Birinci Bölüm
Hogwarts'ta bu yıl uğursuzluklar sürekli üst üste geliyordu. -Her zamanki gibi...
Bu yılın en büyük iki uğursuzluğundan biri Dolores Umbridge'di. İkinci ise... Slytherin binası dışında okulun geri kalanının yeni bir uğursuzluk kabul ettiği Damon Black'ti.
Damon bu yılın başında Durmstrang'dan Hogwarts'a transfer olmuştu. On yedi yaşındaydı ama okullar arası farklı büyü müfredatı sebebiyle yedi değil beşinci sınıfa transfer olması uygun görülmüştü.
Çocuk, diğerlerinin arasında biraz...tuhaf görünüyordu. Boynu, kolları, yapılı sert vücudu ejderha, gül ve karmaşık semboller içeren siyah dövmelerle kaplıydı. Küpeleri ve siyah dağınık saçlarının arasında bir tutam kırmızı boyalı saç vardı. Büyüde oldukça iyi olduğu bilinse de görünüşü bir büyücüden çok bir muggle katile benziyordu.
Üstüne üstlük çocuk genelde Draco Malfoy, Mattheo Riddle, Blaise Zabini, Lorenzo Berkshire ve Theodore Nott ile takılıyordu. Çoğunlukla onlardan biriyle bir şeyler fısıldaşıp durduğu söylentisi okulda dolaşıyor, üç binanın öğrencilerini tedirgin ediyordu.
Damon'un varlığından rahatsız olmayan tek kişiler, arkadaşları ve Profesör Snape'ti. Snape onun binasına katılmasından gayet memnun görünüyordu.
"Durmstrang'dan Hogwarts'a transfer mi olur?" diyordu Lee Jordan, Gryffindor ortak salonunda. "Oradakilerin ne haltlar karıştırdıklarını ancak Tanrı bilir... Çocuğun tipi de bir sikime benzemiyor zaten, hiç gözüm tutmuyor."
Çoğu kişi ona hak veriyordu. Belki de onun gelişi gerçekten de bir uğursuzluktu. Kim bilir?
Ama ses getirdiği kesindi, birkaç haftalığına Harry bile okulda eskisi kadar gündemde değildi.
Ancak aynısı Gelecek Postası için söylenemezdi tabii. Gelecek Postası her zamanki gibi yine Harry ve Dumbledore'u karalamakla meşguldü.
**
Harry, Ron ve Hermione akşam saatlerinde kütüphaneden çıkıyorlardı. Beşinci sınıfın sınavları ve ödevleri yüzünden geçen yılın üç katı çalışmaları gerekiyordu. Umbridge'in varlığı da buna yardımcı olmuyordu. Kadın tüm okulun sinirini bozuyor, kendine karşı çıkanlara ise ağır cezalar veriyordu. Harry her hafta onunla cezaya kalıp elini deştiriyordu.
Şu an ise Hermione'in dersler hakkında dırdır etmediği nadir anlardan biriydi. Çünkü Harry ve o Ron'un hemen arkasından yürürken Umbridge'in gerçekte ne planladığı hakkında konuşuyorlardı.
Koridoru döndüklerinde karşılarında üç Slytherinli buldular. En önde her zamanki gibi Draco Malfoy kasıla kasıla yürüyordu. İki yanında ise Mattheo Riddle ve yeni çocuk Damon Black vardı.
"Oo, kimleri görüyorum?" dedi Draco, üçünün kucaklarındaki kitaplara bakıp, yüzüne her zamanki alaycı gülümsemesini takınarak. "Potter ve sadık yardakçıları. Biz de bunlar kütüphanede kayboldu herhalde diyorduk."
"Kendi işine bak, Malfoy." dedi, Harry. Onları geçmek için ileri atıldılar ancak Slytherinler yolu kapatmıştı. Kenara çekilmek gibi bir niyetleri yok gibiydi.
Ron sinirlenmeye başlıyordu.
"Çekil, Malfoy! Ne oldu? Yeni kankanıza Hogwarts'ta kabadayılık nasıl yapılır onu mu öğretiyorsunuz?"
Malfoy alaycı bir cevap vermek üzereydi ki Damon yavaşça öne yürüdü.
"Onları rahat bırakmalıyız çocuklar." dedi Ron'un öfkeli yüzüne bakarak. "Son sınavdan ikisi de zar zor geçti, değil mi? Bu sonuç için akşama kadar kütüphanede ders çalışmaları gerekiyor anlaşılan. Başları zaten bugünlük yeterince ağrımıştır." dedi, derin kalın sesiyle. Dudakları bir sırıtışla kıvrıldı. Ancak bu sırıtışın içindeki nefret değildi. Malfoy gibi onlardan ölümüne nefret ediyor gibi görünmüyordu, daha çok sadece eğleniyor gibiydi...
Ron, Damon'ın kendilerini böyle küçümsemesi üzerine öfkenin tam anlamıyla damarlarına akmaya başladığını hissetti. Damon'a doğru yürüyüp karşısına dikildi.
"Bizim sınavları nasıl geçtiğimiz seni hiç ilgilendirmez, Black." dedi kulaklarına sinirlendiğinde her zaman olduğu gibi bir kızarıklık yayılmaya başlarken. "Buraya geleli daha bir ay oldu ama bakıyorum da buranın ağası gibi konuşmayı öğrenmişsin. Durmstrang'da size kitap yerine ne okutuyorlardı bilmiyorum ama Hogwarts'ta haddini bilmeyene haddini çok çabuk bildirirler. Sırf Malfoy ve Riddle'ın arkasına saklanıyorsun diye sana katlanmak zorunda değiliz!"
Harry, Ron'un daha fazla ileri giderek asasını çekmesinden korkarak elini onun omzuna koydu.
Hermione ise arkadan "Ron, değmez, gidelim." diyordu. Gözleri telaşla Ron'un karşısındaki yeni çocuğu inceliyordu.
Bir sesizlik oldu. Damon hemen cevap vermedi. Yeşil gözleri, Ron'un alev alev mavi gözlerini bir süre inceledi. Sakindi, yanındaki Malfoy bile onun adına sinirlenmiş olsa da, bir Weasley'in hakaretine uğramış olmaktan pek de rahatsız olmuş gibi değildi. Gözlerine bakışı, birkaç saniye daha uzun sürdü. Sonra tekrar, yavaşça sırıttı. Gözleri Ron'unkileri sonunda terk edp arkalarındaki Hermione'ye baktı. Konuştuğunda sesi yine sakindi.
"Ah, Granger da buradaymış. Derslerle kafayı yemişti, değil mi? Ondan kopya çekmenin bir yolunu bulsan iyi olur, Weasley. Yoksa geceleri de kütüphaneden çıkamayacaksın, görünen o ki."
Ron'un bununla birlikte kan beynine sıçramıştı. Harry'nin elinden kurtulup asasını hızla cübbesinin cebinden çıkardı. Damon'a doğru bir adımm daha attı. Artık neredeyse göğüs göğüseydiler. Boy farkını kapamak istercesine çenesini kaldırdı.
"Kapa çeneni, Black!!" diye gürledi sesi koridorda yankılanırken. "Hermione'nin adını o pis ağzına alma! Ben kopya çekmem, herkesi kendin gibi hilebaz, arkadan iş çeviren Slytherinler gibi mmi zannediyorsun?!"
Hermione arkadan Ron'un cübbesini çekiştirerek "Ron, lütfen! Profesör Snape az önce bu kattaydı. Her an burada belirebilir, cezaya kalacağız!"
Ron ise onu duymuyordu bile. Gözleri alev alev, Damon'ın gözlerine dikilmişti.
"Biz geceleri kütüphanede kalırız yada kalmayız. Bu seni zerre ilgilendirmez. Asıl senin o karanlık arkadaşlarınla geceleri okulun ücra köşelerinde ne boklar karıştırdığınızı herkes biliyor!" dedi bakışlarıyla hem onu hem de arkasındaki Malfoy ve Riddle'ı hedef alarak. "Hogwarts'ta kuraları yıkıp öyle elini kolunu sallaya sallaya gezemezsin. Bir dahaki sefere önüme çıktığında sadece konuşmakla kalmam. Anladın mı?"
Ron geri çekildiğinde Malfoy daha fazla dayanamadı ve asasını çekip öne atıldı.
"Sen ne cürretle-!"
Ama Damon onu kolundan yakaladı.
"Malfoy..." dedi sadece. Sırıtışı hala yüzündeydi. Malfoy ona döndüğünde belli belirsiz göz kırptı. Bana bırak demenin bir saniyelik sessiz bir yoluydu bu.
Bu, Malfoy'un başta gururuna dokunur gibi oldu. Ama şaşırtıcı bir şekilde karşı çıkmadı. "Bu çöplükte doğmuş, büyü bile yapamayan Weasley haddini aşıyor, Black." dedi yavaşça geri çekilirken.
Ron bunun üzerine Malfoy'a bir uğursuzluk büyüsü ile saldırmak üzereydi ki Harry buna güç bela engel oldu.
"Ron, bırak artık! Onları dinleme, gidelim! Hermione doğru söylüyor Snape-"
Ama bu kez Damon onun sözünü kesti. Ron'a doğru yürüdü.
"Hey, Weasley. Bir dahaki sefere önüne çıkarsam bana haddimi bildireceksin ya hani," dedi eli Ron'a saldırmasını önlemek için Malfoy'un bileğini hafifçe kavrayarak.
"Evet, seni fena benzeteceğim, Black!"
"Madem beni fena benzeteceksin, neden bir dahaki seferi bekliyoruz? O zamana kadar cesaretini mi toplayacaksın? Hey, o kadar çok korkma Weasley, canını yakmam."
Ron için bu ipin koptuğu andı. Yüzü öfkeden boynuna kadar kızarırken asasını bıçak gibi Damon'ın göğsüne kaldırdı.
"Gör bakalım kim kimin canını yakıyor!"
Tam asayı sallayıp ağzından bir lanet fırlatmak üzereydi ki, koridorun sonundaki karanlık gölgelerin arasından, sanki gecenin kendisiymiş gibi siyah cüppesi arkasından dalgalanarak Severus Snape belirdi.Adımları hızlı ve ölümcül bir sessizlikteydi.
"Neler oluyor burada?" dedi soğuk sesi sessizliği bıçak gibi delerek.
"Weasley... Koridorun ortasında bir öğrenciye asa doğrultmak mı? Hem de bir Gryffindor'a yakışacak o meşhur, kontrolsüz aptalıkla."
Ron Snape'in sesiyle olduğu yerde donakalmıştı. Hala Damon'ı gösteren asasını yavaşça indirdi.
"P-Profesör ben-"
"Profesör gelmeseydiniz Weasley Black'e saldırmak üzereydi." diye hemen onun sözünü kesti Malfoy. Sesi şimdi eğleniyor gibiydi. Bileği hala Damon'ın elindeydi ve garip bir şekilde bileğini henüz ondan çekmemişti.
Mattheo Riddle ise başından beri eli cebinin içindeki asasında oyalanırken, karanlık bir yüzle olan biteni izliyordu.
"Yalan söylüyor!" diye atıldı Harry. "Black gözümüzün önünde Ron'u kışkırttı, Profesör!" dedi umutsuzca.
Ancak üçü de Snape'in böyle bir fırsatı asla kaçırmayacağını biliyorlardı.
"Hogwarts kuralları bu tarz kontrolsüz ve barbarca davranışlara izin vermez, Bay Weasley." dedi Snape neredeyse keyifle. "Gryffindor'dan elli puan. Ayrıca öylece izleyip Weasley'i desteklediğiniz için Potter ve Granger'dan da onar puan daha. Ve bu akşam akşam yemeğinden sonra İksir Zindanlarında Bay Filch'e yardım etmek üzere cezalısınız, Weasley. Tek bir kelime daha ederseniz bu ceza bir aya uzar."
Harry, Ron ve Hermione, üçünün de gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Bu- Bu yetmiş puan ediyor!! Ama Profesör-" Hermione'nin cüppesinin arkasını neredeyse yırtacak kadar sertçe çekmesiyle sustu.
Snape üç Slytherin de arkasından onlara sırıtırken geldiği gibi hızlı adımlarla, cübbesi arkasında dalgalanara uzaklaştı.
"Bunun bedelini ödeyeceksiniz, Black! Hepiniz."
**
Birinci Bölüm Sonu









Bl hikayeleri ve kitapları gerçekten en sevdiğim tür olabilir. Bu kitabın ismi ve fotoğrafı gerçekten çok güzel