Chapter 1
*zaman zaman ateş ve su galip gelse de insanların ruhu yok edilemez*
GİRİŞ
’Ben sana demiştim Kırımdan göçmemizin hiçbir şey ifade etmeyeceğini bu lanetin peşimizi bırakmayacağını söylemiştim Bilge peki sen ne yaptın her zamanki gibi beni dinlemek yerine kendi bildiğini okudun bunun bir lanet değil bi öğreti olduğu vasvatasınatutundun neymiş evren üç ayrı bölümden oluşuyormuş birincisi bizim yaşadığımız toprakmışikincisi kaybolmuş ruhların bulunduğu yeraltı üçüncüsü ise öteki dünyaymış. Benim kızım ölüyor Bilge üç diyar bir olsa ne fark eder senin yüzünden Bergüzar ölüyor o senin de kızın hiç bir şey söylemeyecek misin?’ Kün’ün bunları söylemesinin hiçbir anlamı yoktu Bilge’nin atalarından gelen bi sorumluluğu vardı bu yaşayış tarzını bırakamazdı, 4 yaşındaki Bergüzar’ı kucağına aldı ve hiçbir şey demeden Köyceğizdeki tek göz ahşap evlerinden çıktı. Aslında ne yapması gerektiğini biliyordu bunu kendine itiraf etmek istemese de kızı gerçekten de lanetlenmişti hem de yeraltı dünyasını tarafından lanetlenmişti ama sorun yoktu evet evet sorun yoktu bunu çözebilecek birini tanıyordu. Komşularının tüm anlattıkları yan köyde yaşayan modern bi egzorsiz olduğunu gösteriyordu. Bilge onu bulacak ve bu sorunu çözmüş bir şekilde eve dönecekti. Kararlı bir ifadeyle arabaya bindi Bergüzarı da arka koltuğa oturttu. Bergüzar hiç uyumuyordu sürekli ağlıyordu her yerinde morluklar ve çizikler oluşmuştu bunun 4 yaşındaki bi çocuk için normal olduğu düşünülebilirdi ama her gece atılan çığlıklarBergüzarın hala düzgün konuşamaması konuştuğunda da sadece kekeleyerek ‘Изге’ demesi ve en belirgin ve en büyük sorun olan hayvanlara aşırı zarar ve öldürme isteği eğilimlerinde bulunması bunun sadece 4 yaş sendromu olmadığını kanıtlıyordu. Artık akşam olmuştu sonunda köye gelmişlerdi yine de bahsedilen kişiyi bulamıyorlardı ellerinde bi isim veya fiziksel özellik olmaması işleri daha da zorlaştırıyordu. Herkes kadından farklı bahsediyordu kimine göre uzun burunlu bi cadıydı kimi onu küçük boyuyla bi gobline benzetiyordu bazısına göre de cennetten düşmüş gibiydi. Bilge geceyi bu köyde bi hostelde geçirmeye karar verdi. Yarın erkenden uyanır gündüz gözüyle daha iyi ararlardı hem belki de mekan ve hava değişikliği Bergüzar’a da iyi gelirdi. Bilge kucağında ağlayan Bergüzarla birlikte hostel sormak için köşede gördüğü kahvehaneye girdi. Kahvehanenin duvarı yosun yeşiliydi içerideki sigara dumanından ve bakımsızlıktan yer yer sarıya döndüğü ve köşelerden boyaların soyulmaya başladığı görülüyordu. Yaklaşık on masadan oluşan kahvehanede okey oynayan çoğunluğu oluşturan kadınlar dikkat çekiyordu bu durum diğer kahvehanelerin aksine bi durumdu ama Bilge’nin asıl dikkatini çeken şey başkaydı kasada duran kadın doğrudan Bilge’nin gözlerine bakıyordu. Bilge emin olmak için ‘arkamdaki birine mi bakıyor acaba’ düşüncesiyle bir kaç defaarkasına baktı. Kadın gerçekten de Bilge’ye bakıyordu. Kadının bakışı Bilge’yi o kadar içine çekmişti ki günlerdir ağlayan Bergüzar’ın ağlamasının durduğunu bile farketmemişti. Hostel’in yerini sormak için kadına doğru yürüdü. Kadın, Bilge’ler yanına varana kadar göz temasını kesmedi. Bilge, yakınlarda küçük kızımla konaklayacağım bir yer biliyor musunuz?diye sordu. Bilge’nin bu sorusu karşısında sessizliğini koruyan kadın hiçbir şey demeden yürümeye başladı tek yaptığı şey Bilge’ye bakıp eliyle gel işareti yapmaktı. Bilge’nin içinde bu kadının onları hostelden daha fazlasına götüreceğine dair tuhaf bir his vardı bu his sorgulamadan kadının peşinden gitmesine neden olan bir histi. Bergüzar hala sakindi buranın havasından mıydı yoksa o da annesi gibi hissetmiş ve merak dolu muydu bilmiyordu Bilge. ‘Neden olursa olsun ikimizin de biraz huzur bulmasına mutluyum’ diye Bergüzarın kulağına fısıldadı. Kadın, taştan küçük bir klübe evinin önünde durdu evin arkasına doğru uçsuz bucaksız bir yeşillik uzanıyordu yeşilliği ise turunç ağaçları renklendirmişti. Bacası tüten bu evin hostel olmadığı her halinden belliydi. Kadın evin kapısında durdu ve ‘beni aramak için gelmediniz mi? İçeri girin dedi’ rahatlacı ve yumuşak bir sesi vardı. Bilge ilk defa kadına dikkatle bakıyordu. Kulağı hizasında kısacık kesilmiş simsiyah saçları vardı ince dudakları ve çekik yeşil gözleri ona gizemli bi hava katıyordu sıcaktan kızarmış yanakları bile bu gizemli görünüşe sevimli bi hava vermeye yetmemişti. Bilge ne hissedeceğini bilmiyordu Bergüzara iyice sarılıp kabus kapanı asılı klübe kapısından içeri girdi. İçeri girdiğinizde sizi lavanta kokusu karşılıyordu. Kadın eliyle oturmalarını işaret etti ve kendisi içeriye doğru ilerleyerek gözden kayboldu. Oturma odasındaki halı köpük kahvesi renginde ve yündendi odanın geneli krem tonlarından oluşuyordu. Koltuklar dünyanın en rahat kumaşından olmalıydılar. Kadın elinde bitki çayıyla geri geldi Bilge, çaydan bir yudum aldı adete şömineden gelen odun ateşi sesleri lavanta kokusu hepsi birleşip Bilge’nin göz kapaklarına savaş açmış gibilerdi bu savaşa daha fazla dayanamayarak uykuya daldı. Bergüzar’ın neşe çığlıkları cennetin sesi gibiydi Bilge yavaşça gözlerini araladı Bergüzar yerde kendiyle aynı yaşlarda bi oğlan çocuğuyla oynuyordu üzeri değiştirilmişti yüksek ihtimalle yanındaki çocuğa ait olan müslinden bir tulum içine de beyaz bir tişört giydirilmişti. Bilge kadının günaydın sesine kadar hiç kıpırdamadan anın tadını çıkardı. Günaydın sesiyle gerçekliğe dönen Bilge endişeyle yerinden fırladı ‘Noldu bana,nasıl uyudum hiçbir şey hatırlamıyorum.’ Kadın, Bilge’nin bu çıkışından hiç etkilenmemişe benziyordu. Öncelikle sakin olmanızı ve yerinize oturmanızı öneriyorum size her şeyi açıklayacağım dediyse de Bilge put gibi durmuş bi cevap beklercesine elini beline koymuş bekliyordu. Kadın ‘Acil’ diyerek Bilge’yi koltuğa oturttu. ‘Öncelikle benim adım Anne Korkut kızınızla oynayan ise oğlum Alaz Korkut. Beni aradığınıza göre kızınıza musallat olunduğunu biliyor olmalısınız asıl sorun ise musallatın türü bu musallat yeraltı dünyasının en tehlikelisi olan aşk musallatı.’








