chapter 2
Doktor Ceren’in ofisine doğru giderken gergin hissediyordum. Bu gideceğim 3.seanstı ve artık kafamdaki problemlerin ana kaynağına inecek ve sebepleri bulacaktı. Ceren hanım alanında fark yaratmış uzman bir doktordu. Diğer psikologların uyguladığı yöntemlerden çok daha farklı bir yol izliyordu. Bu yüzden onu seçmiştim çünkü gittiğim diğer doktorlar sadece problemi anlamamı sağlamış ama çözüm bulamamışlardı.
Arabamı park ettim ve doktorun ofisine girdim. Sekreter ’hoş geldiniz Suna hanım doktor birazdan sizi alacak. Beklerken içecek bir şey alır mıydınız?’
Sandalyeye oturdum ve derin bir soluk verdim” Teşekkür ederim Sevgi bir kahve güzel olur.”
Beklerken gerginliğimi kontrol altına almaya çalıştım ve nefes alıp verdim.’”Hadi ama kızım sen neleri atlattın hep aynı noktada takılıp kalmak anlamsız, bırak gitsin işte. Ben inanıyorum bu sefer başaracaksın yoluna devam edeceksin, sadece bırak” diye kendimi teskin ederken sekreter içeri girmem için çağrıda bulundu. Doktorun odası beyaz mobilyalarla döşeli ferah bir odaydı. Öyle genelde olduğu gibi uzun tuhaf koltuklar yoktu. İçeri girdiğinizde kendinizi güzel rahatlatıcı bir evdeymiş gibi hissediyordunuz ve bu benim için çok önemliydi, çünkü kasvetli ortamlar daha da içe kapanmama ve gard almama sebep oluyordu. Doktor Ceren resmi fakat samimi gülümsemesiyle ayağa kalktı ve elimi sıktı “Hoş geldiniz Suna hanım nasılsınız” diyerek bana yerimi gösterdi ve zarif bir şekilde oturdu.
“Teşekkür ederim doktor hanım. iyi olmaya çalışıyorum” dedim ve bende tam karşısına oturdum.
İçimdeki yıllardır susturmaya çalıştığım ama başarılı olamadığım o ses arsız ve kibirli bir şekilde geldi ve benimle konuşmaya başladı.
“Evet yine bir kurtuluş çabası daha. Benden kurtulamayacağını öğrenmek için daha kaç tane başarısız deneme yapman gerekiyor. Hiç bıkmıyorsun değil mi savaşmaktan? Halbuki kendini bana bıraksan o kadar rahatlayacaksın ki. Yıllardır seninleyim senin en sadık sevenin benim ama sen ne yapıyorsun benden kurtulmaya çalışıyorsun. İşe yaramaz olduğun kadar küstahsın da yazıklar olsun sana. Senin tek dostun benim başka hiç kimse ya da şey değil. Hadi bırak bütün bu saçmalıkları ve sadece ikimiz kalalım, diğer herkesin canı cehenneme.” Başım dayanılmaz bir ağrıyla sarsılmaya başlamıştı. Hayır bunu yine istemiyordum. Nefesim hızlanmaya ve görememeye başladım. Böyle anlarda biliyormuş gibi geliyor beni mutlaka zor duruma sokuyordu. Doktor Ceren “Suna hanım yine o sesi mi duyuyorsunuz, benimle konuşmaya çalışın.”
Ağrı içinde “Evet bir anda konuşmaya başladı anlamıyorum birden bire nasıl oluyor bu.”
Doktor sakin bir ses tonuyla “Bu duruma hastalığın kendini korumaya almaya çalışması diyebiliriz.Siz iyileşme, ondan kurtulma yönünde bir adım atıyorsunuz ama bir tarafınız ondan memnun ve kurtulmak istemiyor. Bu yüzden iki taraf savaş halinde içinizde duyduğunuzu söylediğiniz o ses kendini tehlikede hissettiği anlarda daha baskın bir şekilde ortaya çıkıyor ve sizi rahatsız ediyor”.
Ses daha da baskın bir şekilde “Bu doktor akıllı ama diğerleri gibi işte. Bizimle ilgili ne biliyor ya da ne gördü ki yorum yapabiliyor. Bu söylediklerini zaten biliyorsun, daha önce defalarca söylendi peki ne değişti. Tekrar acı çektin zor zamanlar yaşadın ama benden kurtulamadın. Sen gerçekten çok hainsin. Bu şekilde zamanını boşa harcayacağına işe yarar birşeyler yapmak daha mantıklı değil mi. Gel yine eski zamanlardaki gibi birlikte olalım ve herkesi her şeyi geride bırakalım. Seni hiç bırakmayacak olan sadece benim diğerleri geçici.”
Büyük bir acıyla “Hayır! Kimse yoksa bir kızım var onu asla bırakmam. Rahat bırak beni” diyerek gözlerimi açtım ve Ceren hanım ’ı bir şeyler yazarken gördüm. Sesle uğraşmanın da neden olmuş olduğu sinirle doktora bakıp;
“Burada acı çekiyorum tek yaptığınız not almak mı? Bakın doktor bu yaptıklarınızı birçok doktorla denedim ve inanın bana daha fazla acı çektirmekten başka bir faydası olmadı. Sizi araştırdım ve başarılarınızı görüp büyük umutlarla geldim. Eğer sizde diğerleri gibi aynı yöntemleri kullanacaksanız vaktimi boşa harcamak istemiyorum. Yapacağım başka işlerim de var.”
Doktor elindeki kalemi bıraktı ve ciddi ama sakin bir şekilde “Bu söylediklerinizi siz mi söylüyorsunuz yoksa ses mi Suna hanım” diyerek tam gözlerimin içine baktı.
Bir an bocaladım net bir şekilde düşünemiyordum;
“Bilmiyorum şu anda sağlıklı düşünemiyorum ama ne fark eder o yada ben sonuçta söylediklerim doğru.”
Derin bir nefes aldı ve “Suna hanım sizi anlıyorum içinde bulunduğunuz durum karmaşık ve zor. Tabi ki geçmişte bazı başarısız tedavi denemeleriniz olmuş olabilir ama sizin de söylediğiniz gibi ben oldukça büyük başarılar elde etmiş, işimi hakkıyla yerine getirmek için her şeyi yapan bir doktorum. Size yardımcı olabilmem için öncelikle tedavi olmayı istemek ve bana güvenmek zorundasınız. Bu ikisi olmadan sizin de dediğiniz gibi vaktinizi boşa harcamanızı istemem. Danışan sizsiniz tabi ki gitmekte özgürsünüz”
Konuşmasını bitirdiğinde panik duygusu tüm vücudumu sardı ve beni köşeye sıkıştırdı. “Beni yanlış anlamayın lütfen bu süreçleri tekrar tekrar yaşamak çok yordu beni. Tabi ki tedavi olmak istiyorum yıllardır bunun için mücadele ediyorum. Güven konusu da taktir edersiniz tatmadığım bir duygu olduğu için bana çok zor geliyor. Fakat elimden geleni yapacak ve kendimi size bırakacağım. Bir yerde pes edip kaçar mıyım bilmiyorum ama deneyeceğim.”
Doktor ayağa kalktı ve “Şimdilik bu kadarı bana yeter. O zaman tedavimizin diğer adımına geçebiliriz.Şimdi sizi bir cihaza bağlayacağım ve bir nevi hipnotize edeceğim. Böylece geçmişinize gidecek ve sesin tam olarak ne zaman başladığıyla ilgili bilgi toplayacakve iyileşme için yöntem belirleyeceğiz. Fakat bu söylediklerim uzun bir süreç ve bazı zamanlar sizi beklemediğiniz anlarda sarsabilir, buna hazır mısınız.”
Sıkıntıyla iç çektim;
“Zaten bir kasırganın içinde gibiyim doktor. Hazırlanmam gereken bir durum olacağını sanmıyorum.”
“Peki o zaman buyurun sizi bu tarafa alayım”
Odadan çıktık ve dar bir koridordan geçip stüdyoya benzeyen küçük loş bir odaya girdik. Odanın ortasında büyük dikdörtgen ekranı olan bir kutu ve çeşitli kablolar ve iki tane koltuk vardı. Benim oturduğum koltuk dişçi koltuğuna benziyordu.
“Gerçekten tuhaf bir alet yoksabeni buraya oturtup ellerimi bağlayacak ve şok dalgası falan mı vereceksiniz. Böyle şeylerin filmlerde olduğunu sanıyordum. Eger öyleyse ürkütücü.”
Doktor küçük bir kahkaha attı ve;
“Haklısınız filmlerde böyle sahneler oluyor değil mi? Böyle aletler tıp sektöründe var teknoloji hızla ilerliyor biliyorsunuz, fakat ben size öyle bir yöntem uygulamayacağım merak etmeyin.”
Kafama ve vücudumun bazı yerlerine kabloları bağladı ve gözlerimi kapatmamı istedi. Bir tür hipnoz yöntemi kullanarak bazı direktifler verdi. Kendimi bir anda karanlık boğuk sesler duyduğum bir yerde buldum. Sıkışmış gibiydim ve etrafım su doluydu. Derin bir nefes almaya çalıştım fakat olmuyordu. Sonra dışardan sesler gelmeye başladı. Ne söylediklerini anlamıyordum ama tartışma sesleriydi. Sonra birden sarsıldım nefes alamamaya başladım . Boğazımda bir ip vardı sanki ve beni boğuyordu.
Bir kadın sesi “kordon dolanmış boğazına yatırın kadını çarşafa sallayacağız” dedi. Sonra bir el boynumdan tuttu ve etraf tamamen karardı. Tam öldüğümü düşünüyorken birden ortalık aydınlandı. Annem babaannem ve dedem bana bakıyorlardı. Bir şeyler söylemeye çalıştım ancak sadece ses çıkarabildim. Bir bebektim!
Ne yapacağımı bilmez halde bakınırken annem ağlamaya başladı. Çaresiz ve bıkkın gözüküyordu. Etraftan yine bağırma ve tartışma sesleri geliyordu. Babama bakındım yoktu. Etraf karardı. Gözlerimi açtığımda bu sefer 6 yaşlarında bir çocuktum. Toprak bir zeminde çamurdan şekiller yapıyordum. Köyden çocuklar oyun oynuyor koşturuyorlardı. Sonra komşumuzun oğlu yanıma geldi. Aynı yaştaydık ‘Saklambaç oynayalım mı’ diye sordu, olur deyip onlara katıldım. Bir çocuk ebe olmuş sayıyordu, herkes bir yerlere saklanmaya başladı. Biz o çocukla evimizin altında bir yere saklandık. Orada heyecanla bekliyor bir taraftan kıkırdarken bir taraftan da ses çıkarmamaya çalışıyorduk. Birden üstümüzde kocaman bir gölge belirdi. Kafamızı kaldırıp baktığımızda babamı gördük. Babam beni kolumdan yakaladı ve eve doğru sürüklemeye başladı. Çok korkmuştum ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Eve girdiğimizde kapıyı kapattı ve bağırmaya başladı. “Elin oğlan çocuğuyla bir yerde gizli saklı ne işin vardı terbiyesiz ahlaksız. Ne yapacaktın orda onunla koca kafa. El aleme laf mı ettirecektin bizi. Git gözüm görmesin seni. Yemek yok bugün sana.”
Hiçbir şey anlamamıştım ve durmadan ağlıyordum. Kızılacak ne yapmış olabilirdim ki. Biz sadece oyun oynuyorduk. Saklambaç kötü bir oyun muydu acaba? Koltuğa uzandım ve gözlerimi kapattım.
Annemin sesini duyuyordum şimdi. Bana uyanmamı söylüyordu ama ben hiç istemiyordum. Birkaç defa seslendi ama benim uyanmaya hiç niyetim yoktu.
Birden kolumda bir acı hissettim, gözümü açtığımda babam tepemde beni dürtüyordu.
“Kalk yoksa ben seni kaldırmasını bilirim. Camiye gideceksin bugün. Git biraz ilim öğren.”
Kalktım ve hazırlanmaya başladım annem kafama başörtüsü taktı ve beni camiye yolladı. Mahalledeki çocuklarla caminin içinde diz çöküp oturduk ve hocanın söylediği şeyleri öğrenmeye çalıştık. Dersler bitip eve döndüğümde çok terlediğim için başörtüyü çıkarıp oyun oynamak için dışarı çıkmaya hazırlanıyordum. Tam kapıyı açıyordum ki yine babam karşımdaydı. Adam zebani gibi beliriyordu sürekli önümde.
“Nereye böyle”diye sordu
Korkarak ’oyun oynamaya’ dedim. Kaşlarını çattı
‘O kadar camiye gidiyorsun. Artık kafanı kapatma zamanı geldi. Bundan sonra bu başörtüsü kafandan çıkmayacak’
‘Ama baba hava çok sıcak terliyorum içinde.’ dememle birlikte yüzüme bir tokat attı.
‘Sen bana karşı mı geliyorsun domuz. Hele bir takma da bak gör sana neler yapıyorum, gir içeri çabuk oyun falan yok sana’
Nefes alamıyordum ağlamaktan bitkin düşmüştüm. Hem yüzüm hem kalbim çok acıyordu. Odanın birine girdim ve uzandım. Ölmek istiyordum küçücük bedenim bunları kaldıramıyordu. İşte o anda ses konuşmaya başladı.
‘Çok yaktı değil mi canını adi herif. Hiç sevmiyor bizi. Ne yaptık ki biz ona. O bir canavar keşke yok olsa.’
Artık dayanamıyordum. Midem bulanmaya, başım dönmeye başladı. Sanırım bu sefer gerçekten ölüyordum. Kurtarın beni diye bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Sonra bir rahatlama geldi ve karanlığa teslim oldum.
Gözlerimi açtığımda önce bir şey göremedim her yer bulanıktı. Birkaç kez gözlerimi kırptım ve şimdi doktorun odasındaydım. Ağzım kurumuş, tüm vücudum dayak yemiş gibi acıyordu. Doktor yanındaki sehpadan bir bardağa su doldurdu ve bana verdi. Suyu içtim ve geriye yaslandım. Yüzüm ıslaktı belli ki hipnozdayken gerçekten ağlamıştım. Birkaç dakika hiç bir şey söylemeden bekledim.
“Geçmiş olsun Suna hanım. Sanıyorum hipnoz uygulamamız başarılı oldu. Sizi izlerken itiraf etmeliyim ki benimde zorlandığım yerler oldu. Çok ağladınız ve bağırdınız. Bu olayları tekrar yaşamak zorunda kaldığınız için çok üzgünüm. Umarım sesin başladığı zamanı bulmuşsunuzdur. Hazır olduğunuzda diğer odaya geçelim ve gördüklerinizi bana anlatın.”
Yavaşça yerimden kalktım ve derin bir nefes aldım. Doktor hanımın ilk görüştüğümüz odasına geçtik ve hipnoz sırasında gördüklerimi hemen kurtulmak istercesine hızla anlattım. Ben anlatırken doktor notlar alıyor bazı yerlerde şefkatle elimi tutup beni teselli ediyordu. Konuşmam bittikten sonra bir su daha verdi ve masasındaki atıştırmalıklardan ikram etti. İkimize birer kahve söyledikten sonra birkaç şey daha yazdı ve konuşmaya başladı.
“İnsanın dünyada var olma evreleri vardır Suna hanım. İlk evre anne karnındaki dönemimiz sonra dünyaya geliriz ve bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık evrelerinden geçer en son da sonsuzluğa gideriz.
Bu evreler kendi başlarına psikolojimiz ve kişilik gelişimimiz açısından rol oynarlar fakat en önemli olanlar anne karnı, bebeklik ve çocukluk evreleridir. Diğer evrelerde bir şekilde yaşadıklarımızı, duygularımızı ve davranışlarımızı kontrol edebilir iyileştirmek için kendimizce çareler bulabiliriz ama ilk evrelerde bu mümkün değildir .Bu evreler ailemiz ve çevremiz tarafından kontrol edilir ve şekil verilir. O yüzden bu dönemlerde yaşanan kötü olaylar bizde derin izler bırakır.
Suna hanım sizin travmalarınız anne karnından itibaren başlamış. Sonrasında bu durum bebeklik ve çocukluk döneminde de devam etmiş. Tahminime göre sadece o dönemde de kalmamış bunu ilerleyen zamanlarda göreceğiz. Bu travmalarda en büyük rol babanız gibi görünüyor ama ailenizin diğer üyeleri ve çevreniz de katkı sağlamış bu travmalara maalesef. Anlattığınız olaylarda büyük çoğunlukla tek başına kalmış, bir destek görmemişsiniz .İşte bu yaşadıklarınız ve yalnızlığınız içinizdeki o sesin ortaya çıkmasına neden olmuş. Biliyorum çok yıprandınız ve yoruldunuz ama artık rahatlayabilirsiniz. Bu sesin ortaya çıkış zamanını bulduk. Diğer evrelere bakıp gelişimini izledikten sonra onu iyileştirmek bizim elimizde. O içinizdeki sesin aslında ne olduğunu neyi temsil ettiğini siz bulacaksınız. Ben bir şey söyleyip sizi yönlendirmeyeceğim. Seansımız bugünlük bu kadar. Şimdi eve gidin ve dinlenin .Diğer seansımızda daha iyi hissedeceğinizi umuyorum.”
“Teşekkür ederim Ceren hanım. Anlattıklarınız çok mantıklı ve bilgilendirici bunları mutlaka düşünecek ve içselleştireceğim. Dediğiniz gibi çok yorgun hissediyorum. Şuan tek isteğim uyumak. O zamaniki hafta sonra görüşmek üzere izninizle.”








