Create New List
Share with your friends
Customize readability

KÜLLERDEN DOĞAN

All Rights Reserved ©

Summary

Japonya'nın Sengoku döneminde savaşlar yalnızca kaleleri değil, insanların umutlarını da yerle bir ediyordu. On yedi yaşındaki Eijiro Takeda, köyü yakıldıktan ve ailesini kaybettikten sonra hayatta kalabilmek için bilinmezliğe doğru yürümek zorunda kalır. Artık ne bir evi vardır ne de dönebileceği bir geçmişi. Açlık, ihanet, savaş ve acımasız bir dünyayla mücadele ederken Eijiro, yalnızca hayatta kalmayı değil, yeniden yaşamayı da öğrenmek zorundadır. Attığı her adım onu kaderine biraz daha yaklaştırırken, sıradan bir mültecinin yolculuğu zamanla bütün ülkenin kaderini değiştirecek bir efsanenin başlangıcına dönüşecektir. Küllerden Doğan, Sengoku Japonya'sının sert ve acımasız atmosferinde geçen; umut, cesaret, kayıp ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesidir.

Status
4mo ago
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
13+

Chapter 1 Yanan Topraklar ve İlk Gece

Ufuk, Takeda topraklarının üzerinde kararmak yerine kızıl bir is perdesiyle kaplanmıştı. Yağan yağmur toprağı berekete değil, taze kana boğuyordu. On yedi yaşındaki Eijiro için dünya, ayaklarının altındaki çamurdan ve genzini yakan yanık et kokusundan ibaretti.

Eijiro, ne katananın ağırlığını bilir ne de daimyoların haritalar üzerinde paylaştığı topraklardan anlardı. Sadece birkaç saat önce, omuz omuza pirinç ektiği köylülerin feryatları hâlâ kulaklarındaydı. Süvarilerin nal sesleri köy meydanına indiğinde, babasının onu iterek "Koş!" deyişi zihnine kazınmıştı. Arkasına bakmamıştı. Bakarsa, adımlarının yavaşlayacağını biliyordu.

Üzerindeki kaba keten kimono, çalılıklara takıla takıla parça parça olmuştu. Yüzündeki ter, etraftan uçuşan küllerle birleşip siyah hatlar halinde boynuna süzülüyordu. Yanına alabildiği tek şey; kuşağının arasına sıkıştırdığı, evlerinin yıkıntısından kapıp kurtardığı mavi turna motifli, kenarı çatlamış porselen bir kase ve yarısı dökülmüş küçük bir bez torba pirinçti.

Güneş, dağ geçidinin ardında kaybolurken ayaklarındaki saman sandaletler çoktan parçalanmıştı. Çıplak tabanları keskin taşlar ve sert çalı kökleri yüzünden yarılmıştı. Her adımda toprağa kanlı bir iz bırakıyor, ama durursa arkasından gelen ölümün onu buracıkta yakalayacağını bilerek adımlarını zorluyordu.

Orman, karanlık çöktükçe uğuldamaya başladı. Sengoku Japonya'sında bir mülteci için ağaçların arası, en az yanan bir köy kadar tekinsizdi. Lordunu kaybetmiş aç roninler ve yol kesen haydutlar, ordulardan arta kalanları avlamak için her çalı arkasında beklerdi.

Eijiro, devasa bir çınar ağacının kökleri arasında oluşan dar bir oyuğa sığındı. Dizlerini göğsüne çekip küçülebildiği kadar küçüldü. Midesi açlıktan kasılıyordu, ancak bez torbanın ağzını açmaya eli varmadı. Yarın bu dağlarda bir avuç taze ot bile bulamayabilirdi. Çatlak porselen kaseyi çıkardı, parmaklarıyla mavi turna resminin üzerinde gezdirdi. Dudakları titredi, dişlerini birbirine kenetledi. Çıkan hafif gıcırtı ormanın uğultusunda kayboldu. Gözlerini sımsıkı kapattı; dökülen yaşların isli yüzünde bıraktığı soğukluğu hissetti.

Gece yarısına doğru, patikayı döven at nallarının tok sesi yankılandı. Arkasından meşalelerin sarı, titrek ışığı ağaç gövdelerine vurdu. Eijiro nefesini tuttu. Elini ağzına bastırarak nefesinin çıkardığı buharı bile gizlemeye çalıştı.

"Burada oyalanamayız," dedi sert, buyurgan bir ses. Zırh plakalarının birbirine çarpma sesi karanlıkta seçiliyordu. "Kaçanların çoğu nehir yatağına doğru gitti. Bu dağ yolunda yiyecek bir şey yok."

"Efendimiz sağ kalan istemiyor," diye homurdandı bir diğeri, mızrağının sapını yere vurarak. "Yarın şafakta yukarıdaki köyleri de temizleyeceğiz."

Meşalenin isi ve ışığı, Eijiro'nun saklandığı ağacın birkaç arşın yakınından geçti. Genç adamın göğsü, sanki kaburgalarını kıracakmış gibi hızla çarpıyordu ama milim kımıldamadı. Askerlerin ayak sesleri ve ışıkları vadinin derinliklerinde kaybolana kadar parmaklarını toprağa gömdü.

Onur, unvan ya da sadakat... Bu kelimelerin buralarda bir karşılığı yoktu. Eijiro o gece, hayatta kalmanın sadece nefes alıp vermekten ibaret olduğunu, bunun için de her şeyi unutması gerektiğini anladı.

Şafak vakti sis dağ eteklerinden çekilirken, Eijiro ağaç oyuğundan çıktı. Bacakları titriyordu ama gözlerini önündeki dik ve çamurlu patikaya dikti. Üzerine çöken külleri silkelemeden yürümeye başladı.

Zırh tıkırtıları ve meşale ışıkları vadinin dik virajlarında tamamen sönüp gittiğinde, geriye sadece çamurlu toprağın amansız sessizliği kaldı. Eijiro, elini ağzından yavaşça çekti. Parmakları kendi nefesinin nemiyle sırılsıklam olmuş, korkudan kasılan çenesi uyuşmuştu. Askerler gitmişti ama arkalarında bıraktıkları o mutlak karanlık, ormanın içindeki her çalıyı mızraklı birer düşmana dönüştürüyordu.

Gece yarısını çoktan geçmişti ve dağ havası, ıslak keten kimonosunun liflerinden sızarak çıplak tenine bir kılıç gibi işliyordu. Eijiro dişlerinin birbirine vurmasını engellemek için çenesini sıktı; zira Sengoku dağlarında yükselecek en küçük bir insani ses, tepedeki aç kurtları ya da yol kesen haydutları bu ağaç oyuğuna çekmeye yeterdi. Midesindeki boşluk ise artık sadece açlık değil, nefes almasını bile zorlaştıran keskin bir sancı halini almıştı. Koynundaki bez torbaya dokundu. Çiğ pirinç tanelerinin sertliği parmak uçlarına battı. Birkaç tanesini ağzına atıp çiğnemeyi düşündü ama vazgeçti; bu dağların ne kadar süreceğini bilmeden bu erzağa dokunmak intihardı. Ateş yakmayı ise aklından bile geçirmedi; yükselen cılız bir duman bile yerini açık etmeye yeterdi.

Vakit sabaha karşıya yaklaşırken, dondurucu ayaz daha da amansız bir hal aldı. Eijiro, çıplak ve yaralı ayak tabanlarının uyuşmaya, hissini kaybetmeye başladığını fark etti. Eğer şafağa kadar bu dar oyukta hareketsiz kalırsa, bir daha asla ayağa kalkamayacağını biliyordu. Hayatta kalma dürtüsü, acıyan kaslarına emir verdi. Ağaç köklerinin arasından öne doğru süründü. Toprak nemli ve kaygandı; ayağa kalkmaya çalıştığında dizleri titredi ama pes etmedi. İki yanındaki gövdelere, ıslak yosunlara tutunarak kendini dik patikaya doğru fırlattı.

Attığı her adımda, ayaklarındaki açık yaralara çamur ve kurumuş çam iğneleri saplanıyordu. Acı, zihnini diri tutan tek şeydi. Gökyüzü griden kurşuni bir renge dönerken, Eijiro dağ geçidinin en yüksek noktasına varmıştı.

Durdu ve sislerin arasından aşağıya, geldiği yöne doğru baktı. Vadinin derinliklerinde, bir zamanlar evinin yükseldiği yerde artık sadece kara bir kül yığını ve göğe doğru can çekişerek yükselen cılız bir duman vardı. Gözlerindeki yaşlar çoktan kurumuş, yerini rüzgarın sertleştirdiği tuzlu bir tabakaya bırakmıştı. Genç adam, üzerine sinen o is kokusunu umursamadan arkasını döndü ve dağın diğer yamacına doğru inen bilinmez patikaya doğru ilk adımını attı.

Karanlık bitmişti ama hayatta kalma mücadelesi bu yeni şafakla birlikte asıl şimdi başlıyordu.

Let Ametsu Kairo know what you thought about this chapter!
Love this

0

Love this

Funny

0

Funny

Spicy

0

Spicy

Suspenseful

0

Suspenseful

Emotional

0

Emotional

Profound

0

Profound

Heartwarming

0

Heartwarming

Shocking

0

Shocking

Good Writing

0

Good Writing

Compelling Plot

0

Compelling Plot

Great Character

0

Great Character

Strong Dialog

0

Strong Dialog

Further Recommendations

The zatorian

ktkirata: The story is really interesting. How the character described in the story is like you can see them and picture how they move, talk and feel in the every plots. Well done writer and keep it up.

Read Now
Loved, Loudly

Merrell Bunting: Well written, kind of quiet story, I enjoyed it. I am still a bit perplexed over whether this was a second chance mating story with choosing or completely a chosen mate story. If it is a chosen mate tale it leaves one a bit worried about a fated mate showing up. Either way it was a nice read.

Read Now
His Unexpected Luna

lblomme: I love all the twists and turns and still a happy ending! Good strong characters, a big heart, and hope. Very well written, full characters, and great imagination!

Read Now
RSVP: Werewolf

Laura: A lighthearted and entertaining story. Well done! 🩷

Read Now
Mystic Wolf

Teresa: The book is well done, brilliant in fact! Z

Read Now
Silver's Second Chance

Ashley: I enjoyed the story. It was a short one so the fast pace fit. I think something should be put in to show a time jump between paragraphs like a "****" just to make it easier to follow when we skip to the next day week or month. Over all a good read.

Read Now
Bear Shifter Secrets

Karen Nagy: This is a wonderful story with warm, endearing characters. It shows growth and acceptance of individual differences combined to make a strong unit. Loved the characters and enjoyed the writing style. Can't wait to read more!

Read Now
Alpha’s Claim

ChiChi_Smiles: This is a very interesting Story ☺️there was no dull moment from the beginning to the end 💯 Good story line,Good Writing ❤️❤️❤️

Read Now
My Blacksmith Savior

Jeanne: A lovely story without endless drama. Just 2 people finding each other. Truly enjoyable. Goal achieved! Thank you.

Read Now