Buzdan Taht by Kiwi at Inkitt
Customize readability
Aa

Buzdan Taht

All Rights Reserved ©

Summary

Meilin güçlü bir komutandır. Bir gün, İmparator’un onu Prenses Yue’nun nedimesi olarak görevlendirmesiyle hayatı tamamen değişir. Prensesle birlikte, onun korkulan Kral Kael ile evleneceği soğuk Nors Krallığı’na gitmek zorundadır. Memleketinden uzakta, Meilin hem hizmet etmek hem de hayatta kalmak zorundadır—üstelik asla seçmediği bir hayatla yüzleşirken.

Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
16+

Rica

Bir süre onları izledim. Adımlar düzensiz, kılıç tutuşları zayıftı.

“Savun, koru ve çek… hayır!” Sesim avluda yankılandı. “Yanlış yapıyorsun. Pozisyonunu düzelt ve tekrar dene.”

Genç asker başını hızlıca salladı, omuzlarını geriye çekip duruşunu dikleştirdi.

Başımı hafifçe yana eğdim. “Bir daha gösteriyorum.”

Kılıcımı kınından yavaşça çektim. Parlak çelik güneş ışığını yakalayıp göz kamaştırdı. Ayağımı sabitleyip pozisyon aldım.

“Önce savun… sonra koru… ve çek.”

Hareketleri akıcı bir bütün hâlinde tamamladım. Kılıcın havayı yararken çıkardığı ses avluda kısa bir yankı bıraktı.

Askerler beni dikkatle izledi, ardından aynı hareketi tekrarlamak için sıraya geçti.

Arkamda, gölgeli pavilyonun altında babam ile imparatorun derin bir sohbet içinde olduğunu fark ettim. İpek perdeler rüzgârla hafifçe dalgalanıyordu. Babam, elini kaldırarak beni yanına çağırdı.

“Dinlenin,” diye seslendim askerlere. “Mola.”

Kılıcımı yerine yerleştirip onların yanına yürüdüm. İmparatorun önünde diz çökerek başımı eğdim.

“Majesteleri.”

Sonra babama dönüp aynı saygıyla selam verdim ve yanlarına çömeldim.

Bir hizmetli sessizce yaklaşıp önüme ince porselen bir fincan bıraktı. İçine dumanı tüten çay doldurdu. Fincanı elime aldım, yükselen hafif yasemin kokusunu içime çektim.

Babam söze girdi.

“Majesteleri, yeni ordu hazırlıklarından memnun musunuz?”

İmparator ağır bir hareketle başını salladı.

“Meilin, kızım… çok iyi iş çıkarıyorsun.”

Sözleri içimde kısa ama sıcak bir gurur bıraktı.

“Teşekkür ederim, Majesteleri.”

Babam bu kez bana döndü.

“Yakında bir sefer düzenlemeyi planlıyoruz. Ek bir orduya ihtiyacımız olabilir. Askerlerini hazırlayabilir misin?”

Fincandan küçük bir yudum aldım.

“Pek tabii. Askerlerim hazır. Daha sıkı bir eğitim istiyorsanız, onları savaşa yakın bir kışlaya sevk edebilirim. Orada savaş koşullarına daha hızlı uyum sağlarlar.”

Babam onaylarcasına başını salladı ve imparatora baktı.

“Bu bizim için avantaj olur.”

İmparator fincanını yavaşça bıraktı ve yanındaki nedimeye döndü.

“Karar verilmiştir. Askerler güney kışlaya sevk edilsin. Hazırlıklar başlasın.”

Nedime başını eğerek geri çekildi.

Ben de son bir yudum alıp fincanı dikkatlice yerine bıraktım.

“İzninizle… komutanları olarak ben de kışlaya gidip ordunun başında bulunmak isterim.”

Babam hafifçe boğazını temizledi, fakat imparator ondan önce konuştu.

“Meilin… senden özel bir ricam olacak. Bu yüzden şimdilik saraydan ayrılmanı istemiyorum.”

Sözleri kısa ve kesindi.

Ne sordu, ne de devam etti.

Avludan gelen rüzgâr ipek perdeleri hafifçe dalgalandırırken sessizlik araya girdi. Böyle anlarda soru sorulmazdı; cevap beklenmezdi. Söz, söylenmesi gerektiği kadar söylenmişti.

Başımı eğdim.

“Emredersiniz, Majesteleri.”

Daha fazla kalmamın uygun olmadığını biliyordum.

Sessizce ayağa kalktım, önce imparatora sonra babama selam verdim. Onların konuşmasına geri dönmesine fırsat tanıyacak kadar bekledim.

Ardından geri çekildim.

Ne acele ettim ne de duraksadım.

Sadece… olması gerektiği gibi oradan ayrıldım

Bütün günü huzursuz geçirmiştim.

Ordumu başka bir komutana devredecek olmak içimde keskin bir boşluk bırakıyordu. Üstelik imparatorun benden sözünü ettiği o “özel rica”… Ne olduğunu bilmemek, en ağır yük gibi zihnime çökmüştü.

Günü son bir eğitimle kapattım. Askerlerin dizilişini, kılıç tutuşlarını,emir alışlarını tek tek gözden geçirdim. Her şey kusursuzdu.

Ama içimdeki düzensizlik… değildi.

Eğitim bittiğinde onları son kez selamladım. Ardından kışlanın avlusundan ayrılıp saraya döndüm.

Odama vardığımda vakit kaybetmeden yıkandım. Buhar, ipek perdelerin arasına dolarken zihnimi sakinleştirmeye çalıştım ama düşüncelerim dağılmadı.

Hizmetlilerim sessizce içeri girdi. Bana akşam için koyu yeşim tonlarında, ince ipekten bir hanfu giydirdiler. Altın işlemeli kemerim bağlandı, saçlarım yüksek bir topuz hâline getirilip zarif saç iğneleriyle sabitlendi. Her hareketleri ölçülü ve neredeyse görünmezdi.

Hazır olduğumda aynaya kısa bir an baktım.

Dışarıdan kusursuzdum.

Akşam yemeği için büyük salona vardığımda saray halkı yerlerini almaya başlamıştı.

Salon, kırmızı sütunlar ve altın oymalarla süslenmişti. Tavandan sarkan fenerlerin sıcak ışığı cilalı taş zemine yansıyordu. Uzun, alçak masalar düzenli sıralar hâlinde yerleştirilmişti; herkes rütbesine göre oturuyordu.

Yerime geçip diz çöktüm.

Hizmetliler, ince porselen kaselere ılık pirinç çorbası dolduruyordu. Buhar yavaşça yükseliyor, zencefil ve yasemin kokusu havaya karışıyordu.

Hiç kimse yemeğe dokunmuyordu.

Herkes, imparatorun sözünü bekliyordu.

Bir süre sonra salondaki fısıltılar tamamen kesildi.

Kapılar ağır bir sesle açıldı.

İmparator içeri girdi.

Herkes aynı anda ayağa kalktı, ardından diz çökerek selam verdi. Ben de başımı eğdim.

İmparator yerini aldığında elini hafifçe kaldırdı.

“Oturun.”

Herkes aynı anda tekrar yerini aldı.

Kısa bir sessizlikten sonra konuştu:

“Bu akşam, yaklaşan sefer öncesi birliğimizi ve sadakatimizi onurlandırmak için bir aradayız.”

Sesi sakin ama tartışılmaz bir ağırlık taşıyordu.

“Elinizdeki her şey, imparatorluğun gücüdür. Ve o güç, doğru ellerde anlam kazanır.”

Sözleri salonda yankı buldu.

Elini bir kez daha kaldırdı.

Bu, yemeğin başlayabileceği anlamına geliyordu.

Herkes aynı anda kaselerine uzandı.

Ben de çorbadan küçük bir yudum aldım. Sıcaklık boğazımdan geçerken bile zihnim başka yerdeydi.

Tam o sırada—

İmparatorun bakışlarının üzerimde olduğunu hissettim.

Başımı hafifçe kaldırdım.

Göz göze geldik.

Bakışları kısa sürdü… ama yeterince açıktı.

Bu gece.

O “rica” konuşulacaktı.

Bir süre sonra bir nedime sessizce yanıma yaklaştı, başını eğerek fısıldadı:

“Majesteleri, yemekten sonra sizi özel ricasını dile getirecektir.”

Fincanıma uzanan elim bir an havada durdu.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ettim.

“Anlaşıldı,” diye fısıldadım.

Ama içimdeki huzursuzluk artık şekil kazanmıştı.

Bu sadece bir rica değildi.

Bir görevdi.

Ve ne olduğunu hâlâ bilmiyordum

Tatlılar servis edildikten kısa bir süre sonra imparator ayağa kalktı. Bir eliyle Prenses Yue’yu da nazikçe kaldırdı.

Herkes anında ayağa fırladı.

İmparatorun hafif bir işaretiyle tekrar yerlerimize oturduk.

Salon sessizliğe gömüldü.

“Bugün,” dedi, sesi alışılmadık derecede memnun, “sizlerle çok güzel bir haber paylaşacağım.”

En ufak bir ses bile çıkmıyordu.

“Kızımı evlendiriyorum.”

Bir anda salon canlandı.

Tebrikler yükseldi, hanımlar birbirine dönüp gülümsedi, hafif alkışlar yayıldı. Prenses Yue’ya imrenerek bakan gözler çoğaldı.

Tam bir kutlama havası…

İmparator, aynı memnuniyetle kızının omuzlarına ellerini koydu.

“Biricik prensesim,” dedi, “bir hafta sonra Nors Krallığı’na gidecek.”

Sesler yavaşladı.

“Orada… Kral Kael ile evlenecek.”

Salon bir anda sustu.

Sanki biri bütün sesleri kesmişti.

Nefesler tutuldu.

Gözler Prenses Yue’ya döndü.

Az önce imrenen bakışlar… yerini acımaya bıraktı.

Ama Yue…

Her zamanki gibi dimdikti. Sakin. Zarif. Hiçbir şey olmamış gibi.

Fısıltılar geri döndü.

Ama bu kez kutlama değil—korkuydu.

Kral Kael’in adı yıllardır anlatılırdı.

Acımasızlığı… öfkesi… inadı…

Bazıları onun bir insan olmadığını söylerdi.

Gözlerinin öfkeden kana döndüğünü… geceleri uyumadığını…

ruhlarla anlaşmalar yaptığını… hatta ölümsüz olduğunu…

Bunların saçmalık olduğunu biliyorduk.

Ama dedikodular arttıkça… korku da büyürdü.

Ve şimdi…

İmparatorluğun tek prensesi.

Gözümüzden sakındığımız Yue.

O topraklara gönderiliyordu.

Düşüncelerim, adım duyulunca kesildi.

“Meilin.”

Hemen ayağa kalktım. Adımlarım ölçülüydü.

İmparatorun önüne gelip eğildim.

“Majesteleri.”

Sonra Prenses Yue’ya döndüm, aynı saygıyla selam verdim.

İmparator, Yue’nun ellerini tutup benim ellerimle birleştirdi.

Bu hareket… fazla yakındı.

Fazla kesindi.

“İkiniz de bu sarayda birlikte büyüdünüz,” dedi. “Yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmedi.”

Sesi yumuşaktı.

Ama sözleri değildi.

“Bugünden sonra,” diye devam etti, “Yue bambaşka bir krallığa gelin gidecek.”

Parmakları ellerimizin üzerinde sıkılaştı.

“Onun sorumluluğu… onun korunması… senin üzerindedir.”

Kalbim bir an durdu.

“Bu vazife senindir.”

Sözleri, keskin bir bıçak gibi içime saplandı.

Nefes almak zorlaştı.

Her şey… bir anda olmuştu.

Bir nedime önümde diz çöktü.

Kılıcımı uzattı.

Parlak çelik… tanıdık ağırlık…

Yıllarım.

Savaşlarım.

Emeklerim.

Hepsi o kılıçtaydı.

Onu aldım.

Bu kılıçla seferlere çıkacaktım.

Ordular eğitecektim.

Zaferler kazanacaktım.

Bu imparatorluğun komutanı olacaktım.

Bunun için savaşmıştım.

Bunun için ezilmiş… küçümsenmiş… tekrar tekrar ayağa kalkmıştım.

Ve şimdi—

Elimi kılıcın keskin ağzına bastırdım.

Keskin bir acı.

Kan, bembeyaz tenimde ince bir çizgi hâlinde aktı.

Ama geri çekmedim.

Diz çöktüm.

Prenses Yue’nun önünde başımı eğdim.

“Kanımın sözüyle…” dedim, sesim titremiyordu,

“canımla… son nefesime kadar sizi koruyacağıma yemin ederim.”

Kan damlaları yere düştü.

Yeminim tamamlanmıştı.

Yavaşça doğruldum.

İmparatorun sesi salonu doldurdu:

“Kızımın baş nedimesi Meilin’dir.”

Duraklamadı.

“Bir hafta içinde, Prenses ile birlikte Nors Krallığı’na gidecektir.”

Bu kez alkışlar yükseldi.

Ama ben…

Hiçbir şey duymadım.

Let Kiwi know what you thought about this chapter!
Love this

0

Love this

Funny

0

Funny

Spicy

0

Spicy

Suspenseful

0

Suspenseful

Emotional

0

Emotional

Profound

0

Profound

Heartwarming

0

Heartwarming

Shocking

0

Shocking

Good Writing

0

Good Writing

Compelling Plot

0

Compelling Plot

Great Character

0

Great Character

Strong Dialog

0

Strong Dialog

Further Recommendations

Charly's Weihnachten

T.M: Ich kann es gar nicht anders sagen also ich liebe diese Geschichte einfach. Sie hat für mich einfach alles was es braucht. Sie hat mich einfach mitgenommen auf eine echt schöne Reise. Danke❤️

Read Now
Luna auf der Flucht

Grazia: Wirklich tolle Geschichte mit Klasse Charakter 👍🏻

Read Now
Broken Halos MC

cbell558: Writer is very good at balancing just enough descriptive information with moving the story along. Some writers go too far with describing motivations of the characters and their mindset. Their stories move agonizing along at a snails pace. This writer gets you hooked at the beginning and keeps you ...

Read Now
Called by the Alpha

Lohana Francisco: Livro bem detalhado , estou gostando até o atual momento.

Read Now
Alpha’s Claim

yulymachado: La historia es buena y te mantiene a la espectativa, la trama fluye de forma inesperada y el estila es bueno en mi opinion personal en una muy buena historia

Read Now
Buried Alive

Minha: Sooo good sad and sweet lovely ending the only thing I’m disappointed about is that there’s no more chapters haha looking forward to reading ur other books

Read Now
The Dating Deal

Anna B: I love the story and the characters. The only thing that nags me is that sometimes the information tends to change oddly or repeat itself far too much, as if the author had forgotten that she had already written something similar.In the first chapter, she says Nate's eyes are blue, but later they su...

Read Now
Stripped Shadows

dost19: Habe die Geschichte genossen. Emotional, glaubwürdige Fiktion mit einem spannenden Dreh am Schluss. Würde gerne wissen wie es weitergeht und was mit den offenen Enden ist. Die Charaktere werden nachvollziehbar entwickelt die Story auch.

Read Now
Off limits to fate, My Alpha, my sin

Penster: It was great I liked it a lot. Nice characters and plot want to read more

Read Now