1- Başlangıç
Keşif Birliği karargâhındaki toplantı odası yılların yorgunluğunu taşıyordu. Duvarlardaki sıvalar yer yer dökülmüş, koyu renk ahşap zemin ise sayısız asker çizmesiyle aşınmıştı. Odanın ortasında duran büyük masa neredeyse bütün alanı kaplıyor, etrafındaki ince iskeletli sandalyeler duvarlara sıkışmış gibi duruyordu. Pencerelerin ardında gecenin zifiri karanlığından başka hiçbir şey görünmüyordu.
Odanın içine çöken sessizlik, dışarıdaki geceden bile ağırdı. Dişi Titan operasyonunun üzerinden henüz bir gün bile geçmemişti. Erwin iki elini masaya yasladı.
"Sonuç itibarıyla pek bir şey öğrenememiş olsak da Dişi Titan'ı yakalamış olmamız gerçeği değişmiyor. Bunu bir başarı olarak görmeliyiz. Şimdi sırada Zırhlı Titan ile Devasa Titan var." Bakışları masanın etrafını dolaştı ve Eren'in üzerinde durdu.
"Eren. Kendini hazır hissediyor musun? Bu gece harekete geçebilecek durumda mısın?" Masadaki tüm bakışlar aynı anda Eren'e çevrildi.
"Evet, efendim." Cevabı tek nefeste geldi. Gözlerinde en ufak bir tereddüt dahi yoktu. Erwin başını hafifçe salladı.
"Güzel. Hanji, bu iki Titan'ın hâlâ Keşif Birliği içinde olduğuna inanıyorsun, değil mi?"
"Kesinlikle." Genç kadının sesinde kuşku yoktu.
"O hâlde bunu kanıtlayacağız. Gizli bir operasyon hazırlayacağız. Planı yalnızca belirlediğimiz kişiler bilecek. Geriye ise onların yemi yutmasını beklemek kalacak." Masanın diğer ucundan Mikasa'nın sesi yükseldi.
"Komutan Erwin... Neden bu kadar acele ediyoruz? Açıkçası Eren'in tamamen iyileştiğini düşünmüyorum. Titan formundan çıktığından beri hâlâ kendine gelemedi." Eren dişlerini sıktı. Yine... Yine herkesin içinde onun adına konuşuyordu.
Bunu düşünmenin zamanı değildi. Sonunda o lanet Titanları yakalamaya bu kadar yaklaşmışlarken dinlenmek aklının ucundan bile geçmiyordu. Gerekirse... Ölene kadar savaşırdı.
Erwin, Mikasa'nın sözlerini sakinlikle karşıladı. "Tam da bu yüzden bekleyemeyiz." Sesi her zamanki gibi sakindi.
"Dişi Titan'ın yakalanmış olması onları tedirgin etmiş olmalı. Baskı altında insanlar hata yapar. Onları düşünmeden hareket etmeye zorlayacağız." Haritanın üzerine eğildi.
"Peşinde oldukları kişinin Eren olduğundan eminiz." Parmağı haritanın üzerinde kısa bir rota çizdi.
"Öncelikle Eren'in Titan formu üzerine deneyler yapılacağını duyuracağız." Başını kaldırdı.
"Hanji."
Kısa bir duraksama.
"Levi."
Sessizlik.
"Eren."
Bir nefes daha.
"Armin."
İsmi söylenenler başlarını hafifçe sallamakla yetindiler. Hanji'nin heyecanını ise saklaması mümkün değildi. Gözleri parlıyor, dudaklarının kenarı istemsizce yukarı kıvrılıyordu. Şimdiden Eren üzerinde yapacağı deneyleri düşündüğü belliydi.
Erwin konuşmasını sürdürdü. "İlk ayrılan grup siz olacaksınız." Haritada farklı noktaları işaret etti.
"Mikasa. Jean. Etrafta askerî inzibata görevlendirildiğinizi söyleyeceksiniz. Gerçekte ise Levi ve Eren'in yerini alacaksınız. Yüzlerinizi iyi gizleyin. Bizi takip ederlerse Eren'in aranızda olmadığını fark etmemeliler." Haritadaki son noktaya dokundu.
"Ben, Mike, Nanaba ve Levi Takımı en arkadan geleceğiz. Onlar ilk grubun peşine düşerken biz de onların peşinde olacağız." Kısa bir sessizlik oldu. "Arada kalacaklar."
Haritanın üzerindeki güzergâhları tek tek gösterdi. İlk ekip doğuya, Maria Duvarı yönüne ilerleyecekti. İkinci ekip dikkat dağıtacaktı. Levi ile Eren ise gizlice gruptan ayrılıp Shinju Dağı'na doğru hareket edecekti.
Erwin doğruldu. "Anlaşılmayan bir şey var mı?" Tok sesi küçük odanın duvarlarında yankılandı.
Kimse konuşmadı herkes haritaya bakıyordu. Duvarlar yıkılmadan önce Keşif Birliği'nde bulunanlar dışında hiç kimse bu operasyona dâhil edilmemişti. Bu kadar az kişiyle iki İnsan Devi karşılamaya gitmek...
İntihardan farksızdı.
Ama aynı zamanda gerçek kimliklerini öğrenmek için ellerine geçen en iyi fırsattı. Şüphelenmeden Eren'in peşine düşeceklerdi. Sessizliğ bozan yine Erwin oldu.
"İlk önceliğimiz onları öldürmek ya da yakalamak değil." Bakışları tek tek herkesin üzerinde dolaştı. "Kim olduklarını öğrenmek."
Kimse gözlerini kaçırmadı.
"Herkes bunun bilincinde olsun." Ellerini masadan çekti.
"Beş saat sonra hareket ediyoruz." Kısa bir duraksamadan sonra devam etti. "Hazırlıklarınıza başlayın."
Erwin odadakilere son kez baktıktan sonra kapıya yöneldi. İlk peşinden çıkan kişi Hanji oldu. Kapı kapandığında odadaki hava bir anda değişti. Sanki herkes aynı anda tuttuğu nefesi bırakmıştı.
Eren bakışlarını haritadan kaldırdı. Bu görevde yanında olacak kişiyi aradı. Levi hâlâ masanın başındaydı. Yüzünde tek bir ifade yoktu. Haritaya bakmayı bırakmadan ayağa kalktı. Sandalyenin ayakları taş zemini hafifçe sıyırdı.
Ses küçüktü. Ama odadaki herkes onu duymuş gibiydi. Eren farkında olmadan nefesini tuttu. Levi başını kaldırdığında bakışları ilk kez Eren'i buldu. O bakışlardan bir şeyler okumak imkansız gibiydi.
Ne öfke.
Ne merak.
Ne de onay.
Eren gözlerini kaçırmadı. Nedenini bilmiyordu ama o donuk mavi gözlerden bakışlarını ayıramıyordu.
...
Toplantının ardından Eren doğruca odasına döndü. Kapıyı arkasından sessizce kapattı. Birkaç adım attıktan sonra kendini yatağın üzerine bıraktı. Vücudu hâlâ ağırdı. Titan dönüşümünün yorgunluğu tam olarak üzerinden atılmamıştı ama bunu önemsemiyordu. Birkaç saat dinlenmesi yeterli olacaktı.
Bu gece yeniden savaşması gerekecekti. Ve bu kez...
Bir arkadaşının daha ölmesini görmek istemiyordu. Gözlerini tavana dikti.
Annie.
Onun neden böyle bir seçim yaptığını hâlâ anlayamıyordu. Son anda yüzünde gördüğü o ifade... Gözlerinden süzülen yaşlar... Bunları düşündükçe göğsünün içinde rahatsız edici bir ağırlık hissediyordu. Onu öldürmekte tereddüt etmişti. İşte bu yüzden kendisini asla affetmeyecekti.
İnsanlığını bir kenara bırakması gerektiğini söylemişlerdi. Ama bunu nasıl yapabilirdi? O... Hâlâ bir insandı. Ya da olmasa bile buna inanmak istiyordu. Çünkü ancak böyle yaşayabilirdi. Annesini öldürenlerden birine dönüşmeyi reddederek... Omuzlarına yüklenen bütün bu ağırlığı taşıyarak... Bugün ya da yarın ölebileceğini bilerek...
İstediği tek şey vardı.
Titanların soyunu tamamen kurutmak.
Yumruğu istemsizce sıkıldı. İçinde büyüyen öfke, her düşündüğünde damarlarında dolaşan kanı kaynatıyordu.
Taş merdivenlerden gelen ayak sesleri düşüncelerini böldü. Derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Odası karargâhın altındaki eski zindan hücrelerinden biriydi. İlk getirildiği günü hatırladı. Duvarlara sinmiş rutubet kokusu içeride nefes almayı bile zorlaştırıyordu. O gün, Levi içeri girer girmez yüzünü buruşturmuştu. Tek kelime etmeden kovayı eline almış... Yerdeki tozu süpürmüş... Duvarları silmiş... Eski battaniyeleri değiştirmişti.
Yaklaşık yarım saat boyunca odada yalnızca fırçanın sesi duyulmuştu. İşini bitirdiğinde ise hiçbir açıklama yapmadan çıkıp gitmişti. Şimdi içeride o ağır kokudan eser kalmamıştı. Başta bir zindanda yaşayacak olmak Eren'i rahatsız etmişti. Ama zamanla burayı oda gibi görmeye başlamıştı.
Kapı iki kez tıklandı. Cevap vermeye fırsat bulamadan kapı açıldı.
"Eren." Mikasa içeri girdi.
"Komutan Erwin'in çaylaklara yapacağı duyuru için herkes antrenman alanında toplanıyor. Bizim de gitmemiz gerekiyor." Kısa bir an duraksadı. "Ben duyurudan sonra hemen yola çıkacağım." Bakışları yumuşadı ve devam etti. "Gitmeden önce seni görmek istedim."
Eren hafifçe gülümsedi. Birlikte odadan çıktılar ve kapıyı arkasından kapatırken konuştu. "Ben iyiyim, Mikasa. Merak etmene gerek yok."
Mikasa cevap vermeden birkaç basamak yürüdü. Sonra dayanamadı. "Neden ben değil de Yüzbaşı Levi seninle kalıyor?" Sesinde belli belirsiz bir kırgınlık vardı. "Bu emri hâlâ anlayabilmiş değilim." Başını Eren'e çevirdi. "Ben de seni koruyabilirdim."
Eren derin bir iç çekti. "Saçmalama." Merdivenleri çıkmayı sürdürdü. "Kendimi koruyabilirim." Bir an durdu. Bakışlarını Mikasa'ya çevirdi. "Bu konuyu burada kapatalım."
Mikasa sessizce başını eğdi. Karşı çıkmadı.
Üst kata çıktıklarında antrenman alanından gelen asker sesleri duyulmaya başlamıştı. Kapıya birkaç adım kala Mikasa yeniden konuştu. Bu kez sesi çok daha alçaktı. "Dikkatli olacağına söz ver."
Eren istemsizce gülümsedi. Onun neden böyle davrandığını biliyordu. Her vedanın son veda olabileceği bir dünyada yaşıyorlardı.
"Sen de." Elini kaldırıp Mikasa'nın saçlarını karıştırdı.
Tam o sırada... Üzerinde gezinen bir bakış hissedip başını kaldırmıştı.
Levi.
Komutan Erwin'in yanında duruyordu. Kolları göğsünde bağlıydı. Kaşları hafifçe çatılmıştı. Geç kaldıkları belli oluyordu. Bakışları kısa bir an Eren'in üzerinde kaldı. Sonra hiçbir şey söylemeden gözlerini tekrar askerlerin sırasına çevirdi.
Eren istemsizce adımlarını hızlandırıp koşar adım kendi birliğinin yanına geçti. Eld, yine Oluo'nun dilini ısırmasıyla dalga geçerken; Petra ise Eren'i fark edince kısa bir gülümsemeyle selam vermişti.
...
"Eren?" Ses uzaktan geliyordu.
"Eren?" Bu kez daha yakındı.
"Ereeeen!" Bir anlık sessizliğin ardından yatağı sertçe sarsıldı. "Kaldır şu kıçını artık! Daha kaç saat uyuyacaksın? Bugün hafta sonu!"
Önündeki görüntü bir anda dağıldı.
Taş duvarlar...
Karargâh...
Levi...
Hepsi sanki suya atılmış mürekkep gibi birbirine karışarak yok oldu. Eren gözlerini güçlükle açtı. Başucunda dikilen kişiyi seçebilmesi birkaç saniyesini aldı.
"Mikasa..."
Elini komodinin üzerine uzatıp saati aldı.
09.42
Derin bir iç çekti. Yatağın içinde doğruldu. "Senin benim evimde ne işin var?"
Mikasa gözlerini devirdi. "Bütün gün uyuyacağını bildiğim için." Perdeyi sonuna kadar açtı. Sabah güneşi odayı bir anda aydınlattı. "Kahvaltı hazırladım." Arkasını dönmeden konuşmaya devam etti. "Armin'i de çağırdım. Birazdan gelir."
Eren yüzünü buruşturdu. "Bugün hafta sonu."
"Tam da bu yüzden." Sesinde ben haklıyım tınısı vardı genç kızın.
"İnsanlar hafta sonu dinlenir." Eren'in sesinde sitem vardı. Ama tekrar devam ettiğinde bu tını farklı bir tona bürünmüştü.
"İnsanlar..."
Mikasa dönüp ona baktı. "Bütün gün uyuyup saçma rüyalar görüyorsun."
Eren yastığını başına çekti. "Yapmak istediğim tek şey de bu zaten."
Mikasa hiç düşünmeden örtüyü çekip aldı. "Gerçek dünyaya dön artık." Örtüyü Eren'in üzerine fırlattı.
"Özgürlüktü..."
"Kanattı..."
"Titanlardı..."
"Kaptandı..."
"Sürekli aynı şey." Kollarını göğsünde bağladı. "Ne zaman vazgeçeceksin bunlardan?" Bir an durdu.
"Biraz büyü artık. Hem haftaya finaller başlıyor. Ders çalışacağız. Diğerlerini de çağırdım."
Eren cevap vermedi. Yavaşça yataktan kalktı. Banyoya girdi. Musluğu açtı. Soğuk su yüzüne çarptığında aynadaki yansımasına baktı. Bir an için...
Az önce gördüğü yeşil pelerini hâlâ omuzlarında hissedebildi. Gözlerini kapattı. Açtı. Karşısında sadece kendisi vardı. Ellerini lavaboya dayadı.
Her gece aynı yere gidiyordu.
Her sabah aynı yerden dönüyordu.
Ve artık...
Hangisinin rüya olduğundan emin olamıyordu.