Create New List
Share with your friends
Customize readability

KORE MASALI

All Rights Reserved ©

Summary

Sınırlarını ne kadar zorlayabilirsin? Yaşadığından farklı bir ev? Yeni bir İş? Bambaşka bir şehir? Hiç görmediğin bir ülkede yeni bir hayat? Üstüne bir de aşk… Ben Leyla Ziyad, bu soruların hepsine bir Asya ülkesinde cevap ararken hiç beklemediğim bir yaşamın ortasında kalakaldım. Aşkı bulduğum gibi ellerimden kayıp gitmesi an meselesiydi. Özlem ve tutkunun bizi birleştirdiği kuytu köşelerde, gözlerden uzak çıktığımız bu yolda, sahnedeydik. Ve tüm flaşlar bize doğru patlamaktaydı. Şimdi ise aramızda devler ve ülkeler vardı. Onları aşıp bir Hallyu starı olan Park Joon Woo’nun aşkı ile tutkularımın peşinden mi gidecektim yoksa korkularımla başbaşa mı kalacaktım?

Status
3yrs ago
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
18+

1. BÖLÜM

Üst üste gelen telefon aramaları ve mesajlar yüzünden susmayan telefonuma bakıp, gruptan arkadaşlarımın attığı linklerde ne kadar magazin ve haber sitesi varsa hepsini incelemeye koyulmuştum. Hepsinde büyük puntolarla flaş haber olarak girilen tek konu vardı.



“Ünlü oyuncunun skandalına dair JM Entertainment’ten açıklama gelecek mi?”



“Joonierlar ne tepki verdi?”



“En çarpıcı Netizen yorumları Soompie de”



“Şapkanın altında gizlenen kadın kim?”




3 ay önce…




Bugün babam tarafından, Güney Kore’ye bazı iş anlaşmaları için gönderiliyordum. Orada bir şirket kuracaktık ve babama göre oradaki şirketi yönetecek en uygun aday bendim. Aslına bakarsanız en uygun aday olduğum için değil babama göre aklımın başıma gelmesi için bu şarttı.



Ona göre hayatı çok hoyratça yaşıyormuşum. Bu benim umrumda mıydı peki, Aslaa…


Tek amacım kimsenin karışmadığı bir işimin olması ve mutlu olmaktı. İş konusunu halletmiştim bir şekilde ama mutluluk benim için tek başına olacak bir şey değildi. Babam işi yapabilmem karşılığında iş ortaklarından birinin oğlu ile evlenmemi istedi. Her ne kadar saçma gibi dursa da benim için değişen bir şey olmayacağından bu teklifi kabul etmiştim. Evlilik benim için çokta önemli değildi ama kendime ait bir yaşam kurma düşüncesi bu teklifi bana cazip kılmıştı.Tabi bir de eş adayımızın son derece karizmatik ve yakışıklı olması da etkilemedi değil.



Benim için olsa da olur olmasa da düşüncesi ile yola çıktığım bu evlilik yolu nişanlandıktan sonra saçma sapan bir hal almıştı. Ben ondan hoşlansam da babamın pek kıymetli damat adayı, nişanlım benden mümkün olduğunca kaçıyordu. Sadece benden hoşlanmadığını sanmıştım ama aslında uzunca bir zamandır sevgilisi olduğunu benimle de babası zorladığı için nişanlandığını, evlilik olmadan bu işi benim bitirmem gerektiğini söylemesi çok sürmemişti. Sanırım onu evliliğe zorlamayacağımı anlayınca benden yardım isteme gereki hissetmişti.


Sevdaya saygımız sonsuzdu elbet. Beni istemeyeni ben hiç istemem dedim ve babamın karşısına çıkmaya karar verdim..



Nitekim, daha ben babama bu evliliği istemiyorum diyemeden herifin sevgilisi hamile kalmıştı.


Bu haberi ise hala nişan yüzüğümüzü takan adam sevgilisi ile birlikte bana müjdelemeye gelmişti. Ablacığım tamam anladık en çok senin sevgilin en çok senin bebeğinin babası olacak tamam da ne bu hız bi nefes alsaydınız dememek için kendimi zor tutmuştum.



Bu kadar istenmemek ya da hoşlanılmamak biraz garip yani tuhaf oluyormuş.


Ben, nişanlım ve onun hamile sevgilisi biz kocaman bir aileyiz modunda babama bu işin olmayacağını anlatınca elbette küplere bindi. Tamamıyla beni suçladı. Etkilemeyi ve elimde tutmayı başaramadığımı iddia etti. Şımarık ve geleceğini düşünmeyen bir kız çocuğu olduğum için yeni şirket kurma bahanesi ile sürgüne göndermeyi uygun buldu.



Babam beni sürgün etmeden önce, Afrika ve Güney Asya ülkelerine e-ticaret üzerinden kendi tasarımım olan ayakkabı ve kol saati ihracatı yapıyordum. Her şeyden önemlisi işimde özgürdüm.



Şimdi ise beton yığınları arasında, soğuk dört duvarla bakışacaktım.



Neredeyse 12 saat rötarlı uçuştan sonra jetlagın içinden geçmiş bir beyin ve vücutla Seul’e vardığımda, benim için buradaki her şeyi ayarlayan çocukluk arkadaşım Banu beni karşılamış önce kendi evine, sonra da benim yaşamam için tuttuğu eve götürmüştü.



Şimdi ise yatağımda boş boş uzanıp tavanı seyrediyordum. Gökdelen gibi bir binadaki dairemde şey aşırı teknolojikti. Daha bir gün olmadan bunalmıştım.



Uzandığım yerden tavanı izleyip düşünüyordum. Normal bir eve çıkmalıydım.



“Bu şekilde yaşayamam. Klozet konuşuyor ya.”



Daha fazla tavanı izlemeyi bırakıp kendime yarının programını yaptım. Liste başını yeni bir ev bulmak ve yarım kalmış Korece öğrenme işim için hoca ile görüşmek tutuyordu.




Aradan geçen iki haftanın ardından hala ev bulamamıştık. Korece temelimi Türkiyede attığım için geliştirmeye çabalıyordum. Konuşurken bazı hatalarım oluyordu ama onu da idare etsinlerdi artık.




Babam ben gelmeden önce şirket binasını, büyük markaların olduğu Gangnam semtinde açtırdığı için Banu da evimin burada olmasını uygun görmüş olacak ki şirkete yürüyerek gidip gelmekte hiçte zorlanmıyordum. Ama bu kadar yüksek zümre ve Kore sosyete yaşamı beni yorardı. Normal bir yer istiyordum. Itaewon’da filan olmalıydım.



Her şeyi düşünen babam ve arkadaşım benim için araba da düşünmüştü ama buranın trafiğine henüz alışamadığım için fazla binmiyordum.



Bir de geçen sabah, denemek için şöyle bir tur atmak istediğimde, bir adama çarpıyordum ki evlere şenlik. Evet hata bendeydi ama adam da podyumda yürür gibi ağır ağır yürüyordu ne yapabilirdim yani tekeri azıcık bacağına değdirdiysem.



Allah’tan hiçbir şey olmamıştı da elinden kurtulmuştum. Sanırım bir de yabancı olduğumu farkettiği için şikayet etmekten vazgeçmişti. Tuhaf bir şekilde tartıştığımız daha doğrusu ben acemi konuşmam yüzünden tartışmaya çalıştığımız süre boyuca güneş gözlüğünü de yüzünü gölgeleyen şapkasını da çıkarmamıştı. Banu’ya olan biteni anlatırken, adamı bay best model of the Kore olarak nitelendirdim.


Evet bundan sonra uyuz uyuz yürüdükleri için çarpacağım herkes best model of the Kore idi.



Bu akşam Banu benim için bir yemek düzenliyordu. Koredeki arkadaşları, Türk konsolosluğundan tanıdıkları ve benim tanıdığım herkesi çağırmıştı.



Uzun bir masanın etrafında toplanmış, tanımadığım herkesle tek tek tanışmıştım. Banu’nun nişanlısı Can, konsolosluktaki memur Ayşen abla ve eşi, Banu’nun çalışma arkadaşlarından Kim Ji Hoon ve kız arkadaşı Park Mi Hi samimi insanlardı fakat benim moralim sürgün edilmiş olmaktan mütevellit çokta yerinde değildi.



Masadan biraz uzaklaşıp, restoranın bar bölümünde bir şeyler içmeye başladım. Burası gerçekten güzel bir yerdi. Şehir de öyle ama nereye giderseniz gidin kafanızdaki huzursuzluktan kurtulmadığınız sürece. En güzel anlarınız bile zehir olur.



Ailemi özlemiştim. Sürekli geleceğimi düşünüp beni terbiye etme derdinde olan babamı, bana karşı hep mesafeli ve soğuk dursa da abimi ve yıllardır görmediğim ablamı…



Masaya doğru uzattığım kolumun üstüne başımı yan koyup, karşımda duran masadaki yeni arkadaşlarımın neşeli hallerini izlemeye başladım. Telefonumun titremesi ile daldığım masadan gözlerimi gelen mesaja çevirdim. Türkiyedeki yakın arkadaşım Derya bir sesli mesaj atmıştı.



“Nikahına beniii çağır sevgilim. İstersen şahidiiin olurum senin. Bu kadın kim diyee soran olursaa, eski nişanlım dersin sevgiliiilim.” Saçma sapan attığı ses kaydını dinlerken, gönderdiği fotoğrafla ne demek istediğini anlamıştım.



Eski nişanlım Selim ve hamile sevgilisi Zeycan nikah memurundan evlilik cüzdanını alırken fotoğraf karesine yarınlar yokmuşçasına gülümsüyorlardı.



Bizim nişanımızdan tek kare fotoğraf bile yoktu. Adi herif tüm gece somurtmuş, bana tıpkı bir vebalıymışım gibi davranmıştı. Yalan yok, ondan hoşlanmıştım.


Şu tabloyu bana borçlulardı ama teşekkürü bile çok görmüşlerdi. Yine de mutlu olsunlar, ortada bir bebek var sonuçta.



Özlemden mi, yoksa bastırdığım tüm duygularımdan mı bilinmez ekrana bakarken bir damla yaş indi gözlerimden. Normalde olsa sen “Leyla Ziyad’sın kendine gel.” deyip susmam gerekirdi ama bugün bir başka duyasaldım. Kendimi toparlamaya çalışırken, yanımdaki taburenin çekildiğini ve birinin oturduğunu farkettim. Siparişini söylerken sesi tanıdık geldi ama bir türlü hatırlayamıyordum bu sesi.



Sonunda bana dönüp “Gündüzleri Hyde geceleri ise Dr. Jekyll oluyorsun demek.” dedi.



“Ne saçmalıyorsun ya?” dedim anlamaya çalışarak. “Ayrıca o tam tersiydi.”



“Hayır sende ters çalışıyor. Gündüzleri hatalı olduğu halde üstünlük kurmak için cadı gibi çenesi düşen kadın Hyde, geceleri ise bir bar taburesinde gözyaşı döken Dr. Jekyll’a dönüyor.”



Ne demeye çalıştığını hala anlamadığımı farkedince, “ Gözlük ve şapka olmayınca tanıyamadın tabi.”deyip elini uzattı. “Bay best model of the Kore, yolda ezmekten son anda vazgeçtiğin kazazede.”



Böyle demesi ile kendimi gülerken bulmam bir olmuştu. Ben de elimi uzatıp tokalaştım.



“Leyla Ziyad, memnun oldum bay gıcık ve dikkatsiz.” Bu cümleme gülerek karşılık vermişti.



“Ayrıca, seni bilerek ezmeye çalışmadım. Bir anlık dalgınlık işte. Kusura bakma.”



“Önemli değil, bir dahaki sefere ben de seni ezmekten vazgeçerim ödeşiriz.” Dediğinde kahkaha ile karşılık vermiştim.



“Adın ne senin?” dedim merakla.



“Gerçekten bilmiyor musun?”



“Oradan bakınca yabancı olduğum anlaşılmıyor mu acaba? Nereden bilebilirim ki seni?”



Başını yere eğip güldü, “Haklısın.” Gülerken yanaklarında oluşan ince uzun gamzeler son derece dikkat çekiyordu. Buraya geldiğimden beri neredeyse her yerde esmere yakın Koreli erkekler görmüştüm. Hepsi de nedense aşırı tipsiz geliyordu bana.


Ama bu adam daha farklı görünüyordu. Sanki buralı değil gibi ama buraya da ait gibi…Epey açık tenli ve yakışıklıydı bir kere. Aşırı orantılı yüz hattı ve bir Koreliye göre daha büyük gözleri vardı. Ben onu incelerken tekrar elini uzattı.



“Park Joon Woo”



Elini tutup sıktım. “Memnun oldum Joon Woo” uzun bir bakışmanın ardından;



“ Duygusal bir gece ha?”diye sordu.



“Pek sayılmaz aslında. Biraz yorgunum sanırım.” deyip içkimden bir yudum aldım. Ne içtiğimi bilmiyordum ama içiyordum işte. Sanırım yerel bir şeydi.



“Nasıl pek sayılmaz? Senin için toplanmış neşeli bir masa ve o masayı uzaktan dolu ve dalgın gözlerle izleyen sen!!”



“Ne o falcı filan mısın?”



“Hayır, mesleki deformasyon, iyi bir gözlemciyim.”



“Gözlemcilik. Hmm. İyi para var mı?”



“Yok, onda değil de oyunculukta var.”



Başımı sallayıp tekrar önüme döndüm. Yanıma oturduğundan beri gülüyordum. Tuhaf bir şekilde hem iyi hem de kötü hissettirmişti halimi anlayan bu yabancı.



“Hallyu star mısınız ekselansları?” dedim dalga geçer bir ifade ile.



“Bir sorun mu vardı Prenses?” deyince, dönüp tekrar yüzünü incelemeye başladım.



“Beni rahat bırakabilir misin?” dedim nazikçe.



“Peki, canın ne zaman isterse bize katılabilirsin.” deyip bardağına uzandı ve kalkıp benim için toplanmış masaya doğru ilerledi.



Ardından büyük bir şaşkınlıkla bakakaldım. Yanıma gelen Banu’yu sorguya çekme zamanıydı.



“Leyla, ne zamandan beri tanışıyorsunuz?”



“Ne zaman mı? Şimdi tanıştık. Senin arkadaşın mı? Bizim masaya gitti.”



“Tanımadın mı onu?”



“Allah Allah ya tanımam mı gerekiyordu? Dönüp dolaşıp aynı soru geliyor ya. Sıkıldım gerçekten.”



“Kızım o ülkenin en popüler oyuncularından Park Joon Woo” dedi nasıl tanımazsın havasında.



“Oradan bakınca Güney Kore yerlisi gibi mi duruyorum Banu ? Nereden bileyim adam kim? Şimdi tanıştık işte Juun Wo’ muş.”



“Sakın yanında ismini böyle telaffuz etme. En nefret ettiği şeydir. Hangul telaffuzuna çok dikkat ediyor.”



“Yoo ben böyle dedim. Bi şey olmadı. Oradan bakınca cidden Kore köylüsü mü görüyorsunuz siz ya? Ne bu nasıl bilmezsin duyarları? Sıkıldım.” deyip kalkacaktım ki Banu’nun kolumdan tutup elimdeki bardağa bakması ile yerime oturdum.



“Ne içiyorsun sen?”



“Bilmem ki tüm özlemleri unutturacak bir şey olsun dedim bunu verdi.” dedim parmağımla barmeni göstererek.



Banu ile masaya geçmiş, sonradan gelen yabancı ve Can’ın üniversite anılarını dinliyorduk. Demek ki okul arkadaşlarıydı. Evet bunu çözmem büyük başarı. Aferin bana.



Joon Woo telefonda Can’nın burada olduğunu öğrenince uğrayıp bir selam vermek istemişti. Ve büyük sürpriz ben olmuştum.




Let Aforizmiks know what you thought about this chapter!
Love this

0

Love this

Funny

0

Funny

Spicy

0

Spicy

Suspenseful

0

Suspenseful

Emotional

0

Emotional

Profound

0

Profound

Heartwarming

0

Heartwarming

Shocking

0

Shocking

Good Writing

0

Good Writing

Compelling Plot

0

Compelling Plot

Great Character

0

Great Character

Strong Dialog

0

Strong Dialog

Further Recommendations

The zatorian

ktkirata: The story is really interesting. How the character described in the story is like you can see them and picture how they move, talk and feel in the every plots. Well done writer and keep it up.

Read Now
The Orc's Pet

JyotiRekha: Great plot Describe the life of orcos moe

Read Now
Mystic Wolf

bushbaby: I love the slightly different spin on the were-world and I love love love reading Jaspers story splashed in-between. I honestly did not love Dev, he had no character growth and no arc I just didnt like who he is as a person and that made it hard to keep going about half way through. Without Jaspers ...

Read Now
Crowned in Blood: Fated to the enemy

Ankica: I like everything, recommend to my friends, plot is interesting, main female character is great

Read Now
Called by the Alpha

Amy: Good story. Interesting characters and plot.

Read Now
Bear Roberts

Aditi: I loved the story. Good job Sophie!

Read Now
The Grumpy Next Door

Little Shri: Okay, I absolutely loved the grumpy-sunshine dynamic here! 😭 Suzy’s chaotic, funny energy and Logan’s serious, grumpy personality were such a fun combination.Their chemistry, the little moments, and all the banter had me smiling more than I expected. 😂 I also loved the way the kids brought them cl...

Read Now
Half-Claimed

Stardust: I absolutely loved your writing style and the story was great as well. Generally I love the stories where there is love interaction between the characters but in this one without any explicit love scenes or even the explicit feelings,it really captured the attention well. I couldn't keep the book do...

Read Now
His Silent Luna

Sharda: I really like the author's style. A lot of people make these novels into junk, but this one had a good plot.

Read Now