『 1 』
Finlandiya'nın Turku burnuna kış her sene erkenden gelirdi. Son baharın ortalarından sonra evlerin bacaları duman kusmaya başlar, sokaklar kışa has sıcak ve babacan bir tavır takınır, festival arefesindeki karnaval alanları yeni eğlencelerin fragmanı olurdu. İklimiyle zıt karakterli insanları kışı her sene coşkuyla karşılar; ayyaşı sokaklarda bas bas bağırıp şarkılar söyler, burunlar evlerin pencerelerinden yayılan kızarmış kaz kokularıyla bayram eder, kış süsleriyle donatılmış dükkanlar kartpostallık görsel şölenler oluştururdu.
Şehrin en gözde hastanesi Capitol Park da şık mimarisini kışın güzelliğiyle buluştururdu, bu yıl da yine diğer yıllardan eksik değildi. Yoğun sisi yırtan parlak ışıkları, şehrin ücra köşesine hayat veriyordu. Tam teşekkürlü bu hastane, yalnız hastalara değil, tıp eğitimi alan stajyerlere de ev sahipliği yapıyor; iş imkanı tanıyordu. Suç oranı düşük olan ülkede kavga ve yaralanmadan dolayı buraya çok az hasta uğrardı. Hastalıkla mücadele noktasında da gelinen teknoloji mertebesinde, ciddi rahatsızlıktan muzdarip insanlar da hemen hiç yoktu. Bu nedenle bir zamanlar insan kümülatifine alışkın Capitol Park bile, artık tenhalaşmış, daha çok laboratuvar analizleri için sağladığı geniş ekipman yelpazesi sayesinde bilim insanları ve araştırmacılara ev sahipliği yapıyordu. Öyle ki bir çok poliklinik kapatılmış, bunlar ya laboratuvarlara ek hacim sağlamış, yada deneylerde kullanılan malzemeler ve kimyasal maddeler için depo olarak kullanılmaya başlanmıştı.
Anne, saatin gece yarısını geçtiğini, çay molası için kantine açılan holdeki saate kaçamak bir bakış attığında ancak fark edebildi. Ürkek gözlerini şaşkınlıkla sıyırıp geçtiği saate tekrar sabitledi.
"Tanrım!" aceleyle gerisin geri gitmek üzere döndüğünde Profesör Hook ile çarpıştı. Afalladı ve elini gelişi güzel sallayarak pişmanlığını dile getirdi:
"Affedersiniz Profesör. Çok sakarım. Ben şey... Şimdi çıkıyordum." Profesör Hook tebessüm etti:
"Bir saat önce de çıkıyorum demiştin." Anne'in yorgun bakan gözleri mahmur bir tebessümle kısıldı. Profesör Hook ciddileşti. Öğrencisinin omuzlarından kavrayarak babacan bir tavır takındı:
"Ann... Lisansın için geceli gündüzlü çalıştığını ve işine olan sadakatini görüyorum. Bu, meslektaşın olarak söylemeliyim ki gurur verici. Ancak kendine de zaman ayırmalısın." Yüzünde şakayla karışık alaycı bir tebessüm belirdi: "Şu haline bir bak... Yürüyen bir cenaze gibisin." Anne başını öne eğerek gülümsedi. Onu güldüren Bay Hook'un esprisi değil, işine olan sadakati hakkında söyledikleriydi. İçten içe gurur duymuştu. Başını kaldırmadan cevap verdi:
"Profesör, bu araştırma ödevi benim için bir lisans tezinden çok daha fazlası. Kan örneklerini incelemek, zamanla kalıtımı durmuş eski genleri keşfedip hayata kazandırmak... Bu benim çocukluğumdan beri gördüğüm bir rüya. Ve şimdi bu rüyanın gerçek olması daha önce hiç olmadığı kadar mümkünken nasıl önceliğimi değiştirebilirim?" Sesi cümlenin sonuna doğru titremeye başlamıştı. Yüzünü yerden kaldırıp kendisine yıllarca eğitim vermiş öğretmenine, ve hatta Anne için bir aile bir baba vasfındaki, bu merhametli adama doğrulttu, Hook onu samimi bir hayranlıkla süzüyordu.
"Ben ömrüm boyunca bu an için yaşadım. Lütfen bu uğurda uykudan ve biraz olsun rahatımdan feragat edişimi sorun etmeyin. Benim için endişelenmeyin." dedi, henüz çocukluktan sıyrılmış yarı çocuksu yarı kadınsı ses tonuyla. Bunlar yüzündeki çocuksu masumiyetle çelişen kararlı cümlelerdi. Cümlesini bitirdiğinde, anlaşılmayı umut eden meraklı gözlerle öğretmeninin tepkisini ölçmeye koyuldu. Profesör karşısındaki çocuktan hallice genç kadını hayran hayran süzerken, ne çabuk büyüdüğünü kendine sorup iç çekmekten kendini alamadı.
Oysa onun, yetimhanedeki yüzlerce miniğin arasından parlayan gözlerini fark edişi dün gibi aklındaydı. Daha o gün Anne'in özel bir kız olduğuna kanaat getirmişti. İlk etapta diğer insanların aksine parlayan iri kahve rengi gözleri dikkatini çekmişti Doktor Hook'un. Oysa kızıla çalan koyu kahve saçları, yüzünü süsleyen çilleri daha dikkat çekici özellikleriydi Anne'in.
Doktor Hook, Anne'i hayatına alana kadar yıllarını mesleğine adamış, aşkın kumar masasında şansı hiçbir zaman yaver gitmemiş yalnız bir adamdı. Bu sebeple aile kurmayı, ebeveyn olmayı ne kadar istese de bu hayalleri yıllarca gönlünün en kuytusunda saklı kalmıştı. Ta ki hastalanan bir çocuğa acil müdahale için gittiği yetimhanede minik Anne'in masum gözlerini görene kadar. Tabuları yıkılmıştı, kuşkusuz onda farklı bir şeyler vardı. Kimsenin fark edemediği gizli bir cevher... Bu düşüncesi baba kız ilişkileri pekiştikçe zihninde sağlam bir yer edindi, zamanla da mukavemeti arttı. Bunun somut bir kanıtı yoktu ancak hissediyordu. Yine de yer yer "belki de herkes gibidir. Yalnızca çocuğunun özel olduğunu düşünen her ebeveyn gibiyimdir." Diyerek "indigo" teorisini çürütüp kendine güldüğü zamanlar da oluyordu.
Hook onu evlat edindiğinde henüz 6 yaşında olmasına rağmen Anne yeni hayatına kolaylıkla uyum sağlamıştı. Tam isminin Anne Ymir Marmeladov olduğunu, Rus göçmeni olduklarını, anne ve babasını 2088 depreminde kaybettiğini büyük bir soğukkanlılıkla anlatmıştı minik Anne. Hook o andan itibaren onu yaşadıklarından ötürü erken olgunlaştığını fark edip, el üstünde tuttu, fikirlerine her daim önem verdi. Herhangi sıradan gelebilecek bir konu hakkında dahi Anne'in fikrini alırdı. Bu sayede Anne özgüveni yüksek, ne istediğini bilen görgülü ve merhametli, bir o kadar da zeki bir kız olarak yetişti.
Anne, zamanının çoğunu babasıyla laboratuvarda geçirir, ona özenir, bir gün onun gibi büyük ve saygı değer, insanlığa faydalı bir doktor olmak hayali kurardı. 11 yaşındayken okuduğu "Ölmeye Yüz Tutmuş Genler" isimli bir makale onu hayli etkilemişti. Makale, zamanla kalıtımı aksayan genlerin yine zamanla yok olduğuna, bu genlerin korunabilmesi durumunda çeşitliliği artıracağına, bu sayede insan türünün devamı için faydalı olacağına değiniyordu. Makalenin Anne'i etkileyen can alıcı iki anahtar kelimesi olmuştu; farklı genler, insan türü için faydalı... Bunun etkisi onun için yalnızca çocukluk hevesi değildi. Bir gün kaybolmak üzere olan genleri bulup koruyabilmenin bir yolunu saptayacağının rüyasını yıllarca gördü. Bu uğurda Bay Hook'un da desteğiyle Tıp eğitimini tamamlayıp kendini Genetik alanında geliştirmişti. Bay Hook da Anne'den hiçbir kolaylığı ve yardımı esirgememişti. Evde babası, iş yerinde eğitmeni olmayı bilmiş, her iki rolün de hakkını layıkıyla vermişti, veriyordu. Onun yapabileceklerinin sınırsız oluşuna ve kapasitesinin geniş yelpazesine inancı sonsuzdu. Ancak, Bay Hook'un Başhekimi olduğu, Capitol Park'a erişime hak kazanalı (buradaki teknolojik imkanlar her bilim insanının rüyasını süslüyordu) henüz bir hafta olan kızının, gecesiyle gündüzünü şaşırması Doktor Hook'u tedirgin ediyordu. Gözlüğünü düzelttikten sonra derin bir iç çekti. Bu kabulleniş iç çekişiydi:
"Bazen baba ve eğitimci rolü birbiriyle savaş veriyor Ann. Ama baba rolü her zaman galip gelen taraf oluyor. Her zaman destekçindim. Öyle de olacağım. Başarılı olmanı senden çok ben isterim. Ancak başarıya giden yolda sağlam adımlar atabilmek için sağlığımıza ve dolayısıyla kendimize özen göstermeliyiz" dedi, Anne'in göz altında yorgunluk çizgilerini ima ederek ellerini gözlerinde gezdirerek, hafif bir tebessümle. Anne de dişlerini göstererek gülümsedi:
"Haklısınız Profesör. Sanırım biraz şarj olmak iyi gelebilir." dedi neşeli ses tonu, Doktoru mutlu etmeye yetmişti. Baba-kız kollarını birbirlerinin beline dolayarak yan yana yürürken Doktor Hook sitem etti:
"Sen ve ben dışında mesaisi olan çalışan olmadığına göre artık resmiyeti bırakabilirsin" dedi. Anne:
"Hey! İş yerinde sana böyle hitap etmem gerektiğini yine sen öğretmiştin" dedi, diğer eliyle babasının koluna yalandan bir yumruk salladı. Doktor Hook kısa bir kahkaha attı. Ardından sordu:
"Aç mısın?"
"Vegan pizza fena olmazdı"