Evrene Giriş( (PROLG)
Duyduğumuz bir hikâyenin bir masal mı, yoksaçoktan unutulmuş bir gerçek mi olduğunu nasıl anlayacağız?
Bu, zamanın bile henüz adını almadığıgünlerden kalma bir hikâyeydi.
Dilden dile dolaştı, çağları aştı.
Derler ki Tanrı, yaratmaya karar verdiği güneline iki hamur aldı.
Biri saf iyilikti.
Diğeri saf kötülük.
Önce ikisinden ayrı ayrı iki tebaa yarattı.
Sonra o iki hamuru birbirine karıştırdı veüçüncü bir soy yarattı.
En çok da ona hayran kaldı.
Öyle ki, diğerlerinden esirgediği ne varsaona verdi.
İçinde yaşasınlar diye bir dünya yarattı.
Onları gözledi.
Onlara baktıkça hayranlığı arttı.
Çünkü bu yeni yaratılan soy, iki özün deizini taşıyordu.
Tanrı her şeyden eşit koymuştu oysa.
Adına insan dediği şeyleri gözlemeye devametti.
Ama biri diğerinden daha merhametli doğdu,biri daha zalim.
Biri daha kuvvetliydi, biri daha kırılgan.
İşte o zaman anladı.
Kötülük, Tanrı’nın dikkatinin onlarınüzerinde toplandığını görünce dünyaya inmişti.
İnsanın içindeki karanlığa seslendi.
“Sen güçlüsün,” dedi.
“Onun olan senin olmalı.”
“Böylece yarını düşünmek zorunda kalmazsın.”
İnsan o sesi haklı buldu.
Hayatta kalmak için bencilleşti.
İnsan korktu.
İnsan diledi.
Tanrı’ya ulaşabilmek için göğe uzanan taşlardikti.
Ellerini semaya kaldırdı.
Yakarışları göğe yükseldi.
Tanrı öfkelenmedi.
İzledi.
“Şimdi ne yapacaklar?” diye baktı.
Bir süre güçlü olan, zayıfı ezdi.
Bencil istek karanlığı besledi.
Karanlık büyüdükçe kötülük de yalnızca birfısıltı olmaktan çıktı.
Çünkü insan, inandığı şeye can verirdi.
Kötülük gözle görünür bir hâl aldığında,Tanrı’nın en çok sevdiği yaratılmışla alay etmeye başladı.
Onu korkuttu.
Dağ başında yalnız bıraktı.
Suda boğdu.
Yeni doğmuş bebeğini çaldı.
Kocasının suretine büründü.
İnsan, korkusuyla onları besledi.
Saf kötülüğe suret, el ve ayak verdi.
Kötülük arsızdı.
İnsanı sardı.
İnsan onun tohumlarını kendi rahminde taşıdı.
Ama insan yalnızca karanlıktanyaratılmamıştı.
İçinde ışığın payı da vardı.
Tanrı’ya yükselen duaların yankısı ışıktaduyuldu.
Ve ışıktan bir ses yükseldi:
“Eğer yalnızca izlersek, yeryüzü karanlığınçocuklarıyla dolacak.”
Bunun üzerine ışık, Tanrı’nın huzuruna çıktı.
Denge için izin istedi.
Tanrı dileğini kabul etti.
Işıktan olanlar gökten indi.
Karanlık olanlar yerden yürüdü.
Ve dünyada, oraya ait olmayan bir soy dahatüredi.
Sanıldı ki ışıktan gelen hep ışığın yolundayürüyecek.
Karadan doğan ise daima kirli kalacak.
Ama Tanrı, bu soya diğerlerinden farklı birşey daha vermişti:
İrade.
Bu yüzden karanlığın tohumu bazen iyiliğiseçti.
Işığın tohumu ise kimi zaman kötülüğünmeyvesini verdi.
Tanrı dokunmadı.
Ve o soy, yeryüzünde kendi dengesini kendikurdu.
Bir zamanlar hurafeler gerçekti.
İnsan neye ne kadar inanırsa, o da o kadargerçek olurdu.
İnsan balığa dönüşürdü.
Yılan insan suretine girerdi.
Akan su ikiye ayrılırdı.
Ama her mucize, beraberinde baş edilmesi güçbir kötülüğü de çağırırdı.
İşte bu yüzden o soy, insan zihninin inancınıköreltti.
Onun gereğinden fazla inanmasını da, fazladüşünmesini de engelledi.
Ve insan, yalnızca insan olduğu kadarıylayetinmeyi öğrendi.
Böylece büyük kötülükler dünyadan silinirken,mucizeler de yavaş yavaş efsaneye dönüştü.
Ama o soy tükenmedi.
Hâlâ dünyanın üzerinde doğup büyümeye devamediyorlar.
Hâlâ bekliyor, izliyor, her şeyin yolundagittiğinden emin olmaya çalışıyorlar.
Hâlâ küçük mucizelerini dengeyle yayıyorlar.
Çünkü iki taraf da uyuyamaz.