from nowhere

Summary

Yaşım ve hislerim devraldı benliğimi. Elimden geldiğince devam ettim. Çekinsem de devam ettim. Kitabımla yürüdüm. O da kitapmış, kırklarında bir kitap. Çok da güzel. Nasıl kokuyor, bir bilseniz.

Genre
Romance
Author
marian
Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
16+

1

"Herkes takdir mi eder? Etmek zorunda mı ki? Bize niçin böyle bilgileri aşılıyorlar?"


Yeniyim, daha çok yeniyim. Adımlarım düzgün değil, ilk kez sarhoş olmuş bir adamın budalalığı var benliğimde, duyduklarımın üzerineydi bu hisler daha çok.

Güzel çocuk koyu kahve, cilalı sıraların en yükseğinden ayağa kalkmış benimle en insancıl olanından bir iletişime girmeye yeltenmişti. Yaklaşık kırk dakikadır tek taraflı, yalnızca kendi sesimi duyduğum lakin yine de heyecan veren bir iletişimle birlikteyken bunun bir karşılığının olması beni mutlu etmeliydi, değil mi?

Ne ki? Nedir bu? Niçin bir budala gibi hissediyorum? Bilgisiz kaldığımı bile düşünüyorum bu güzelim çocuğun karşısında. Cevabım ise ne onu tatmin ettiğimi hissettiğim bir cevap oluyor ne de beni tatmin eden. Geçiştiriyorum neredeyse.

Ah, ne çok utanırım kendimden.

Amfilerde dersimi izleyecek olan çocuklarıma karşı mahcup hissederim. Ben yetemem onlara, eskidim. Küçüldüm.

Otuzumda değilim. Otuzumda gibiyim. Yaklaştığımı es geçemem lakin üzerinde durmak da ağır gelir bana. Ağır gelir? Sanıyorum ki kendimi de kandırırım çoğu kez, saygısızım.

Dudaklarım birbirlerini buldu kısa sürede, baskıladılar. Başım eğildi, yavaşça döndüm arkamı. Saçlarım, değdikleri alnımdan yavaş yavaş döküldü aşağı. Mahcubiyet, her tarafımdaydı. Kuvvetlice hissederdim ben, bencilse bencillik. Başkalarınınkini de hissederdim. Ahlaksızlık mı? Öyleyse de bazenleri istemeden olurdu sahi.

Dersimin sonuydu. Arkamı dönmemin, başımı eğmemin sıkılganlığını zaten dersimin bitmiş olmasına verip kendimi hafifletebilirdim. Bencillik değildi, çocukların enerji dolu seslerini işitmeseydim hafiflemek söz konusu olmazdı.

Bu zamana kadar böyle gelebilmek bile zor. Bilesi yok, doğru. Sanırsam, yine bencillik yapıyorum.

Yeniydim buralarda. Küçüklük çağlarını aşmış lakin omuzlarında görebildiğim bebekleriyle karşımdaki amfide boy boy dizilmiş evlatlarım gibi görmekten kendimi alıkoyamadığım kişilerle birlikteydim burada.

Kıdemli gibi düşünemezdim fakat bazılarının ne kadar içten olduğunu parlak gözlerinden anlayabiliyordum. Başkası da bakardı. Gözleri kendi yansımamı göstermezdi, çukur gibiydi. Onların de içini anlardım. Anlayamamış kişiler gibi olmamak için üstün bir çaba gösterirdim.

Ne zaman gördümse gözündeki hüznü, yanına gider konuşup kaynaşırdım onunla. Alıkoyamıyordum sahi, evladım gibiydi. Gönlünün genişlediğini, feraha erdiğini hissettiğimde bu bana da iyi gelirdi.

Evet, onlara aşılanmış bir düşünceydi. Pek yüce, tahtlarında altın başlıklarıyla oturup onları tepeden izleyen biricik öğretmenleri onlarla iletişime geçemezdi.

Geçerdi işte, bunu değiştirmek istemiştim. Zor da değildi.

Fakat bir gün...

Yaşlarımızın yakınlığı ve olumlu tavrım çocuklarımı şımartmış olmalıydı. Saygı ekleri önemini yitirmiş, olmadık teklifler ve hareketlerle karşı karşıya kalmıştım.

Biriyle konuşmaya kalkışınca etrafımızda dikkat çekici bir kalabalık oluşuyor, duymak istemediğim bazı sözcükleri işitiyordum. Böyle olunca ilgim gönlünü ferahlatmak istediğim kişiden kayıyordu, yetişmek zordu. Dediğim gibi otuzumda hissediyordum.

Kırkında hissedenler de varmış meğer.

Sahi, güzel çocuklar neden Bay Min onların kalplerini kırmış gibi konuşuyorlar? Onun aslında çok kötü bir insan olduğunu işitmek durumunda kalıyorum. Ah, bana anlatırlarken de gidemem ki bir anda.

Onlarla içli dışlı olmak istiyorum. Onlar bana Bay Min'den bahsediyorlar. Yakınıyorlar, söyleniyorlar. Yapsınlar, yapmasınlar değil.

Fakat mutlu olsunlar.

Çok mu safım? Bilmem. Onlar çok uyanıklar. Bildiğim bu.

Mutlu olsunlar, değil mi? Biri tarafından itilip kakılmasınlar. Biri yüzünden kendilerini itip kakmasınlar. Benim gibi sıkılgan ve utanç verici dalganın içine girmesinler.

Bu kadar cesaretsiz değilim. Benim çok daha üstümde, biliyorum. Had sormak gibi mi olacak? Olsun, cezası neyse çekerim. Utancı neyse buna da varım.

Yalnızca Bay Min'e hesap soruyormuş gibi görünmek istemem. Bir de anlatabilsem dostlara, ne güzel olurdu sahi.