temizleyip merceğe baktı. Odak vidasıylabiraz oynadı.
“İpek senin mi yavrum bu?”
“Evet, hocam”
Sonra sınıftaki herkesi çağırıp sordu.
“Sizce bu görüntünün sebebi ne olabilir?”
“İpek insan değil” dedi kalabalıktan bir ses. Herkes gülüncehoca kontrolü ele alıp tekrar sordu?
“Sizce bu görüntünün sebebi ne olabilir?”
“Hocam lamı güzel temizlememiş olabilir?” dedi birisi.
Hoca başını sallayıp “Güzel, başka?” dedi.
“Hocam hasta da olabilir? Bakın benzi biraz solgun”
Hoca başını salladı.
“Evet başka?”
“Kanı fazla boyamış olabilir”
“Ağır metal zehirlenmesi peki hocam? Alyuvar içinde noktalanmayapabilir demiştiniz?”
Hoca tatmin olmuş birşekilde başını salladı ve bana dönüp kısık sesle sordu.
“Kan verdin mi kızım sen?”
“Verdim hocam”
“Şimdi yeni bir lam hazırlayalım. Aynı görüntü tekrarçıkarsa verdiğin kan sonuçlarına da bir bakarız”
Görüntü yine aynı çıkmıştı ama az önceki ilgi beni rahatsız etmişti.Hiç sorun yokmuş gibi davranmaya karar verdim.
İki gün sonra hocamızın ofisine gittim. Bilgisayara bakıpbaşını salladı.
“Anlat bakalım İpek. Şikayetin var mı?”
“Açıkçası hocam dört aydır aşırı yorgun ve halsizim.”
“Hemoglobinin düşük, ferritinin de pek parlak değil.Yorgunluğun bundan olabilir. Ama yaymadaki görüntü için aynı şeyi söyleyemem.Büyük ihtimalle artefakt ama emin olmak için preparatı tekrar görmek isterim.Sen şimdilik ilaçlarını kullan”
Birkaç gün ilaçlarımı kullandım. Eski hâlime tamamendönmemiştim ama en azından sabahları yataktan kalkarken zombi gibihissetmiyordum ve hayatla kavgama kaldığım yerden devam etmeye karar vermiştim.Nihayet o ayın sonunda bankaya bir taksit ödeyebilecektim. Mutfakmasraflarından biraz kısacaktım ama bu bedeli ödemem gerekiyordu.
Veznede dikilirken bankacının bakışlarını izliyordum.Yerinden kalktı birini çağırdı. Biraz konuşup bir şeylere baktılar. Sonra banabir kağıt uzattı.
“İpek hanım borcun tamamı kapatılmış”
“Tamamı mı? Ama ben ödemedim.” dedim
“Evet. Dekonttan bakmaya çalışıyorum ama yurtdışı kaynaklıbir para. Bir şirketten gelmiş” diye ekranına bakıp kendi kendine söylenir gibikonuşuyordu.
Adını bir kağıda yazdı.
“Şöyle bir gönderici” dedi.
“Yanlışlıkla gelmiş olmalı” dedim.
“Ona da baktık şimdi şefimle ama açıklamada adınız ve borçtutarı kapatma olduğu belirtilmiş”
“Nasıl yani?”
“Bir yerden para beklemiyor muydunuz? Kredi kapama tutarıdüşüldükten sonra kalan dokuz bin dolar vadesiz hesabınıza aktarılmış.”
“Ne kadar?” dedim.
“Dokuz bin dolar”
“Dolar bir de...Belki babamın eski ortağıdır.”
Öyle dedim ama kim o kadar parayı öderdi ki. Babaannemikesseler o parayı ödemezdi. Yurt dışında bizden kim vardı diye düşündüm amaaklıma yine kimse gelmiyordu. Mert’in babası olsa verirken gözüme sokarlardı. Galiba biryerlerde bu yetim çocukların halini bilen biri vardı.
Çabalıyordum ve bunu biliyorlardı.
Bankadan çıkar çıkmaz markete girdim. Kardeşimin en sevdiğiama pahalı diye yemesine izin vermediğim o ithal fıstık ezmeli çikolatadan aldımönce sonra biraz et ve meyve...Beş sene önce yumurta bile kıramazdım şimdi entaze meyveyi seçmekten kampanyalara hepsini takip eder olmuştum. Poşetleri tezgâhabıraktıktan sonra derin bir nefes aldım ve düşündüm. Hiç borcum yoktu, nihayether şey yoluna girmeye başlamıştı.
Birinci bölümü nasıl buldunuz?









Yine Gülsüm ve yine çok ilgi çekici bir hikaye. Her şey gönlünce olsunnn! 🌸🌸🦋
çok teşekkür ederim yazarım. Herşey gönlünce olsun🌷🧡