Yanılsamanın Başlangıcı
Uyandım. Nefes alış verişlerim hızlanmış, vücudumda garip bir gerginlik vardı. Yatağımda sırtüstü yatarken, başımın arkasındaki yastığın sıcaklığını hissediyordum. Gözlerim tavana dikilmiş, odanın sessizliği içinde bir süre hareketsiz kaldım. Kalbim hızla atıyor, fakat neden bu kadar huzursuz olduğumu bir türlü anlayamıyordum. Derin bir nefes aldım ve başımı sağa çevirdim. Gözüm, boş görünen komodine takıldı. Sonra aniden bir şeyler hatırladım.
Kitabım… Mavi Tüy. Evet, uyumadan önce onu okuyordum. O kitabı elimde tuttuğumu, sayfalarını çevirdiğimi, hatta son okuduğum cümlenin zihnimde yankılandığını hatırlıyordum: “Bu dünya ve üzerindeki her şey bir yanılsamadır.” Bu cümle beynime mıhlanmış gibi duruyordu. Ancak işin garip yanı, kitap elimde değildi. Gözlerimi kırpıştırarak komodini inceledim. Kitap neredeydi? Komodinin üstünde olmalıydı, çünkü yatmadan önce oraya koymuştum. Elimde tuttuğum o ağırlığı, parmaklarımın dokunduğu sayfaların dokusunu çok net hissediyordum. Peki ya şimdi? Kitap yoktu.
Bir an duraksadım ve gözlerimi sımsıkı kapattım. Derin bir iç çekişle kendime gelmeye çalıştım. Belki de rüya görüyordum. Yavaşça gözlerimi tekrar açtım, fakat komodinin üstü hâlâ boştu. Kitap yok olmuştu sanki. Bunu düşünmek bile beni ürküttü. Nasıl yok olurdu ki? Kendi kendime gülümsedim, böyle saçma bir düşünceye kapılmamın delilik olduğunu düşündüm. Fakat bu deliliğin kıyısında bir yerlerde olduğum hissi, zihnimin köşelerine bir gölge gibi çökmüştü.
Yerimden doğruldum. Elimle komodinin üzerini tekrar yokladım, belki gözlerim beni yanıltıyordur diye düşündüm. Yoktu. Her şey yerli yerindeydi ama kitabım eksikti. İçimde bir huzursuzluk dalgası yükseldi. Derin bir nefes aldım, ayaklarımı yatağın kenarından aşağı sarkıttım ve yere basarak ayağa kalktım. Odamın her zamanki sakinliği bir şekilde bozulmuş gibiydi. Gözlerim duvardaki saate kaydı. Sabahın erken saatleriydi, hava henüz aydınlanmamıştı. Perdelerin arasından sızan cılız ay ışığı odaya solgun bir ışık veriyordu.
Kitap nerede olabilir? Kendi kendime tekrar sordum. O kadar basit bir soruydu ki aslında. Sonuçta bir şey ya vardır ya yoktur, değil mi? Yatağımın kenarına doğru eğildim ve komodinin altına göz attım. Hiçbir şey yoktu. Sonra yavaşça yere eğilip yatağın altını kontrol ettim. Boş. Kitap bir anda ortadan kaybolmuş olamazdı. Bir hata olmalıydı, belki de gerçekten uyumadan önce kitabı yerine koymayı unuttum ve bir yerlere düştü.
Bu düşünceyle yavaşça odanın köşelerine doğru adım atmaya başladım. Odamın her yerinde bir huzursuzluk dalgası vardı, sanki bir şeyler yanlış gidiyordu, ama tam olarak ne olduğunu çözemiyordum. Gözlerim duvardaki aynaya kaydı. Kendi yansımama bakarken hafifçe ürperdim. Yansıma, bana bakıyordu ama bir tuhaflık vardı. Her zamanki gibi görünüyordum ama kendimi başka biriymiş gibi hissettim. Aynada gördüğüm ben, gerçekten bendim ama o benliğin içi boş gibiydi.
Derin bir nefes aldım ve gözlerimi ayna ile aramdaki bağdan koparıp dikkatimi tekrar odaya verdim. Komodine geri döndüm. Elimle yüzeyine dokunarak sanki kitabı bir şekilde geri çağıracakmış gibi hissettim. Ama olmadı. Kitap yoktu ve bu gerçek karşısında içimden bir şeyler kopuyordu.
Oturup düşünmeye başladım. Belki de rüya görüyorumdur. Evet, bu muhtemelen bir rüyadır. Gözlerimi kapattım ve bir anlığına uyandığımı hayal ettim. Kendimi tekrar yatağımda bulmayı, kitabı elimde tutmayı umuyordum. Ama açtığımda her şey aynıydı. İşte burada, gerçekliğin içinde sıkışmış gibiydim. Ya da belki, gerçekten de bir rüyanın içindeydim ve henüz uyanmamıştım. Fakat her şey o kadar gerçekçiydi ki rüya olduğunu kabullenmek bile güçtü.
Peki ya gerçeklik neydi? Kitapta yazan o cümle tekrar zihnime dolandı: “Bu dünya ve üzerindeki her şey bir yanılsamadır.” O zaman, burada hissettiğim her şey yanılsama olabilir miydi? Kitabı elimde hissetmem de bir yanılsama olabilir miydi? O kadar netti ki, ağırlığı, kağıdın dokusu… Gerçekten bu kadar net hatırladığım bir şey nasıl yanılsama olabilir?
Zihnimde bir boşluk açılıyordu sanki. Rüya ile gerçeklik arasındaki çizgiyi kaybetmiştim. Belki de her şey bir rüyaydı. Bu düşünce beni daha da huzursuz etti. Eğer şu anda rüyadaysam, uyanabilir miydim? Yoksa bu gerçek mi? Eğer gerçekse, kitap neden yoktu? Eğer rüyaysa, neden her şey bu kadar somut ve elle tutulur hissediliyordu?
Odanın içinde dönüp durmaya başladım. Adımlarım gittikçe hızlandı, içimdeki gerilim dalga dalga yükseliyordu. Ellerimle saçlarımı kavrayıp gözlerimi sımsıkı kapattım. “Bu sadece bir rüya,” diye mırıldandım. “Bu sadece bir rüya.” Fakat gözlerimi tekrar açtığımda her şey aynıydı. Kitap hâlâ yoktu, odada her şey yerli yerindeydi, ama sanki ben tamamen kaybolmuştum.
Bir an için sessizliği dinledim. Oda, her zamanki sessizliğiyle çevremi sararken, içimde kopan fırtınayı bastıramıyordum. Artık bu sessizlik bile bana yabancı geliyordu. Belki de gerçekten çıldırıyordum. Kitabın nerede olduğunu bile bulamıyorsam, aklımı kaybetmek üzere miydim?
İçimde büyüyen bir panikle yatağa geri oturdum. Gözlerim tekrar komodine kaydı. Sanki kitabın orada olmadığını defalarca görmek, bana her seferinde aynı şoku yaşatıyordu. Bu gerçekten çok basit bir sorun gibi görünüyordu ama altındaki derinlik beni daha da boğuyordu. Gerçek nedir? Yanılsama nedir? Ve en önemlisi, hangisinin içindeydim?
Bu sorular, kafamda dönüp durmaya devam ederken, içimdeki sıkışıklık hissi giderek büyüyordu. Uyumak istemiyordum. Ya tekrar uyanırsam? Ya da… ya hiç uyanmazsam?








