1. Bölüm: Statik Gürültü
Kayseri’nin ayazı, odamın camına sanki birer hata kodu gibi çarpıyordu. Ekranımdaki satırlar birbirini izlerken, odadaki tek ses bilgisayar fanımın o tanıdık vınlamasıydı. Tasarladığım “Pseudo-3D” dünyanın derinliklerinde, piksellerden oluşan bir ormanda kaybolmuş gibiydim.
Adım Kerem. İnsanlar beni ekran arkasında “se4hat123” olarak tanır; kodlarla dünyalar yaratan, canavarlar tasarlayan o çocuk. Ama şu an üzerinde çalıştığım şey bir korku oyunu değildi. Bu, çok daha tehlikeli bir şeydi: Anılar.
“Yankı Odası” adını verdiğim projenin en kritik aşamasındaydım. Elif’in yıllar önce bir ses kaydında bıraktığı o gülüşü, yapay zekanın derinliklerine gömmeye çalışıyordum. Ekranda kırmızı bir yazı belirdi: “Error 404: Emotion Not Found.”
Klavyeyi sertçe kenara ittim. “Hadi ama,” diye mırıldandım. “Sadece bir ses dalgası olamazsın. Bir yankı bırakmış olmalısın.”
Tam o sırada telefonuma bir bildirim düştü. Yarınki büyük iş toplantısının yeri ve saati güncellenmişti. Sektörün en büyük reklam ajanslarından biriyle, hazırladığım simülasyon motoru için görüşecektim. Bu benim hayatımın şansıydı; ya da ben öyle sanıyordum.
Ertesi gün, üzerimdeki gerginliği Kayseri’nin o gri sabahına üfleyerek randevu yerine gittim. Şehrin en işlek kafelerinden birinde, ajans yetkilisini bekliyordum. Kapı her açıldığında içeri giren soğuk hava, simülasyonumdaki “glitch”ler gibi ürpertiyordu beni.
Ve sonra o kapı bir kez daha açıldı.
İçeri giren kişi bir ajans yetkilisi gibi görünmüyordu. Üzerindeki o tanıdık hırka, dalgalı saçları ve her zaman hüzünlü bakan gözleriyle karşımdaydı. Zaman dondu, kafedeki tüm gürültüler birer statik gürültüye dönüştü.
Elif.
Yıllar önce arkamda bıraktığım, kodlarla taklit etmeye çalıştığım o gerçek yankı, tam karşımda duruyordu. Elinde bir dosya tutuyordu ve göz göze geldiğimizde onun da bakışlarındaki o “ikinci şans” korkusunu gördüm.
Simülasyonda yapamadığımı kader yapmıştı. Sistem yeniden yükleniyordu ama bu sefer kontrol benim elimde değildi.








