Rüyayla bağlı olanlar

All Rights Reserved ©

Summary

Hayatı katı kurallar, hesaplarla örülü olan genç iş adamı Said, on yıldır bir hayaletin peşindedir. O, rüyalarında sürekli aynı kızı görmektedir. Bu saplantılı arayış, Said'in tüm hayatını kontrol altına almıştır. Said'in mantık dünyası, rüyalarındaki o kızı ilk kez gerçek hayatta, kalabalığın içinde gördüğünde kökten sarsılır. Ancak bu genç kadın, Said'in ailesinin düşmanı Azazil'in elinde rehin tutulan, ailesi katl edildikten sonra geçirdiği kazada hafızasını kaybetmiş ve gerçek kimliğini unutup İzel adıyla yaşayan bir kurbandır. O, Said'in ailesinin ve geçmişinin en büyük sırrının canlı anahtarıdır. Said, ailesini koruma görevi ve Leya'nın taşıdığı sırrın peşinde, İzel'in dünyasına girer. Başlangıçta görev ve strateji olan bu ilişki, kısa sürede Said'in tüm kurallarını yıkan tutkulu bir aşka dönüşür. İzel, Said'in sevgisi ve yakınlığı sayesinde kayıp yaddaşını (unutulmuş anılarını) ve gerçek kimliğini yeniden keşfeder. Fakat yazgı uyumaz. Aşklarının zirvesinde, bir ihanet kurgusu ve yanlış anlaşılma sonucu Said, öfke ve afekt anıyla geri dönülmez bir hata yapar. Bu facia, sevgilisinin kalbini mühürleyip onu intikam yemini etmiş bir savaşçıya dönüştürürken; Said ise kendi elleriyle rüyalarındaki kadını kaybettiği gerçeğiyle ve vicdan azabıyla baş başa kalır. Bu kitap, rüyaların kaderi nasıl ördüğünü, kayıp yaddaşın nasıl bir aşka dönüşüp, sonra o aşkın nasıl en büyük silaha çevrildiğini anlatır. Said'in artık tek bir amacı vardır: Ya aşkını geri kazanmak ya da intikam ateşiyle yanmaya başlayan bu iki kırık ruhun savaşını sonlandırmak.

Status
Complete
Chapters
51
Rating
n/a
Age Rating
18+

Bölüm 1

Said

Bugün, başımın iki belası olan kardeşlerim Natik ve Namık’ın ve dayım Ziya’nın kızı Melek’in doğum günü partisi. Biz büyük bir oteli kiralayıp bu üç Heyderov’un doğum gününü kutluyoruz. Her şey organize edilmiş. Yiyecek-içecek, havuz başında DJ, konuklar da akın etmeye başlamış durumda. Annemle babam, Ziya dayım ve Mira ile birlikte misafirleri karşılıyor ve onlarla sohbet ediyorlardı.

Evet. Yanlış duymadınız. Annem... Milana bana kendi annemden daha çok annelik yaptı. Ben o şefkat arayışını tam da onun sayesinde hissettim. Onlar bana 12 yaşımdayken annemle ilgili bütün gerçeği anlattılar. Ben her şeyi öğrendiğimde önce şaşkınlık içinde olsam da, kavga çıkarıp babama küskünlük etmedim. Çünkü onlar tam da böyle gerçekleri idrak edecek yaşımda her şeyi uygun bir dille bana açmışlardı. Babamın o an ne kadar gergin ve sinirli olduğunu hatırlıyorum. Annem ise çok endişeliydi ki, ben asıl annemi arayıp bulmak ister ve ondan soğurum. Lakin yıllardır beni aramayan o seviyesiz kadın hakkında hiçbir şey bilmek istemiyordum. Benim annem, karşımda beni kaybedeceği için kaygılanan ve beni bu yıllar zarfında kendi evlatlarından ayırmayan şerefli kadından başkası olamazdı. Bugün de babamın yanında tam bir hanımefendi gibi görünüyordu. Geçen yıllar onun güzelliğine zarar verememiş, aksine daha da dolgunlaşan görüntüsüyle göz kamaştırıyordu.

— Abiş, nasıl görünüyorum? — Başımın diğer belası Suada, kısa siyah pul elbiseyle karşımda dönünce yine gözlerimi devirdim.

— Terzinin kumaşı yine yetmemiş miydi, Su? — memnuniyetsizliğimi dile getirdim. Bu kız annesinden zerre karakter almamış, aksine aynen teyzesi Mira’ya benziyordu.

— Senin bu reaksiyonun, benim fevkalade ve çekici göründüğümün asıl ispatıdır. — deyip edasıyla bana doğru saçlarını savurdu ve yüzünü çevirip gitti.

— Peki ben nasılım, abiciğim? — Bu ise Melay’ın patinin esas sebebin sesiydi. Ben ona dönüp bakınca baş parmağımı kaldırıp onayımı ifade ettim:

— Sen şüphesiz bu gecenin yıldızısın. — diyerek karakteriyle annemi hatırlatan Melay’ın elini tuttum ve etrafında dönmesini sağladım. Mavi uzun şifon elbiseyle masallardaki prenseslere benzeyen Melay, kendi gibi zarif ve narin bir giyim seçmişti. Onu saflığı ve temizliğinden dolayı her zaman Suada’dan daha çok koruyorum diye Suada beni ona daima kıskanır. Tam da şimdi nereden çıktı bilmedim, ama hemen koluma girip yanağımdan öperek:

— Doğruyu söyle, en çok kimi seviyorsun? — diye adeti üzere cevaplamaktan bıktığım bu soruyu sordu.

— Kendimi. — diyerek stratejik bir cevapla bu sefer de işin içinden sıyrılıp oradan uzaklaştım. Bu iki baş belaları nerede? Parti başlamış, onlar ise ortada yoklar.

Birazdan ortama girdikleri kızların hayranlıkla iç çekmelerinden, ses-küylerinden bilinen Natik ve Namık, gürültülü bir tarzda her biri kolunda bir kızla birlikte salona daxil oldular. Ben onlara yaklaşıp:

— Neredeydiniz, niye geciktiniz?

— Eee, abisi, kafamız biraz karışıktı. Sen anladın. — deyip kızları işaret edince başımı salladım. Bu iki baş belam da amcam Ziya’nın karakterini almışlardı. Garipti, ailede kimsenin çocuğu kendi ebeveyninin huyunda değildi. Bu da bizim hayatımızı daha da deli dolu yapıyordu.

Birden insanların arasından süzülerek geçen o beyaz elbiseli kızı gördüm. “Dur… Bu… Bu o kız. Yıllardır rüyalarımda gördüğüm, yüzünü ezbere bildiğim o gizemli kız…”

— Hey, dur! Bekle… — diye seslendim. O durmadı. Peşine düşüp delice aradım. Ancak sanki ortadan kaybolmuş gibi kalabalığın içinde yok olup gitti. Ne kadar aradıysam da onu bulamadım.

“Yoksa artık onun hayalini de mi görmeye başladım? Bir aklımı kaçırmam kalmıştı. Hem de tanımadığım, kim olduğunu bilmediğim, ama güzelliği ve gizemiyle içimden huzurumu almış bir kız yüzünden…”

Onu tam 10 yıldır rüyalarımda görüyorum. Her geçen gün. Benzer rüyalar tüm beynimi meşgul ediyor. O, yine o beyaz elbisesiyle yardım dilermişçesine bir elini uzatıp beni çağırıyor, sesleniyor, ben ona doğru koştukça gözden kayboluyor ve ben çaresiz bir çılgınlıkla onu arayıp bulamıyorum. Bu rüyanın verdiği arayış ve bulamama hissi o kadar huzur bozucu ki, yıllardır onu bulmak için tüm gücümü seferber ediyorum. O rüyadaki kızıbulmaktan oluşan bağımlılığım beni bırakmıyor. Kalemle çizdiğim portre resimleri bile odamın gizli dolabını doldurdu. Şimdi ise onu ilk kez gerçek hayatta gördüm, ama ona ulaşamadım. Ya da öyle zannettim. Galiba beynim artık benimle oyun oynuyor diye düşünürken, aniden arkadan bana çarptı. Sonra ayağı takıldığı için düşmesin diye kolumun arasına aldığım kıza bakınca az kalsın kalbim dursun. Yıllardır resimlerimden bana bakan bir çift yeşil göz şimdi kucağımda korku ve şaşkınlıkla beni izliyordu…

— Bu sensin… — diye ikimiz de aynı anda birbirimizden gözlerimizi çekmeden aynı ağızdan söyledik…

10 yıl önce…

— Said, oğlum, kalk, anneciğim. Geç kalacaksın… — annem Milan’ın yumuşak sesi ve saçlarımı okşayan narin dokunuşları, beni içine almış bu garip rüyadan uyandırdı.

— Ne oldu sana? Ter içinde kalmışsın. Yoksa hasta mı oldun? — annem elini alnıma koydu, sonra düşünceli bir şekilde mırıldandı,

— Ateşi de yok. Çok garip. Yoksa kabus mu gördün, Said’im?

Onun bana bu şekilde hitap etmesi her zaman hoşuma gitmiştir. 6 yaşımdan beri kan değil, can bağım olan bu güzel ve şefkatli kadın, bana öz annemden görmediğim şefkati ve ilgiyi gösterdi. Hiçbir zaman bana üvey muamelesi yapmayan ve beni kendi çocuklarından ayırmayan Milan’ın, gerçek bir hanımefendilik ve hümanizm örneği olduğunu düşünüyorum. Babam Nurlan’ın bu hayatta verdiği en doğru ve muhteşem kararın annem Milan’la evlenmek olduğunu söyleyebilirim. Onların aşk hikayesi, her yanı dikenli tellerle sarılmış bahçedeki yalnız bir gülü andırıyor. İkisi de çok engellerden geçerek aşklarının çiçeğini toplayabildiler. Her zaman babamın direncine ve annemin zarafetinin ardında gizlenen azmine hayran kaldım. Ömür boyu onlar gibi örnek bir aileye sahip olmak istedim.

Yıllar sonra bile birbirlerine ilk günkü gibi şevk dolu, parlak bakışlarla bakmalarına çok imrendim. O derler ya, aile hayatı aşkı öldürür. Güya ki… Boş laf! Ben babamla annem arasında kıvılcımların hiç eksildiğini görmedim. Aksine, yıldan yıla birbirlerine karşı artan istekleri sadece benim değil, etraftaki herkesin de apaçık tanıklığıyla ilerliyordu. Aşk şekil değiştirebilir. İlk günkü ihtirası suda eriyen şeker gibi kaybolmuş görünebilir, ama şefkat, saygı, arzu, bağlılık ve sevgi, o şerbete tat veren şeker gibi, aile hayatını da lezzetlendiren bariz bir örnektir. Hayatımız boyunca duygularımız ve hislerimiz birbirini ikame eder, şekil değiştirir. Önemli olan, ikame edilen duyguların bir öncekinden daha derin, etkili ve asil duygulardan oluşmasıdır diye düşünüyorum.

— Evet anne, garip bir rüya gördüm. Bir kız… — annem heyecanla gözlerini bana dikti ve

— Ahaa… — diye başını sallayınca ben utandım.

— Hiç… Unut gitsin. — deyip gülümsedim.

O, her zamanki anlayışı ve sezgisiyle yüzüme tebessüm edip:

— Bir dahaki sefere Türk dizileri gibi en ilginç yerinde kesme. — dedi, alnıma hafif bir öpücük kondurdu ve saati hatırlatıp odadan çıktı.

Ben meslek olarak programcı olmayı seçtim. Dedemin ısrarlarına rağmen asker olmak yerine, kendimi gerçekten görmek istediğim yerde, yani bilgi-iletişim teknolojileri alanında uzmanlaşmak için Baku Oxford School eğitim kurumunu seçtim. Çocukluğumdan beri fiziğe ve matematiğe olan ilgim babam Nurlan’ın gözünden kaçmıyordu. Herhalde o, o zamandan beri benim onun yolundan gitmeyeceğimi tahmin ediyordu. Çünkü dedem bu konuyla ilgili hoşnutsuzluğunu dile getirdiğinde, babam arkamda durdu ve istediğim mesleği seçmekte özgür olduğumu ona bildirdi. İngilizceyi ise annem Milan yıllar içinde epey geliştirdi ve ben rahatlıkla Oxford School’a kabul olabildim. Hedefim, oyun programcısı olarak yıllardır beynimde yarattığım oyunları nihayet gerçekte programlamaktı.

Hayata bakış açım farklıydı. Etrafımda gördüğüm her şey benim için sıradan bir şey olmayıp, algoritmaların hareket, hız ve çekiciliğin birleşiminden oluşan bir yapıydı. Her fırsatta aklımdaki oyun kahramanlarını Adobe Illustrator ve Adobe Photoshop programlarında çizip hazırlıyor, daima yanımda taşıdığım defterimde karalamalar yapıyordum.

Şimdi ise, şoför sakin bir şekilde araba kullandığı sırada farkında olmadan o gizemli kızı çizmeye başlamıştım. Sade bir kalemle onun narin çizgilerini beyaz bir sayfanın üzerine kazıyor, bende nedense derin iz bırakan o sureti bir türlü aklımdan atamıyordum. Uçurumun kenarında duran o kızın çaresizliğini ve çektiği acıyı iliklerime kadar hissediyordum. İçimde ona o kadar yardım etme duygusu vardı ki, sanki tüm hayatım buna bağlıymışçasına ona doğru can atıyordum. En kötüsü de ona yardım etmek isterken ikimiz de uçuruma doğru yuvarlandık. İşte bu yüzden ter içinde uyanmıştım. O gözler… Zümrüt taşı gibi yemyeşil… Bir de o yardım dileyen bakışları…

Birden ileride yolun bir kısmının kapandığını gördük. Polisler kaza yerinde toplanmıştı. Şoför:

— Vay canına, ne kötü çarpmışlar. — diye üzüntüsünü dile getirdi. Arabalar öyle çarpışmıştı ki, birbirinin içine geçmişti. Ambulans sedyede bir kızı taşıyordu. O manzara karşısında kalbim öyle sıkıştı ki, sanki bana çok yakın birini kaybetmişim gibi hissettim. Polislerin işaretiyle yavaş yavaş kazanın yanından geçip yolumuza devam ettik. Her yer kan içindeydi. Galiba çok kayıp var. Çok üzücü!

Düşüncelerimin içinde kaybolmuşken, şoförün “Geldik” ifadesiyle kendime geldim. Arkadaşlarım beni lisenin bahçesinde karşıladı. Kendi aralarında bir haberi tartışıyorlardı.

— Nasılsın, Said? — arkadaşım Elnur hatırımı sormaya başladı.

— İyiyim, siz nasılsınız çocuklar?

— Bizi boş ver, haberleri gördün mü? — her şeyle ilgilenen Ramin heyecanla sordu.

— Ne haberi? Bilmiyor musun, ben sosyal medyadan uzağım? — diye sitem ettim. Bu çocuk sürekli gazeteciler gibi bize bir haber yetiştiriyor.

— Petrol devinin ailesi kazada hayatını kaybetmiş. 13 yaşındaki kızları ise ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmış. Zavallı kızcağız bir gecede yetim kaldı. Arabanın haline bak bir de, paramparça olmuş. Bence o kız bir mucizeyle hayatta kalmış.

Demek ki bu o aile. Sabahtan yanından geçtiğimiz kazadan bahsediyor.

— Biz sabah o kaza yerinin yanından geçtik. Çok dehşetli bir manzaraydı.

— Sen o zaman her şeyi gözlerinle mi gördün? — Ramin’in sorusuna başımı salladım.

— Ramin, çok üzgünüm. Ancak dersler başlıyor. Eğer geç kalırsak Bilişim öğretmenimiz Gabil bizi paramparça edecek. — diye yarı şaka, yarı ciddi Elnur bizi sınıfa sürükledi.

Ama belli etmesem de söylemeliyim ki, arabanın ve sedyedeki kızın halini gördükten sonra olay nedense beni çok sarsmıştı.

“Acaba o kızcağız şimdi nasıl? Hayatta kalabilecek mi? Uyansa bile, ölmekten beter haberler alacak. Çok acınası bir durum… Galiba aklımı kaçırıyorum. Başkasının kaderinden bana ne ki?! Neyse.” Her zamanki gibi karışık düşüncelerle sınıfa gittim.

O gün tüm radyo ve televizyon kanalları o trajik kazadan bahsediyordu. Nereye gitsem karşıma çıkan bu haber beni iyice geriyordu. Hatta eve dönerken arabada şoförün açtığı radyoda bile o kazadan bahsediliyordu. Ben ise çok yorgundum. Bakü’nün bitmek bilmeyen trafik sıkışıklığı da insanı iyice bezdiriyordu. Arka koltukta uykuya daldım.

Zifiri karanlığın içinde ağlama sesi beni yine uçurumun kenarına getirdi. Yine aynı kızcağız ve yine onu tam kurtarmışken aşağı yuvarlanmamız… Sıçrayıp kendimi toparladım. Gözlerimi ovuşturup gerçekliğe dönmeye çalıştım. Eve varmamıza az kalmıştı. “Sen kimsin ki? Neden durmadan rüyalarıma giriyorsun? Seni tanımadan nasıl yardım edebilirim?”

Next Chapter