DEAD SPRING

All Rights Reserved ©

Summary

Gündüzleri sıradan bir Japon lisesi gibi görünen Kisaragi Lisesi, geceleri başka bir şeye dönüşüyordu. Yağmurun hiç eksik olmadığı bu okulda öğrenciler birer birer kaybolmaya başladı. Bazıları delirdi. Bazılarıysa ertesi sabah sınıflarında ölü bulundu. Ama en korkutucu olan şey ölümler değildi. Çünkü bazı öğrenciler kaybolduktan sonra bile okul hoparlörlerinden isimleri okunmaya devam ediyordu. Yeni transfer öğrenci Ren Aikawa, okulun karanlık yüzünü keşfettikçe tek bir gerçeği fark edecekti: Kisaragi Lisesi öğrencilerini unutmuyordu. Ve gece olduğunda... okulun koridorlarında yankılanan sesler sadece geçmişe ait değildi.

Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
13+

Siyah Çiçeklerin Uyanışı

Tarih: 12 Mayıs 2026

Saat: 14:15

Konum: Kisaragi Akademisi – Çatı Katı

Güneş ışığı, okulun bahçesindeki pembe sakura ağaçlarının arasından süzülerek sınıflara doluyordu. Festival hazırlıkları tüm hızıyla sürüyordu; koridorlar el işi kağıtları, boya kutuları ve heyecanlı öğrenci fısıltılarıyla doluyud. Ren, elindeki fırçayı yavaşça kenara bıraktı ve ufku izledi. Her şey çok... **normaldi.**

"Ren-kun! Hala bitirmedin mi?" dedi arkadaşı Haru gülümseyerek. "Eğer festival afişleri yetişmezse öğrenci konseyi bizi çiğ çiğ yer."

Ren zoraki bir tebessümle karşılık verdi. Fakat gözü bahçenin en ücra köşesindeki o tek ağaca takıldı. Diğer tüm ağaçlar baharın canlı pembe tonlarını taşırken, o ağaç kömür karasıydı. Dallarından dökülenler çiçek değil, sanki kurumuş kan pıhtılarıydı. Etrafını ise kan kırmızısı Higanbana (Örümcek Zambakları) sarmıştı.

"Haru," dedi Ren, sesi titreyerek. "Şu siyah ağacı görüyor musun?"

Haru kaşlarını çattı, bahçeye baktı ve sonra güldü. "Hangi ağaç? Orada sadece boş bir depo var Ren. Çok fazla çalışıyorsun, sanırım biraz uyumalısın."

Tarih: 12 Mayıs 2026

Saat: 23:48

Konum: Kisaragi Akademisi – 2. Kat Koridoru

Gece olduğunda akademi, gündüz giydiği o neşeli maskeyi çıkarıp gerçek yüzünü gösteriyordu. Dışarıda bitmek bilmeyen, boğucu bir yağmur yağıyordu. Gündüz cıvıl cıvıl olan koridorlar şimdi sonsuzluğa uzanan karanlık tünellere dönüşmüştü.

Ren, unuttuğu telefonunu almak için sınıfa döndüğünde atmosferin ağırlığı göğsüne bir taş gibi oturdu. Tepesindeki floresan lambalar, can çekişen bir hayvanın iniltisi gibi cızırtılar çıkararak titriyordu.

Cızz... tık... cızz...

Birden, tüm binada yankılanan o ses duyuldu. Okulun eski hoparlör sistemi cızırtıyla açıldı. Bir kadının ifadesiz, monoton sesi boş sınıflarda yankılandı:

"Yoklama başlıyor. 3-A sınıfı... Sato... Tanaka... Watanabe... Haru..."

Ren donup kaldı. Haru az önce "burada değil" olarak mı işaretlenmişti? Yoklama sesi durduğunda, koridordaki tüm saatler aynı anda durdu. Yelkovan ve akrep, imkansız bir hızla geri dönmeye başladı.

Tarih: 13 Mayıs 2026

Saat: 01:12

Konum: Değişen Doğu Kanadı

Ren, çıkış kapısına doğru koştu ama kapı orada değildi. Merdivenlerin olması gereken yerde, ucu görünmeyen bir boşluk ve duvarlarda asılı duran boş resim çerçeveleri vardı. Okul, devasa bir organizma gibi nefes alıyor, duvarları hafifçe kasılıp gevşiyordu.

Havadaki koku değişti. Yağmurun toprak kokusu yerini, paslı metal ve eski kağıt kokusuna bıraktı.

Yerde, kırmızı bir örümcek çiçeği buldu. Çiçeğin taç yaprakları koridor boyunca bir iz gibi dizilmişti. İzleri takip ettiğinde, kütüphanenin kapısının önünde durdu. Kapı kendiliğinden gıcırdayarak açıldı. İçeride, masaların üzerinde yüzlerce açık kitap vardı ve hepsinin sayfaları rüzgarsız havada aynı anda çevriliyordu.

En dipteki masada Haru oturuyordu. Ama bu Haru değildi. Gözleri tamamen boştu, ağzından simsiyah bir sıvı süzülüyordu. Önündeki kağıda durmadan bir şeyler çiziyordu. Ren yaklaştığında Haru’nun elinin aslında kağıdı değil, kendi derisini kazıdığını fark etti.

"Ren..." dedi Haru, sesi binlerce farklı insanın fısıltısı gibi çıkıyordu. "Okul bizi hatırlıyor. Biz onun hücreleriyiz. Kimse mezun olamaz."

Tarih: 13 Mayıs 2026

Saat: 04:00

Konum: Siyah Sakura Ağacı Altı

Ren, kendini nasıl dışarı attığını bilmiyordu. Yağmur altında, bahçedeki siyah sakura ağacının önünde diz çökmüş haldeydi. Toprak ıslaktı ama eline gelen şey çamur değil, saç telleriydi.

Ağacın dalları yavaşça aşağı sarktı, birer el gibi Ren’in omuzlarına dokundu. O an anladı; kaybolan öğrenciler bir yere gitmemişti. Onlar duvarların içindeydi, zemin döşemelerinin altındaydı, floresan lambaların titreyen ışığındaydı. Okul, yalnızlığını bu çocukların ruhlarıyla besliyordu.

Güneş doğmaya başladığında, siyah ağaç tekrar görünmez oldu. Kırmızı çiçekler toprağa gömüldü.

Saat 08:00’de ilk ders zili çaldığında, Ren sınıftaki sırasına oturdu. Yanındaki sıra boştu. Öğretmen içeri girdi, yoklama defterini açtı ve hiçbir şey olmamış gibi sordu:

"Haru bugün de mi gelmedi? Gençler şimdiden festival tatiline çıkmış gibi..."

Ren hiçbir şey demedi. Sadece pencereden dışarı, Haru’nun çığlıklarının rüzgarda yankılandığı o boş bahçeye baktı. Okul gülümsüyordu; yeni bir gün, yeni bir kurban ve yeni bir yalan başlıyordu.

Tarih: 14 Mayıs 2026

Saat: 11:30

Konum: Kisaragi Akademisi – Rehberlik Servisi Önü

Okulun koridorları festival neşesiyle çalkalanıyordu. Ren, kalabalığın içinde bir gölge gibi süzüldü. Kulaklarında hala dün geceki monoton yoklama sesi yankılanıyordu. Herkes gülümsüyor, kağıttan fenerler asıyor ve Haru’nun yokluğunu sıradan bir devamsızlık sanıyordu.

Ren, rehberlik odasının kapısına yaklaştığında duraksadı. Kapının üzerindeki cam bölmeden içeriye baktı. İçerideki saat, dün geceki gibi geri gitmiyordu; ama yelkovan her saniye attığında çıkan *tık* sesi, birinin kemiğinin kırılma sesini andırıyordu.

"Hala burada mısın, Ren-kun?"

Arkasından gelen sesle irkildi. Bu, okulun disiplin kurulu başkanı, her zaman soğukkanlı ve mesafeli olan **Aoi**’ydi. Gözlüklerinin arkasındaki bakışları, Ren’in içindeki dehşeti okuyor gibiydi.

"Haru..." dedi Ren fısıltıyla. "Kimse fark etmiyor mu? O dün gece buradaydı. Okul... o onu aldı."

Aoi, Ren'in kolunu sıkıca kavradı. Tırnakları okul ceketinin kumaşına gömüldü. "Sessiz ol," dedi alçak sesle. "Duvarların kulakları yoktur derler ama bu okulun sadece kulakları değil, bir hafızası da var. Eğer duyulursan, seni de bir hatıraya dönüştürür."

Tarih: 14 Mayıs 2026

Saat: 18:45

Konum: Eski Bina – Müzik Odası

Güneş batarken gökyüzü, sanki biri göğü yaralamış gibi mor ve kızıl bir renge büründü. Yağmur henüz başlamamıştı ama hava, fırtına öncesi o boğucu sessizliğe bürünmüştü. Ren ve Aoi, yasaklı olan eski binanın tozlu merdivenlerini tırmanıyordu.

"Neden buradayız?" diye sordu Ren.

Aoi durdu ve parmağıyla ilerideki müzik odasını işaret etti. Kapının altından ince, siyah bir sıvı sızıyordu. "Çünkü saatler sadece burada doğruyu söylüyor," dedi Aoi.

Müzik odasına girdiklerinde, tüm pencerelerin kırmızı örümcek çiçekleriyle (Higanbana) kaplandığını gördüler. Çiçekler camın dışından değil, sanki camın içinden, moleküllerin arasından filizlenmişti. Odanın ortasındaki piyano, kimse dokunmadığı halde boğuk, uyumsuz notalar döküyordu.

Piyanonun üzerinde duran eski bir metronom, imkansız bir hızda sağa sola sallanıyordu. *Tak-tak-tak-tak.*

Tarih: 14 Mayıs 2026

Saat: 21:00

Konum: Okul Reviri

Dışarıda beklenen yağmur nihayet başladı. Ama bu sefer yağan su değil, sanki gökyüzünden dökülen simsiyah bir mürekkepti. Camlara çarpan damlalar, birer parmak izi bırakarak aşağı süzülüyordu.

Ren, revirdeki yataklardan birinde oturmuş, elindeki titremeyi durdurmaya çalışıyordu. Aoi, dolapları karıştırırken aniden donup kaldı.

"Ren," dedi Aoi, sesi ilk kez çatallaşarak. "Buraya bak."

Revirdeki boy aynası, odayı yansıtmıyordu. Aynanın içinde, okulun koridorları bembeyaz bir sisle kaplıydı ve Haru, aynanın diğer tarafında duruyordu. Ama Haru’nun yüzü yoktu; yüzünün olması gereken yerde sadece siyah sakura yapraklarından oluşmuş devasa bir delik vardı.

Haru’nun elinde bir kağıt parçası vardı ve cama, yani aynanın yüzeyine bir şeyler yazmaya çalışıyordu. Yazdığı şey aynanın üzerinde buharlaşarak belirdi:

"O ACIKTI."

Tarih: 14 Mayıs 2026

Saat: 23:55

Konum: Merdiven Boşluğu

Okul binası aniden sarsıldı. Duvarlardaki boyalar dökülmeye başladı ve altından insan derisine benzeyen, damarlı bir doku ortaya çıktı. Floresan lambalar, can çekişen bir kalbin ritmiyle yanıp sönmeye başladı.

*Cızz... tık... cızz...*

Hoparlörler tekrar canlandı. Ama bu seferki ses bir kadına ait değildi. Bu, Haru’nun sesiydi; ama boğuluyormuş gibi derinden geliyordu:

"Yoklama devam ediyor... 3-A... Aoi... Burada. Ren... Burada. Kaçış... Yok."

Ren ve Aoi birbirlerine baktılar. Koridorun sonundaki karanlıkta, siyah sakura ağacının kökleri zemin döşemelerini kırarak yukarı doğru uzanmaya başladı. Kökler, birer yılan gibi revirin kapısına dolanıyordu.

Okul artık sadece izlemiyordu; artık avlanıyordu. Merdivenler birer birer yok olurken, Ren altındaki zeminin yumuşadığını, sanki dev bir dilin üzerine bastığını hissetti.

"Aoi!" diye bağırdı Ren. Ama Aoi çoktan karanlığın içine doğru çekilmeye başlamıştı. Aoi’nin gözlükleri yere düştü ve üzerindeki saat, gece yarısını vurduğu anda parçalara ayrıldı.

Zaman durdu. Yağmur dindi. Ve koridorun sonunda, o siyah ağacın altında, kimliği belirsiz silüetler yavaşça ayağa kalktı. Hepsi aynı okul üniformasını giyiyordu ama hiçbirinin bir gölgesi yoktu.

Tarih: 15 Mayıs 2026

Saat: 02:10

Konum: Kisaragi Akademisi – Labirentleşen Bodrum Katı

Ren, Aoi’nin karanlığa çekildiği noktada tek başına kalmıştı. Ayaklarının altındaki zemin artık beton değil, soğuk ve yapışkan bir dokuydu. Koridorlar, mimari kurallara aykırı bir şekilde bükülüyor; bazen tavan yere dönüşüyor, bazen de pencereler dipsiz bir kuyuya açılıyordu.

Elindeki fenerin titrek ışığı, duvarlardaki rutubet izlerine çarptı. Yakından baktığında, bu izlerin aslında binlerce küçük el yazısıyla yazılmış isimler olduğunu fark etti. Onlarca yıl boyunca kaybolan her öğrencinin ismi, okulun duvarlarına birer dövme gibi işlenmişti.

Aniden, arkasındaki sınıftan bir fısıltı yükseldi:

"Ren-kun... yardım et... çok soğuk..."

Bu Haru’nun sesiydi. Ama ses, tek bir yönden gelmiyordu; her bir floresan lambanın içinden, her bir duvar çatlağından aynı anda sızıyordu.

Tarih: 15 Mayıs 2026

Saat: 03:33

Konum: Kazan Dairesi – Okulun Kalbi

Ren, sesleri takip ederek bodrumun en derin noktasına indi. Burası okulun "midesiydi". Ortada devasa bir kazan duruyordu ancak bu kazan metalden değil, birbirine dolanmış siyah sakura köklerinden yapılmıştı.

Köklerin arasında, koza gibi sarılmış bedenler vardı. Bazıları hala hafifçe titriyordu. Aoi oradaydı; yüzü solgun, gözleri açık ama bilinci kapalı bir şekilde köklerin arasına hapsolmuştu. Kökler, Aoi’nin damarlarına sızıyor, ondan anılarını ve hayat enerjisini çekiyordu.

Okulun hoparlör sistemi, bu derinlikte artık bir ses değil, bir hırıltı olarak duyuluyordu:

"Hatırla... Unutulmak ölmekten beterdir... Beni besleyin... Beni unutmayın..."

Ren, okulun neden öğrencileri topladığını o an anladı. Şehir modernleşirken, eski efsaneler unutulurken; Kisaragi Akademisi varlığını sürdürmek için "hatıralara" ihtiyaç duyuyordu. Her kayıp öğrenci, okulun ömrünü bir yıl daha uzatan bir pildi.

Tarih: 15 Mayıs 2026

Saat: 05:45

Konum: Okul Bahçesi – Şafak Vakti

Güneşin ilk ışıkları ufukta belirdiğinde, okul bir kez daha derisini değiştirdi. Duvarlardaki damarlı doku çekildi, siyah kökler toprağın altına saklandı ve kan kokusunun yerini taze çim kokusu aldı.

Ren, okulun ana kapısının önünde, sırılsıklam bir halde uyandı. Üstü başı çamur içindeydi ama vücudunda tek bir yara yoktu. Hızla içeri, sınıfa koştu.

Sınıf doluydu. Haru oradaydı. Aoi oradaydı.

Haru neşeyle gülüyor, festival afişlerini boyuyordu. Aoi ise her zamanki ciddiyetiyle notlarını kontrol ediyordu.

Ren, titreyen elleriyle Haru’nun omzuna dokundu. "Haru... Sen... Sen iyi misin?"

Haru şaşkınlıkla döndü. "Tabii ki iyiyim Ren-kun. Neden sorsun ki? Sadece dün gece biraz fazla yağmur yağdı, uykunu alamamış gibisin."

Ren tam rahatlayacakken, Haru’nun boynuna gözü takıldı. Yaka kartının hemen altında, derisinin üzerine ince siyah bir kök şeklinde işlenmiş küçük bir dövme vardı: "12 Mayıs".

Aynı iz, sınıftaki her öğrencinin boynunda vardı. Hepsi birer gölgeye dönüşmüştü; okulun içinde yaşayan ama aslında artık orada olmayan hayaletler. Ren kendi boynuna dokundu. Parmak uçları soğuk, pürüzlü bir doku hissetti.

Tarih: 15 Mayıs 2026

Saat: 08:00

Konum: 3-A Sınıfı

Ders zili çaldı. Öğretmen içeri girdi ve her zamanki monoton sesiyle yoklama defterini açtı.

"Ren?"

"Burada," dedi Ren, sesi artık okulun hoparlörlerinden gelen o sese benziyordu.

Okul bahçesindeki siyah sakura ağacı, görünmez dünyasında bir çiçek daha açtı. Yapraklar döküldü ama kimse onları görmedi. Birinci bölüm, okulun derin bir nefes alıp bir sonraki geceyi beklemesiyle sona erdi.