Bölüm 1-Girdiğim Odada Kanlar Donar!
Bir varmış bir yokmuş diye başlardı onun dinlediği hikayeler. Onları sadece küçükken dinlerdi, her şeyden habersiz küçük bir çocukken… O zamanlar pastasında her yıl 1 artan mumların hayatını zorlaştıracağını bilmeden, büyüyünce üstesinden gelmesi gereken ceset- pardon, zorluklardan habersiz… Bahsettiğimiz kişi Doğuyu kapsayan Şivaçoğlu aşiretinin agası Merzan Şivaçoğlu… Pablo Escobar’ın Türksel olarak ilk hali, isminin geçtiği yerde güvenli olmadığınız, yolda ona çarpmak istemeyeceğiniz, kısacasıyla bulaşmak istemeyeceğiniz; bulaştığınızda ise bir daha o işten c€s€diniz çıksa bile çıkamayacağınız biri. Şivançoğlu aşireti adını tüm Anadolu’ya duyurmuş, çok korkulan ve ipin ucunun nerede bittiğinin bilinmediği bir aşiret. Bir söylentiye göre devlet adamları bile bu aşiretle karışmış, bulaşmış halde.
Peki ya bu aşiretin agası, Merzan Şivançoğlu’yu bu kadar korkulan biri nasıl bu hale geldi? Onun çocukluğu kolaydı, ergenliğe girip çoğu şeyi öğrenene kadar… Anne ve babasının arasındaki yaş farkını hiç sorgulamamıştı Merzan, anlamamıştı küçük yaşta. Oysa ki o zamanlar küçük bir aşiret olan Şivaçoğlu aşiretinin o zaman ki agası, Merzan’ın babası Ciwan Şivançoğlu,
evlenemeyince kendilerine ters yapan ve öldürecekleri adamın kızıyla evlenmişti, Merve… 
O zamanlar güzel mi güzel bir genç hanım olan Merve babasının hatrına kendinden yaşça büyük olan bir Kürt aşiret agasıyla evlenmek zorunda kalmıştı. İlk başlarda sorun olmasa da ilerleyen zamanda Ciwan’ın çocuk isteğini korkudan reddedememesi sonunda Merzan doğmuştu. Merve ne olursa olsun Ciwan’ın önünde kendini küçük göstermemiş, hep gururlu ve başı dik bir bayan olmuştu. Ciwan’ın daha önceden buz gibi olan kişiliği Merzan’ın doğumundan sonra biraz erimiş gibiydi, en azından Merzan’ı seviyordu. Ciwan aslında Merve’yi de çok seviyordu, sevgisini dile getiremese de Merve’yi hep koruyup kollamış, kendi içinde sevmişti. Merzan büyüyünce anne ve babasının evliliğinin bu olduğu ve kendisininde babasının baskısı üzerine olduğunu öğrenince gözündeki o “Benim canım babam” kalıbı yıkılmıştı. Babasının bu hareketini asla takdir etmiyor, hep annesine yardım eder olmuştu. Babasıyla geçirdiği o 5 dakika vakidi 3 dakikaya düşürmüş, göz göze gelmek istemeyen biri olmuştu. Bu öğrendiklerini asla birine söylemedi, hep kendi içine attı. Babası gözünde bir düşmana dönüşmüş olsa da ergenlik yıllarında, yetişkin olunca o düşmanlık yok olmuştu. Aslında babasının işini devam ettirmiş, kendisinden bir şeyler öğrenmişti. O zamanlar nefret ettiği soyismini artık gururla taşımış olmuştu.
Ergenliğinde ot gibi bir kaç kötü işe bulaşmış, daha sonra babasının dayağıyla düzelmiş olan Merzan asla kızlara ilgi duymamıştı. Hiç sevgilisi olmamış, ilk öpücüğünü bile vermemiş, annesinden başka yakın olduğu dişi olmamış bir mağara adamının ta kendisiydi. Hele de aşireti devam ettirince vakti kalmamıştı,1-2 kere denemiş becerememişti. Üstüne üstlük daha babasının tohumlarını attığı mafyalığı yürütmüş, bir mafya babası olmuştu. Yükün üstüne yük derken genç yaşta başladığı ağır işler yüzünden rahat bir gençliği olamamıştı. Zaten tehlikesi yayıldıkça kızlar ismini öğrendiği an kaçar olmuştu. Kızların Ceg’ten zamanında kaçtığı gibi. (😉😉)
Günlerden bir gün, köşk’ten çıkan Merzan aga; mafya toplantısına girmek için arabasına biner. Arabayı Özge Bey sürüyordur, hem Merzan aganın şoförü, hem de uzun yıllardır sırdaşıdır. Bir kaç kısa sohbet ederler ve Özge Bey Merzan agayı binanın önünde bırakır, Merzan aga binaya girene kadar bekler ve daha sonra gider. Merzan aga toplantı salonuna girdiği anda gürültülü olan toplantı salonunda çıt çıkarmaya tenezzül eden 1 kişi bile kalmamıştır. Oysa ki toplantı odasındaki herkes tanınan tehlikeli adamlardır… Toplantı sırasında Merzan agayı sevmeyenler bile ona iyi davranır ve yanlışları olmadığından emin olur çünkü bu işin sonu hayır değildir.
DEVAM EDİLECEK